menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gazeteci susturmak isteyenler artık daha fütursuz!

26 1
21.01.2026

Türkiye kamuoyunu tek sesliliğe mahkûm etmek isteyenler ve çoğulcu medyaya göz dikenler, 2025 yılında toplumun haber alma kanallarını sekteye uğratmak için, yargıya müdahale oluşturan çıkışlar da dahil, elindeki tüm imkanlara başvurdu.

Mart 2025’teki İstanbul Saraçhane eylemlerini izleyen foto muhabirlerin, “Cumhurbaşkanını tehdit” suçlamasıyla sonradan mahkûm edilen Fatih Altaylı’nın, TELE1’e kayyım atandığı süreçte “casusluk” ile suçlanan Merdan Yanardağ’ın ve hukuksuzluk iddialarını gündeme getiren Furkan Karabay’ın tutukluluğu da, iktidarın toplumsal söylem dayattığı bir dönemde yaşandı.

2025 yılında dört kez yayımlanan BİA Medya Gözlem Raporları, geçen yıl en az 29 gazetecinin (Elif Akgül, Yıldız Tar, Yasin Akgül, Zeynep Kuray vs) tutuklandığını, diğer üçünün (İsmail Saymaz, Özlem Gürses, Ender İmrek) aylarca ev hapsinde tutulduğunu, onlarcasının da seyahat özgürlüğünü çiğneyecek şekilde adli kontrole tabi tutulduğunu gösterdi.

BirGün gazetesi yetkilileri, Halk TV ekibi, Medyascopetv yetkilisi Ruşen Çakır, YouTube “Onlar” ekibinden Timur Soykan, Murat Ağırel ve Barış Terkoğlu, Semra Pelek ile bianet editörü Tuğçe Yılmaz’ın da aralarında olduğu 58 gazeteci ya gözaltına alındı ya da polis zoruyla ifadeye götürüldü.

Medya temsilcisinin yerel mahkeme, İstinaf, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi süreçlerini de işleyen Raporlar, yıl bazında ortalama olarak yargılanan 150 kadar gazeteciden 28’inin Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Terörle Mücadele Kanunu (TMK) uyarınca toplam 45 yıl 7 ay 26 ay hapis (3 yıl 2 ay 1 gün ertelemeli olmak üzere) ve 52 bin 190 TL de adli para cezasına mahkûm edildiğini, 41 gazeteci ve karikatüristin de beraat ettiğini gösteriyor.

Toplumsal eylemleri izleyen habercilerin “Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet”ten yüz yüze kaldığı davalar da görüldükçe, keyfiliği tescil edecek şekilde, beraatle sonuçlanıyor.

Deniz Yücel ve Charlie Hebdo davalarından sonra şimdi de Dagens ETC gazetesi muhabiri İsveçli Joakim Medin’in tutukluluğu ve mahkûmiyeti, 2025’te “Cumhurbaşkanı’na hakaret” düzenlemesini bir kez daha uluslararası plana taşıdı. Türkiye yargısı, AİHM’in Ekim 2021’de Türkiye aleyhine verdiği “Vedat Şorli” mahkûmiyetine rağmen, Adalet Bakanlığı’nın sağladığı izinlerle, 20’yi aşkın gazeteciyi yargılamaya devam etti; ikisini (Joakim Medin, Furkan Karabay) ise TCK’nın 299. maddesinden mahkûm etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 yılı aşan görev süresinde TCK 299’dan hapis veya para cezasına (kimisi ertelemeli) mahkûm edilen gazeteci sayısı 80’i buldu.

Raporlar, ekonomik olarak zayıflayan bağımsız gazeteciliğin, iktidar kontrolündeki Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) gibi “bağımsız düzenleyici” olması beklenen kurumların ekonomik yaptırımlarıyla tasfiye edilmeye çalışıldığını gösteriyor.

2025’te RTÜK, haber, tartışma programı ve benzeri yayınlardan TV kuruluşlarına toplam 32 milyon 820 bin 709 TL ceza keserken, kayyım atanan TELE1 sayılmazsa, Halk TV ve Sözcü TV’yi de lisans iptal sınırına getirdi. RTÜK’ün CHP kontenjanından seçilen üyesi İlhan Taşçı, 2025’te eleştiren kanallara 52 ceza verilirken iktidara yakın kanallar için tek bir rapor hazırlanmadığını bildirdi.

Anayasa Mahkemesi (AYM) 5651 sayılı İnternet Kanunu’nun “kişilik hakları ihlali” maddesini 10 Ekim 2024 itibarıyla yürürlükten kaldırdıysa da Sulh Ceza Hâkimlikleri, 2025 boyunca, konusu ister “yolsuzluk” isterse de “kişilik hakları” olsun, gazetecilik içeriklerini “milli güvenlik ve kamu düzenine tehdit” sayarak en az 81 haber ve gazetecilik içeriğini hedef alarak sansürünü sürdürdü.

