Tabanı tavanda temsil ettirebiliyor muyuz? (1)
Başlığımızdaki taban-tavan konusuna bakıp da, Atina’dan ödünç alındığı söylenen o sahte siyasal demokrasi tartışmalarından birini yapacağımızı zannetmeyiniz. Aslında, köleci Atina’nın demokrasisine giderek benzeyen “çağdaş demokrasi” konusunu da ele alıp, tartışmak isteriz ama, o başka bir zaman olsun. Ne çok konu var ele alacak, insan hayret ediyor doğrusu! Hayat bu kadar problematik olmamalı, değil mi? Şimdi, gelelim buradaki tavan ve taban işine:
Memleketin en ünlü şarkıcısı, daha ağzını açıp iki notalık bir türkü bile söylememiş olabilir desek, ne demiş oluruz? En yetenekli ressamımız da, daha fırçanın nasıl tutulacağını bile bilmiyor ve hiç resim de yapmadı henüz diye bir fikir atsak ortaya, itiraz etmeyen kalır mı etrafta?
SANAT HAYATIMIZIN NERESİNDE?
En yetenekli yazar, belki de yanınızda oturuyor olabilir mi?Sanat, insan hayatının neresindedir? Hayat dediğimiz kısa yolculukta, insan sanatçı olarak mı doğar yoksa yol boyunda mı sanatçı olabileceğinin keşfini yapar? Sanatçılık yeteneğini, tamamıyla “genlere” mi bağlamak gereklidir? O zaman neden oluyor da, çok ünlü yazarların, ressamların, müzisyenlerin çocukları, ana ve babalarının ustalık gösterdiği alanlarda, hiçbir yetenek geliştirip ilgilenmemekte? Genlerden gelsin gelmesin, bir insandaki sanat yeteneğinin varlığına ve kalitesine kim karar verecektir?
Bu kadar çok soru, elbette tarih boyunca sorulmuştur. Sadece sanat ile de ilgili değil, felsefe, mimarlık, spor da bu tartışmanın içine dahil edilmelidir. Mesela Aristo’nun yaşadığı yıllarda, Aristo neden bu kadar ünlü olabilmiştir de, aynı şehirde yaşayıp onunla tartışacak yetenekte olan başkalarının isimlerini bile bilmemekteyiz bugün?
TÜRK TOPLUMUNDA SANAT VE SANATÇI SORUNU
Tüm bu soruların yanıtından, bugün Türk toplumundaki sanat ve aydınlar........
