menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Asimetrik stratejik eşitlik

40 0
16.04.2026

Uluslararası sistem uzun süre üç temel güç merkezi üzerinden okunuyordu: ABD, Çin ve Rusya. Askeri kapasite, ekonomik büyüklük ve teknolojik üstünlük gibi klasik güç parametreleri, bu üç aktörün küresel dengedeki belirleyiciliğini tanımlıyordu. Ancak 2025-2026 döneminde yaşanan gelişmeler, özellikle İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden kurduğu stratejik baskı, bu paradigmanın eksik kaldığını ortaya koymuştur.

İran, klasik anlamda bu üç güçle aynı kategoride olmamasına rağmen, küresel sistemin işleyişini veto edebilen bir aktör haline gelmiştir. Bu dönüşüm, gücün artık sadece “sahip olunan kapasite” ile değil, sistem üzerinde yaratılan etki ile ölçülmesi gerektiğini göstermektedir. 40 yılı aşkın süredir ABD ambargosu altında yaşayan İran, bugün Hürmüz Boğazı’nı kontrol ederek dünyaya fiili bir ambargo uygulama kapasitesine ulaşmıştır. Bu, uluslararası ilişkiler tarihinde bir devletin daha önce maruz kaldığı baskıyı tersine çevirerek sistemik bir baskı aracına dönüştürdüğü nadir örneklerden biridir.

Büyük güçler arasındaki ilişki, her aktör çifti için farklı bir “karşılıklılık” modeliyle tanımlanabilir. Bu modelleri anlamak, İran’ın konumunun özgünlüğünü kavramak için zorunludur.

Rusya – ABD: Simetrik Nükleer Caydırıcılık. Mutually Assured Destruction ilkesine dayanan bu modelde iki taraf da binlerce nükleer silahla birbirini yok edebilecek kapasitededir. Güç simetriktir, risk öngörülebilirdir ve doğrudan savaş imkânsızdır. İlişki, oyun teorisi açısından stabil bir Nash dengesidir; taraflar vekâlet savaşları yürütse de doğrudan çatışmadan kaçınır.

Çin – ABD: Asimetrik Ekonomik Bağımlılık. Robert Keohane ve Joseph Nye’ın geliştirdiği bu modelde ekonomik entegrasyon çatışmayı sınırlar. İki taraf da kopmaktan zarar görür, ancak bağımlılık simetrik değildir. ABD üretim için Çin’e, Çin ise pazar için ABD’ye bağımlıdır. Bu ilişki, “kopamayacak kadar bağlı, güvenemeyecek kadar rakip” formülüyle özetlenebilir.

İran – ABD (Eski): Asimetrik Caydırıcılık. Ekonomik kopuş, askeri asimetri, vekil güçler üzerinden dolaylı çatışma ve sürekli bölgesel gerilim ile tanımlanan bu model, İran’ı uzun süre sistemin dışında tutmuştur. Ancak son gelişmeler, İran–ABD ilişkisini yeni bir kategoriye taşımıştır: Asimetrik Stratejik Eşitlik (Asymmetric Strategic Parity). Bu modelde:

· Güçler simetrik değildir (ABD küresel, İran bölgesel güçtür)

· Ekonomik bağımlılık yok denecek kadar azdır

· Ancak maliyet üretme kapasitesi eşitlenmiştir

· Caydırıcılık mekanizması, “cezalandırma yoluyla caydırıcılık”tır

Bu dönüşümün ana mekanizması, enerji jeopolitiği ile sistemik kırılganlıkların stratejik kullanımıdır. İran, sahip olduğu klasik gücün çok ötesinde bir etkiyi, küresel ekonominin en kritik darboğazını kontrol ederek üretmektedir.

Hürmüz Boğazı, modern dünya ekonomisinin en kritik enerji geçiş noktasıdır. 2025 yılında boğazdan günlük ortalama 20 milyon varil ham petrol ve petrol ürünleri geçmiştir; bu miktar küresel deniz yoluyla petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birine, dünya petrol tüketiminin ise yaklaşık beşte birine karşılık gelmektedir. Boğaz aynı zamanda günlük 300 milyon m³ LNG sevkiyatına ev sahipliği yapmakta olup, bu da küresel LNG ticaretinin yaklaşık ’sini oluşturmaktadır.

Boğaza bağımlılık yalnızca geçiş hacmiyle sınırlı değildir. Suudi Arabistan toplam petrol ihracatının yaklaşık `’ını, Irak r’sini, BAE ise Q’ini bu rota üzerinden gerçekleştirmektedir. Bu ölçekteki bir hacmin alternatif boru hatları veya rotalarla karşılanması fiziksel olarak neredeyse imkânsızdır. Boğazın alternatifi yoktur.

Krizi anlamak için İran’ın başarısının fiziksel kapatmadan değil, algısal ve ekonomik kontrol mekanizmasından kaynaklandığını görmek gerekir. İran boğazı tamamen kapatmamış, ancak her birkaç günde bir kargo gemisini vurarak sigorta şirketlerinin savaş riski teminatını çekmesini sağlamıştır. Savaşın başlamasından bu yana boğazdan geçen günlük tanker trafiği, savaş öncesi 100-135 seviyesinden ateşkes döneminde dahi 40’ın altına düşmüştür. IEA verilerine göre, çatışma sonrası Fars Körfezi bölgesinden ham petrol ve rafine ürün ihracat hacmi, çatışma öncesi seviyelerin ’undan daha azına gerilemiştir.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Mart 2026’da bu durumu “küresel petrol piyasası tarihindeki en büyük arz kesintisi” olarak tanımlamıştır. IEA’nın 32 üye ülkesi, bu kesintiyi telafi etmek için tarihinin en büyük acil petrol stok serbest bırakma işlemi olan 400 milyon varillik bir müdahaleyi onaylamıştır. Raporda ayrıca, Mart 2026’da küresel petrol arzının günlük 8 milyon varil azalacağı, buna ek olarak günlük 2 milyon varil kondensat ve sıvılaştırılmış petrol gazı üretiminin duracağı öngörülmüştür. Petrol fiyatlarındaki sıçrama bu kesintinin büyüklüğünü gözler önüne sermektedir: Savaş öncesi Şubat 2026 sonunda varil başına yaklaşık 70 dolar seviyesinde olan Brent petrolün fiyatı, Mart 2026’da 115 doları aşmış, ardından yapılan işlemlerde %7-8 oranında artış göstererek 102-104 dolar bandına ulaşmıştır.

Burada durup tarihsel ağırlığı net biçimde........

© Aydınlık