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu lehine gerçekleştirilen eylemleri sırasında internetin kısıtlanmasına dönük bant daraltmanın devreye sokulduğu ve Bolu Kartalkaya yangınıyla ilgili yayın yasağının işletildiği 2025’te, KaosGl, bianet, Artı Gerçek, MedyaRadar ve LeMan siteleri; Can Dündar ve Fatih Altaylı’ya dair YouTube hesapları ile Altan Sancar, Ali Macit, Amberin Zaman, Metin Cihan ve Erk Acarer gibi ülke içinden ve dışından veya sürgünden birçok gazetecinin X hesabı için “milli güvenlik ve kamu düzeni” adına erişim engeli kararı alındı.

Avrupa Birliği, Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası (EMFA) ve Dijital Yasa gibi düzenlemelerle medya çoğulculuğu, kamu yayıncılığı, sosyal medya platformları ve telif hakları pozitif yönde düzenlemek için adım atarken Türkiye’de yetkililerin, gazetecilik sektörünü Yapay Zeka ve sosyal medya platformları boyutlarıyla birlikte düzenlemeye kavuşturmada bir inisiyatifi bulunmuyor. Siyasi ve yasal baskılardan sonra medyanın ekonomik kırılganlığıyla ağır şekilde yüzleştiği Türkiye, 180 ülkeli Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) 2025 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 159. sırada yer alıyor.

Kayyım atanan TELE1 kanalının genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ, “casusluk” iddiasıyla tutuklandığı 26 Ekim 2025’ten bu yana iddianamenin çıkmasını bekliyor. Enver Aysever’in sağcılık eleştirisi de, “kin ve düşmanlığa tahrik” sayılarak tutuklama gerekçesi yapıldı. Nevşehir’de “haraç” iddialarını gündeme getiren gazeteci Can Taşkın da 1 Eylül’den beri tutuklu. RSF’ye göre Türkiye, yıl içinde “tutuklama-tahliye” mekanizmasının en hızlı işleyen ülkeler arasında yer alıyor.

2025 yılında Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, gazetecilerin sorduğu soruları “Bir şey diyemem, o mahkemelerin iş” diye keserken Fatih Altaylı, LeMan dergisi çalışanları ve Merdan Yanardağ’ın tutuklandığı süreçte iktidar makamlarının kamuoyu önünde veya sosyal medyada yargıya etki edebilecek ve kamuoyuna gözdağı anlamına gelebilecek çıkışları vardı. 2025, gazetecilerin “Cumhurbaşkanı’nı tehdit” veya “casusluk” gibi sıra dışı suçlamalarla hedef alındığı ve uzun süre mahpus bırakıldığı yönleriyle de öne çıktı.

2025 yılında en az 28 gazeteci (Murat Ağırel, İsmail Arı, vs) ve iki yayın kuruluşu (Evrensel ve LeMan) saldırıların hedefi olurken 10 medya temsilcisi de (Şule Aydın, Evrim Deniz ve Şehriban Aslan vs) çevrimiçi veya sokakta tehditlere maruz kaldı.

Yerel medya temsilcilerine yönelik siyasi nitelikli tehdit ve saldırılar endişe yaratırken Evrensel gazetesinin İzmir bürosunun kurşunlanması zihinleri, 90’lı yılların karanlığına taşıdı. Kadın gazeteciler de, haber ve görüşleri nedeniyle çevrimiçi alanda ve cezasızlık ortamında, cinsiyetçi saldırıların ve tehditlerin hedefi olmayı sürdürüyor.

Gazetecilik meslek örgütleri, gazeteci ve çevre belgeselcisi Hakan Tosun’un (50) 10 Ekim 2025 akşamı İstanbul’da saldırıya uğramasının ardından hayatına kaybetmesiyle ilgili tüm boyutların ortaya çıkarılmasını talep etti.

Anayasa Mahkemesi (AYM), 2025 yılında “basın ve ifade özgürlüğünün ihlali” olarak değerlendirdiği başvurularda Murat Aksoy, Hayko Bağdat, Hasan Cemal ve Tuğçe Tatari, Aydın Gelleci ve Evrensel gazetesine hak verdi. Yüksek Mahkeme, bu başvurular kapsamında, idarenin mahkeme gideri dahil 385 bin 980 TL tazminat ödenmesine hükmetti.

AYM, kayyım atanan TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın iki yıl önce PKK lideri Abdullah Öcalan ile ilgili sözleri nedeniyle 100 gün tutuklu kalmasını 166 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesi hükmüyle mahkûm etti. Ancak karar, gazetecinin 26 Ekim 2025’te bu kez “casusluk” iddiasıyla yeniden hapsedilmesine engel olamadı. Diğer yandan AYM, gazeteci Ragıp Duran’ın Özgür Gündem ile sembolik dayanışmasına verilen hapis cezasına ilişkin başvurusunu oybirliğiyle kabul edilemez buldu.

Gazeteci Uğur Mumcu’nun aracının altına 24 Ocak 1993’te bomba yerleştirerek ölümüne neden olan kişi olarak gösterilen ve İnterpol aracılığıyla arandığı iddia edilen Oğuz Demir’in yargılanması, Mumcu Ailesi ve avukatlarının ısrarı ve çabalarıyla yön alabiliyor. 9 Şubat’ta sürecek davada, Avustralya’da olduğu açıklanan bombacı ve ailesinin bulunduğu yer 32 yıl sonra araştırılıyor.

