Karayip Devletleri Birliği kulağa nasıl geliyor?
Karayipler bölgesini bilirsiniz. Kuzeyinde ABD, batısında Meksika, güneyinde Venezüella olan büyükçe bir deniz. Karadeniz’in yedi katı büyüklüğünde.
Karayiplerde 7000’den fazla ada var, bu adalarda çok sayıda ülke var; kimi tam bağımsız, kimi ise Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin kolonisi olan ada ülkeleri. Bu bölgede İspanyolca, İngilizce, Fransızca, Flemenkçe gibi koloni ülkesi dilleri ağırlıklı konuşuluyor. Toplam bölge nüfusu 45 milyon.
Bölgenin en büyük ülke sıralaması: Küba, Haiti, Dominik.
Nüfus sıralamasına göre ise: Haiti, Dominik, Küba. (Kabaca her biri 11 milyon civarı.)
Ekonomik büyüklüğe göre ise: Küba, Dominik, Puerto Rico.
Toplam 13 bağımsız ülke var, kolonileri de sayarsak ülke sayısı 30’u aşıyor.
Guyana açıklarında derin denizde büyük petrol bulundu; bu yüzden ekonomisi çılgın büyüyor. Onu hariç tutarsak Karayiplerin ortalama yıllık ekonomi büyümesi %2,5 civarında, yani vasat. Guyana’yı da eklersek %4,2 oluyor.
Bölge nüfusu azalan hızda büyüyor, yıllık %0,4 civarı. Muhtemelen 10 seneye kalmaz nüfus büyümesi sıfırlanır. Ortalama yaş 31 civarında; yani Avrupa’dan ve ABD’den önemli ölçüde gençler.
O civarlarda Küba ve Florida bölgesini gezme şansım olmuştu. Küba, dünyada gördüğüm en iyi ve sıcak denize ve en güzel kumsala sahip ülkedir. İspanyolcasız fazla turist olarak kalıyorsunuz, bir gün İspanyolca öğrenebilirsem tekrar gideceğim. Denizi ve plajları Florida ve Miami bölgesi ile mukayese kabul etmez. Yani ne yalan söyleyelim, Karayipler bölgesini Allah özene bezene yaratmış. Bölgeyi görünce insan Barbaros Hayrettin Paşa’ya ve Osmanlı sultanlarına öykünmeden edemiyor; iki gemi gönderememişler mi buralara… Neyse, iş başa düştü.
Bu bölgedeki insanlar ve ülkeler maalesef hayli fakir durumdalar. Ada ülkelerinin, hele ki politik olarak bu kadar parçalı oldukları zaman, ölçek ekonomisi, maliyet etkin ve hızlı çalışan bir tedarik zinciri geliştirmeleri imkânsız. Hâliyle dünya ekonomileri arasında rekabetçi değiller; yeterli ürün miktarı ve çeşitliliğini üretemiyorlar. İş gücü var ama sermaye yok, altyapı yetersiz. Ülkeleri cennet gibi ama gençler kapağı gelişmiş ülkeye atmanın derdindeler. Bunlar içinde de en sıkıntılısı, kalabalık nüfusu ve fakirlik vaziyeti ile Haiti. Bir zamanlar nasıl Somali tamamen yıkılmış, parçalanmış, umutsuz bir devletti, Haiti de benzer durumda. Bölge ülkelerinin çoğuna bazı gelişmiş ülkeler tarafından maalesef amele pazarı muamelesi yapılıyor ve her türlü sömürü düzeni mevcut. Gelelim asıl konumuza.
Bu bölgedeki yüzlerce adanın ve onlarca ülkenin, gevşek dahi olsa (tercihen güçlü) bir politik birlik altına girmesi durumunda hızlı bir ekonomik kalkınmanın oluşması, bölgenin amele pazarı muamelesinden ve ABD’nin bozguncu etkisinden kurtulması mümkün. Bu ülkeler birlik olabilirlerse ABD’nin de bölgede gücü azalacaktır. Parça parça ada ülkeleri ile uğraşmak, onları yönetmek çok kolay ama birleşebilirlerse; ortak gümrük tarifeleri, ticaret, sanayi politikaları, vize rejimleri, savunma politikaları uygulayabilirlerse işler dramatik ölçüde değişir.
