Portekiz seçimlerinden Avrupa’ya iki önemli mesaj
Portekiz’in 2026 cumhurbaşkanlığı seçimi, ülkenin siyasi manzarasını net bir şekilde gözler önüne serdi: İlk turda parçalanmış bir merkez, ikinci turda ise sosyalist siyaset –ya da ülke siyasi elitlerinin deyimiyle demokrasi– ile radikal sağ arasında sanki bir referanduma dönüşmüş bir ortam izlenimi verdi.
18 Ocak’ta gerçekleşen ilk turda, Sosyalist Parti’nin (PS) adayı António José Seguro oyların yaklaşık yüzde 31’ini alarak birinci sıraya yerleşmişti. Bu oran, geleneksel merkez solun hâlâ en büyük siyasi blok olduğunu gösterse de eskisi gibi rahat çoğunluklar elde edemediğini de açıkça ortaya koydu. Özellikle ülkenin güney bölgelerinde artan sığınmacı ve mülteciler halkta rahatsızlık oluşturduğu için son yıllarda aşırı sağ oylarını artırmaktaydı. İlk turda CHEGA (Yeter) adlı bu sağcı partinin lideri André Ventura ise yaklaşık yüzde 23-24 oy oranıyla ikinci tura yükseldi. Bu sonuçlar, Portekiz’in faşizm sonrası tarihinde bir aşırı sağ adayın cumhurbaşkanlığına bu denli yaklaşması anlamına geliyordu. Ventura’nın kampanyası, “yeter artık” duygusuna dayanıyordu; düzen partilerini yolsuzluk, elitizm ve göç politikaları üzerinden sert bir dille hedef alıyordu. Bu söylem, ekonomik güvensizlik ve kurumsal yorgunluk içinde olan seçmen kesimlerinde güçlü bir yankı buldu. Giderek yükselen sağ, Ventura’nın oylarındaki artışla da görülebilir: 2021’de pandemi etkisiyle ve sağlık sektörü yetersizlikleri gölgesinde geçen seçimlerde António Costa’nın sosyalist hükümetiyle işbirliği halindeki merkez sağcı aday Marcelo Rebelo de Sousa oyların yüzde 60’ını alarak kazanmıştı. SP’nin desteklemediği bağımsız aday Ana Gomes yaklaşık yüzde 13 oy alırken André Ventura da oyların yüzde 11,90’ını almayı başarmıştı.
Bu seneki seçimlerde Liberal Iniciativa’nın adayı João Cotrim Figueiredo’nun yüzde 15 civarındaki oyu, sağ kanadın da kendi içinde bölünmüş ancak dinamik olduğunu gösterdi. Bağımsız aday, eski Amiral Henrique Gouveia e Melo’nun çift haneli oy (yüzde 12,32) almasına rağmen yarış dışı kalması ise “parti dışı teknokrat kurtarıcı” beklentisinin sandıkta karşılık bulmadığını kanıtladı.
En çarpıcı noktalardan biri, merkez sağın ana temsilcisi Sosyal Demokrat Parti’nin (PSD) ikinci turda fiilen temsil edilmemesiydi. Başbakan Luís Montenegro’nun partisi ne Seguro’ya ne de Ventura’ya açık destek vereceğini açıklayarak sağ seçmeni serbest bırakmış, ancak sorumluluk almaktan da kaçınmıştı. Eğer PSD ikinci turda sağcı aday Ventura’yı destekleseydi sonuçlar farklı olabilirdi.
8 Şubat’taki ikinci tur, rakamlardan ziyade semboller üzerinden okundu. Bir yanda demokratik değerleri temsil eden, ılımlı ve uzlaşmacı bir sosyalist aday; diğer yanda kurumları hedef alan, “düzeni yeniden sağlayacağını” iddia eden popülist bir aşırı sağ lider. Sandık, yalnızca “Kim cumhurbaşkanı olacak?” sorusunu değil, “Demokrasinin sınırları nerede?” sorusunu da oyladı. Ventura kampanyasında sık sık “Roman karşıtlığı” yapmış, hatta onları Auschwitz gibi kamplarda toplamaktan bile bahsetmişti. Önceki seçimlerde açıkça siyah düşmanlığı (Guinea asıllı milletvekili Katar Moreira’yı ülkeden kovmaya çalışması), sayıları oldukça az olan Müslümanları hedef alarak İslam düşmanlığı söylemleri ve cinsel suçluların kimyasal yöntemlerle hadım edilmeleri gerektiğini söylemesi onun ceza sisteminde ne kadar sert olabileceğini göstermişti. Elbette bu sertliği göçmenlere de göstereceğini haykırması onun seçim vaatleri arasındaydı. Bu kampanya karşısında ılımlı bir söylemi benimseyen merkez sol adayı António José Seguro’nun kazanması sürpriz sayılmazdı.
Nitekim, sonuç oldukça netti. Çıkış anketlerine ve kısmi sonuçlara göre Seguro, yüzde 67 bandında oy alarak Ventura’yı ezici bir farkla yendi. Ventura ise tüm ivmesine rağmen yüzde 33 aralığında kalarak, geniş bir toplumsal koalisyon kuramayan, daha dar ve öfkeli bir tabanı temsil ettiğini gösterdi. Bu büyük fark, Portekiz toplumunun cumhurbaşkanlığını sistemle çatışan değil, sistemi dengeleyen ve koruyan bir “sigorta” mekanizması olarak görmeye devam ettiğini kanıtladı.
Bu seçim, 1976’dan beri yalnızca ikinci kez ikinci tura kalan bir cumhurbaşkanlığı yarışı olması bakımından da tarihi nitelik taşıyordu.........