Gazeteci ve barış insanı Hrant Dink 19 yıl önce öldürüldüğünden beri Trabzon’daki Pelitli Grubu, cinayette görev ihmali gösteren ve “FETÖ adına” cinayete zemin hazırlayan güvenlik görevlileri yargılandı ancak gazetecinin cinayet öncesi tehdit edilmesi ve hedef gösterilmesiyle ilgili kimse hesap vermedi. Nitekim, soruşturmalarda korunan, yargılanmayan, yargılansa da beraat eden birçok kamu görevlisi ve mülki amirle ilgili AİHM ve Anayasa Mahkemesi nezdinde yapılmış başvurular bekliyor.

Yıl içerisinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) gazetecilik haklarına yönelik olarak, TRT’de başkameraman olarak çalışan Binali Erdoğan’ın, “Cumhurbaşkanına hakaret” gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmasına dair başvurusunda, idarenin 7 bin 600 Avro ödemeye mahkûm edildiği bir dosya tespit edilebildi.

2025’te ekonomik kriz veya yeniden yapılanma gerekçeleriyle yüzlerce medya çalışanı istifa etmek zorunda kaldı veya anlaşmalı olarak görevinden ayrıldı. Ancak TELE1’e kayyım atandığı veya editoryal çizgiden kaynaklandığı izlenimi veren şartlarda en az 70 medya çalışanının işsiz kaldığı tespit edildi.

(EÖ/HA)

Celal Başlangıç’ı böyle bir gündemle buluşarak anmaktan daha doğru bir şey olamazdı herhalde, bu fikri üretenler ve emeği geçenlere teşekkürler öncelikle, ayrıca bana bu çerçeveleyici konuşmayı yapma onuru verdiğiniz için de teşekkürler.

Öncelikle niçin barış gazeteciliği, daha doğrusu önemli bir nüansla, BİA olarak bizim “hak odaklı-adil barış odaklı” olarak adlandırdığımız gazetecilik üzerinden Celal Başlangıcı anmak çok önemli bunu cevaplamaya çalışayım. Bunu da bizzat Celal’in yaptıkları ve de üzerine tekrar tekrar düşünmek üzere bize bıraktıkları üzerinden açıklamaya çalışacağım.

Celal Başlangıç bugün yaşasaydı haberciliğini nasıl adlandırırdı bilmiyorum ama, ben onun “hak odaklı barış gazeteciliği” yaptığını, onun gazeteciliğine dair en doğru adlandırmanın bu olacağını düşünüyorum. Ve bugün açmaya çalışacağım tartışmanın ilk kısmını bu yüzden, önemli olduğunu düşündüğüm bir farka, “barış gazeteciliği” ile “hak odaklı barış gazeteciliği” veya “adil barış odaklı gazetecilik” arasındaki farka ayıracağım, bunu yaparken de Celal’in özellikle 1990’lı yıllarda yaşanan hak ihlallerini belgeleyici haberlerine ve sonrasında yazdığı kitaplara referans vereceğim.

Çünkü aslında tam da, iki gazetecilik yaklaşımı arasındaki ufak gibi görünen ancak önemli farkı konuşmamız, tartışmamız gereken bir zamandan geçiyoruz ve bu aslında sadece gazetecilik ile ilgili değil, barışın koşulları ve demokrasinin güçlenmesi ile de ilgili bir tartışma. Adı “Terörsüz Türkiye” olarak konulan ve iktidar ortakları tarafından aslında negatif barış yaklaşımını temsil edecek şekilde tanımlanan bir süreç yaşıyoruz ve hükümet yanlısı medya -tıpkı 15 yıl önce olduğu gibi- iktidardan yana olmaktan başka pusulası olmayan tavrını bize, yine neredeyse “barış gazeteciliği” olarak sunmak üzere ve bu geçmişin ve şimdinin hak ihlallerini görmezden gelen hatta meşru kılan bir gazetecilik. Muhalif medya ise öncelikli olarak hükümet karşıtı olmak üzerine kurulu yaklaşımıyla (pozitif/negatif anlamlarıyla) barışı öncelikli hedef koymamakla birlikte -haklarını yemeyelim- hak ihlallerinin katlandığı bu dönemde, toplumsal cinsiyet, çocuk, işçi, emekli hakları odaklı habercilik yapmaya çalışıyorlar. Yani birinci deneyimde barış gazeteciliği yapıldığı da kuşkulu olmakla birlikte hakları ağzına alan yok, ikincisinde ise daha müphem sınırlarda dolaşmak üzere, barışı. Alternatif/bağımsız haber medyası ise bütün iyi niyetliliği ile hak odaklı barış gazeteciliğini hayata geçirmeye çalışıyor, zor bir var olma savaşı verirken, ya başarılı ya da yeterli olamıyor.

O halde en başından söyleyeyim, ne mevcut hak ihlalleri karşısında tavır almayan iktidar........

© Bianet