Daha da geç olmadan
Dönemin Başbakanı Şemsettin Günaltay başkanlığındaki Bakanlar Kurulu’nun 9119 sayılı kararı, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 6 Nisan 1949 tarihli onayıyla Resmî Gazete’nin 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 numaralı sayısında yayımlandı. Böylece, Türkiye Cumhuriyeti de Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin taraflarından birisi olarak o tarihten itibaren hükümlerine uyacağını ilan etmiş oldu. Ancak, Hükümet yalnızca bununla yetinmemiş, Bildirge’nin önsözü dâhil olmak üzere, eğitim kurumlarında okutulması ve yorumlanması, radyo ve gazetelerde olumlayan yayınlar yapılmasına da aynı kararda yer vermiş.
Bu kararın hükmünü kaldıran herhangi bir karar bulunmamasına rağmen, günümüzde olduğu gibi o tarihten sonra da “idarenin sürekliliği” ilkesi unutulduğu için olsa gerek eğitim, öğretim yıllarımda Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi konusunun herhangi bir derste konu olarak dahi geçmesine tanık olmadım. Ta ki sağlık hakkı mücadelesiyle tanışıp, ilgilenmeye başladığım 80’li yılların sonuna kadar bildirgenin varlığından haberdar değildim. O günlerde Bildirge’nin tam metnini ilk defa okuma, anlamaya çalışma gereksinimi duydum. Zaman içinde de “barış içinde yaşama hakkı”, “sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı” gibi önemli başlıklarda eksiklikleri olduğunu fark etmiştim.
İki dünya savaşı ve arasında hayata geçen Avrupa’nın sınırlarını aşıp insanlığa tehdit haline gelen faşizm(ler) sonrasında, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 10 Aralık 1948 tarihinde gerçekleştirilen 183. oturumunda, 217 sayılı karar olarak kabul edilen Bildirge’nin hâlâ “eskimemiş” gerekçesine, aşağıda 1949 yılında Resmî Gazete’de yayımlanmış halini paylaştığımız, önsözünde yer verildi.
“İnsanlık ailesinin bütün üyelerinde bulunan haysiyetin ve bunların eşit ve devir kabul etmez haklarının tanınması hususunun, hürriyetin, adaletin ve dünya barışının temeli olmasına, İnsan haklarının tanınmaması ve hor görülmesinin insanlık vicdanını isyana sevk eden vahşiliklere sebep olmuş̧ bulunmasına, dehşetten ve yoksulluktan kurtulmuş̧ insanların, içinde söz ve inanma hürriyetlerine sahip olacakları bir dünyanın kurulması en yüksek amaçları olarak ilan edilmiş̧ bulunmasına, İnsanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunmasının esaslı bir zaruret olmasına, Uluslararasında dostça ilişkiler geliştirilmesini teşvik etmenin esaslı bir zaruret olmasına, Birleşmiş̧ Milletler halklarının, Antlaşmada, insanın ana haklarına, insan şahsının haysiyet ve değerine, erkek ve kadınların eşitliğine olan imanlarını bir kere daha ilan etmiş̧ olmalarına ve sosyal ilerlemeyi kolaylaştırmaya, daha geniş̧ bir hürriyet içerisinde daha iyi hayat şartları kurmaya karar verdiklerini beyan etmiş̧ bulunmalarına, Üye devletlerin, Birleşmiş̧ Milletler Teşkilatı ile işbirliği ederek insan haklarına ve ana hürriyetlerine bütün dünyada gerçekten saygı gösterilmesinin teminini taahhüt etmiş̧ olmalarına, Bu haklar ve hürriyetlerin herkesçe aynı şekilde anlaşılmasının yukarıdaki taahhüdün yerine getirilmesi için son derece önemli bulunmasına göre, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu,İnsanlık topluluğunun bütün fertleriyle uzuvlarının bu beyannameyi daima gözönünde tutarak öğretim ve eğitim yoluyla bu haklar........