Bu bölgede çeşitli ada ülkelerinin üye olduğu çeşitli politik ve ekonomik birliktelikler mevcut ama ölçek yeterli değil. Malum, her ada ülkesi birbiri ile çok iyi geçinemiyor. Kimi sosyalist gelenekten gelmiş, kimi vergi cenneti olmuş liberal gelenekten geliyor; ekonomik, nüfus ve doğal kaynak dinamikleri farklı. Sömürge dilleri de farklı olabiliyor. Ama büyük ölçüde bir ortak hareket etme, dayanışma arzusu ve ortak kader algısı bölge genelinde mevcut. Daha kapsayıcı, daha ciddi politik örgütlenmeler lazım ama ellerinden tutan yok. Aksine elleri kolları bağlanmış.
Gelin Türkiye’nin bu bölgede bir politik birlik oluşturma çabasına girmesini ve bu alanda öncü olmasını önerelim. Bu yazının temel amacı bu öneriyi dillendirmek. Türkiye’ye ve bölgeye konunun faydaları ve işin nasıl olabileceği hakkında spekülasyon yapalım.
Peki Türkiye’nin bütün dertleri bitti, Karayiplerde politik birlik oluşturma işi Türkiye’ye mi kaldı?
Hayır elbette dertlerimiz bitmedi ama öncelikle bölgede büyük fırsat var. Bu politik birliği kurma projesine öncülük edersek bu işten uzun vadede büyük kazanırız. Politik olarak, sosyal olarak ve ekonomik olarak kazanırız. Bu işi ABD ve Avrupa yapmaz çünkü mevcut düzenden en çok onlar fayda sağlıyorlar. Çin deseniz bölgeye çok uzak. Rusya deseniz kendi derdi ile meşgul. Aslında hem politik ağırlığı ile hem yeterli ölçekteki sanayi ve ekonomisi ile, nispeten açık olan deniz ve hava ulaşımı kanalları ile, hızlı politik karar alıp uygulayabilen yönetişim şekli ile Türkiye bu halayın başını çekmek için çok uygun konumlanmış durumda.
Çin veya Rusya’dan, ABD’nin ön bahçesinde (veya ön havuzunda diyelim) böyle bir hamle gelse, bu işi ABD çok düşmanca karşılar; oysa Türkiye’ye tavır yumuşak olur. Ayrıca bu girişimi Türkiye önemli kaynak harcamadan, başkalarının kaynaklarını yönlendirerek yapabilir.
1. Ölçek ekonomisi yakalanır, birçok alanda ekonomik büyüme ve refah kalıcı olarak artar; sonucunda her alanda gelişme sağlanır, işsizlik azalır.
2. Bölgenin egemenliği artar, ABD’ye bağımlılığı azalır, dünya siyasetindeki ve BM’deki etkisi artar.
3. ABD’nin kontrolsüz hegemonik gücü bölgede sınırlandırılır.
4. Sömürge devletlerinin bir kısmı zaman içinde bağımsızlığını kazanır, bazı sömürge askerî üsleri kapatılabilir böylece ABD bölgede üslenip sağa sola saldırmakta zorlanır. Dünya genelinde gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki zenginlik farkı azalır.
5. Küba’ya ABD’nin ambargoları zayıflatılır ve Küba rahatlar.
6. Trump’ın Panama Kanalı’nı ABD’ye katma projesini zorlaştırır ve Panama için alternatif bir birlik seçeneği oluşturabilir.
1. Türkiye’nin diplomatik ağırlığı ve saygınlığı küresel ölçekte artar, BM’nin muhtemelen değişecek olan gelecek yapısını şekillendirmede daha çok etkisi olur.
2. Projeye öncülük yaparak ilk adım avantajını (ing. first mover advantage) birçok sektörde yakalayabilir. Birlik ticaret ve sanayi altyapısını kurarken Türk kurumları ve şirketlerinin muhtemelen rekabet avantajı oluşacaktır. Savunma sanayisi ürün satışı, petrol........
