menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Moda ve çocuk

12 0
28.03.2026

Mart ayı bitiyor, ilkbahar kendini iyiden iyiye hissettiriyor. Bu senenin ilkbahar-yaz çocuk modası hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Ne düşüneceğiz, modamız eksikti düşünecek, hem çocuğun modası mı olurmuş!” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız, ben de bu çelişkiyi anlatmaya çalışacağım.

Kumaştan, dikişten çok anlamam. “Moda nedir?” sorusunun cevabı benim için basittir, insanın kendine yakışanı giymesidir. Ancak günümüz dünyasında cevap bu kadar basit ve masum verilememektedir. Bir tekstil terimi gibi görünse de derin sosyolojik ve psikolojik meselelerin başlığıdır moda. İnsanlara neyi beğeneceklerini, nasıl görüneceklerini, hatta nasıl olmaları gerektiğini fısıldayan güçlü bir sektörel araçtır.

Kapitalizm, bitmek bilmeyen kâr ve tüketme hırslarıyla, önce “mükemmel kadın” algısını yarattı, sonra “kusursuz erkek” beklentisi moda edip koydu önümüze. Bugün artık, en savunmasız olanlara, çocuklara kadar gözünü dikmiş görünüyor.

KALIPLARA SOKULAN ÇOCUKLAR

Çocuk kıyafeti dediğimiz şeyin temelinde ihtiyaç vardır. Rahatlık, saflık, sağlık, doğallık… Pamuklu, nefes alan kumaşlar, hareket özgürlüğü, oyuna elverişlilik… Meselenin bu kadar basit olması gerekir. Ancak günümüzde çocuk giyim sektörü, ihtiyaçtan çok “istek” üzerinden şekillenmektedir. Küçük kız çocukları “minik kadınlar”, erkek çocukları ise “yakışıklı”, “karizmatik” olma kalıplarına sokulmaktadır. Çocuklara çocuk gibi bakılmamaktadır.

İstek, piyasa mekanizmasının en güçlü silahıdır. Çocukların istekleri sınırsız ve kolay yönlendirilebilir. Ebeveynlerinkiyse başlangıçta “çocuğu mutlu etme” arzusundan kaynaklanır, kontrol edilemediğinde rekabet, özenti, yetersizlik kompleksine kadar iş varır. Piyasa için bütün bunlar ekonomik çarkların dönmesini sağlayan motorlardır. Çocuk, tüketim zincirinin en kullanışlı halkalarından sayılır.

Meselenin bir de “ikon olma” boyutu vardır. Sosyal medyada örneğin, çocuklar moda üzerinden fenomen, “influencer” olmaya yönlendirilmektedir. Bugün yetişkin modasında “trend” olan ne varsa, çocuklara da uyarlanmakta ve bunlar en yaygın en kolay, sosyal medyadan reklam edilip özendirilmektedir. Küçücük çocukların kamera karşısına geçip ürün tanıttığı, kıyafet kombinleri sunduğu, makyaj yaptığı videolar her yerden karşımıza çıkmaktadır.

Oyun oynaması gereken yaşlarda çocuklar “moda ikonu” olma peşinde, izlenme, beğenilme, takipçi sayılarıyla ölçülen bir dünyanın pazarlanma ve vitrin malzemesi olarak öne çıkmaktadır. Çocuklar yalnızca tüketen değil, aynı zamanda tüketimi teşvik eden küçük aktörlere dönüşmektedir. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel bir dönüşüme, çürümeye işaret etmektedir.

DAYATMALAR SAFLIĞI YOK EDİYOR

Çocuk dediğimiz varlık, dünyayı en yalın haliyle algılayan, başkalarının ne düşündüğünü umursamayan, olduğu gibi var olandır. Çocukluk, kendin olabilmenin, rol yapma zorunluluğu hissetmemenin en saf halidir.

Gerçekten ihtiyaç duymadıkları ürünler, kimlikler ve roller giydirilen çocuklarda, işte o saflık yok edilmektedir. Sözde moda kıyafetler, kozmetik ürünler, “tarz olma” iddialarıyla küçücük çocuklara layık olmadıkları, hak etmedikleri kimlikler dayatılmaktadır.

Bir çocuğun doğallığını, mutluluğunu değil de üzerindeki markayı, kombinini, “stilini” konuşur hale gelmek ne acıdır! Ve tercihlerin değil yönlendirmelerle dayatmaların sonucudur. Çocukluğun o masum, kendiliğinden var olan doğası, kâr hırsına kurban edilmektedir. Çocukluk kurban edilecek veya tüketilecek bir dönem değil, korunacak bir değer olmalıdır.

Sormamız gereken soru şudur. Çocuk modası, daha doğrusu moda kimin için veya ne için vardır? Çocuklarımızı giydirirken, büyütürken, görünür kılarken onları mı düşünmeliyiz, bize dayatılanları mı?


© Aydınlık