Kaygıyı birlikte yenmek
Günlerdir içimde bir kaygı var. Büyüdükçe büyüyor. Yüzleşmek istemiyorum kaygıyla neme lazım mücadeleci yapıma zarar verir. Yine de düşünmeden edemiyorum. Zarar vermiş ki bu kaygıyı yaşıyorum. Sıradan olan bir işin sıradanlıktan çıkma kaygısı. Fark ettim ki sıradan olma hakkına susadığım kadar sıra dışı düşünüp onu yazıya dökmeye de susamışım. Her gün yinelenen saçmalıklar, sürekli aynı şeyleri düşünüp aynı şeyleri yazıp çizmemize neden oluyor. Bu da yazın faaliyetini verimsiz bir döngüye dönüştürüyor.
Bazen yazıya yabancılaştığımı hatta kendime yabancılaştığımı hissediyorum. Çünkü yazmak istediğim bambaşka şeyler var ve kendini dışa vurmak için zihnimi zorluyor. Hevesle klavye başına geçeceğim zamanı bekliyorum. Sonra mı? Yine saçma bir ayrımcılığa tanık oluyorum ve dillendirmekten dilimde eskiyen ayrımcılık türlerini tekrar tekrar yazmak zorunda kalıyorum.
Birisi bir müze gezisi sırasında Braille tanıtımlar ve sesli betimleme görünce yanındakine “görme engelliler için görsel sanatlar bir anlam ifade ediyor mu” diye sormuş.
Sıradan bir alışveriş
Sonra soruyu bana sordular. İnanılmaz bir keyif aldım. Yeti çeşitliliğimle ilgili bir şey anlatacaktım ve anlattığım şey nerede nasıl bir ayrımcılığa maruz bırakıldığım olmayacaktı. Çok mutlu oldum. Daha önce de üzerine düşündüğüm ve üzerine kalem oynatmayı çok sevdiğim sanat, görsellik ve körlük üzerine felsefi bir şeyler karalayacaktım. Soru düşünsel rutinimi bozmuş beni kendime getirmişti. Sonra yine olan oldu.
Evde bir eşya yenilememiz gerekiyor ve alışveriş benim imzama ihtiyaç var. İçime bir şey oturdu. Düşünsel rutinim yine sağlamcılık temelli bir ayrımcılığa maruz bırakılma ihtimaliyle bozuldu. Günlerdir onu düşünüyorum. Alışveriş yapacağım yer, körlere şahitsiz ürün satmamasıyla ünlü bir yer.........
