Conte Verde
Çocukluğumuzun hareketli şarkılarındandı. Kalipso Kralı olarak anılan Metin Ersoy söylerdi: “Ah, o gemide bir ben olsaydım, açık denizlere yol alsaydım” diye…
İtalyan Donanması’nda Conte Verde isimli gemi 1880’de hurdaya çıkarılmıştı. İtalyanlar, büyük özenle İskoç tersanelerinde bu ismi yaşatmak için çok daha büyük bir transatlantik yaptırmaya karar verdiler. İçinde Cavalier’nin büyük bir eseri olacaktı. Tavan süslemeleri bir müzeninki inceliğindeydi. Pencere camlarında rönesansı vurgulayan vitraylar vardı. Kütüphanesi de İtalyan edebiyatı ve rönesans eserleri ile doluydu.
İlk Dünya Kupası’nı organize etmek için İsveç, İspanya, İtalya ve Hollanda gibi Avrupa ülkeleri istekliydi. 1930’da düzenlenecek Dünya Kupası için 1924 ve 1928 Olimpiyatlarında futbolda altın madalya kazanan Uruguay ağır bastı. Birçok Avrupa ülkesi, bu uzun yolculuğu göze alamadı. Eleme yapılmadan, organizasyon katılacağı söylenen 16 ülke ile ilk Dünya Kupası düzenlenecekti.
Yol sorunu olmayan 7 Güney Amerika ülkesi ilk Dünya Kupası’na katılacaklarını belirttiler. Kuzey Amerika’dan ABD ve Meksika gelecekti. Asya’dan Japonya ve Siyam (Tayland) çağrılsa da; Uruguay’a gidemeyecekleri için organizasyona katılmadılar.
Dünya Kupası fikrini ortaya atan FIFA Başkanı Jiles Rimet Fransızdı. Fransa, istemeye istemeye Uruguay’a gidiyordu. FIFA Başkan Yardımcısı da Belçikalıydı. Belçika da Dünya Kupası’na katılan 2. Avrupa ülkesi oldu. 1930’da Romanya’nın başına sürgündeki kralı Carol II geçmişti. İlk evliliğinin kilise tarafından iptal edilmesine rağmen evliliğine devam eden Carol’u babası ilk eşini unutması için Dünya turuna göndermişti. Paris’te sürgün hayatı da yaşayan Carol ülkesine dönüp tahta geçince, ülkenin yaşadığı ekonomik koşulları düşünmeden Dünya Kupası’na katılmak istemişti. Carol, yakın ilişkileri bulunan Yugoslavya Krallığı’ndan da Dünya Kupası’na katılmasını istiyordu. Böylece turnuva katılacak 4 Avrupa üllkesi de belirlendi. O yıllarda FIFA’ya üye olmayan Britanya ülkeleri de davet edildi, ama İngilizler pek Dünya futbolu ile ilgilenmiyordu. Afrika’dan da Mısır katılacaktı.
Romen takımı trenle 2 günde Cenova’ya gitti. Conte Verde, Cenova’da onları bekliyordu. Cenova’dan Fransa’nın Doğu Akdeniz kıyısında bulunan Villefranche-sur-Mer’e uğrayan gemi, oradan Fransız Milli Takımı ve organizasyonda düdük çalacak 3 Fransız hakemini aldı. Barselona da Belçika kafilesi de gemiye katıldı. 3 Milli Takımın 15 gün sürecek yolculuğu başladı. Merdivenler ve güverte antrenman yapma yeri oldu. Bir de yüzme havuzu vardı, gemide. Ama gemi kuzeyden güneye gittikçe, hava soğuduğu için yüzme havuzu da kullanılmaz olmuştu. Yugoslavlar ve Mısırlılar gemide kendilerine yer ayrılmasını istediklerinde gemi dolmuştu. Rio de Janeiro’ya uğrayan gemi, orada da Brezilya kafilesini aldı. Dünya Kupası’na katılan 4 Milli Takım aynı gemide Uruguay’a vardılar.
ARAPSA BEKLEME
Yugoslavlar 3 günlük tren yolculuğu sonrası Marsilya’ya vardı. Florida isimli bir gezi teknesi ile Atlantik’i geçeceklerdi. Mısır Milli Takımı da küçük bir tekne ile Marsilya’ya doğru yola çıktı. Hava kötüydü, fırtına vardı. Mısır takımı gecikiyordu. Afrikalının kaderi, yine Akdeniz’in dalgalarıyla mücadele ediyordu. Marsilya’daki liman görevlileri, tıpkı Metin Ersoy’un şarkısındaki sözleri söylediler: “Vakit yok, gemi kalkıyor artık!” Mısır kafilesi Marsilya’ya ulaştığında Florida kalkmıştı. Sahi, Marsilya’ya geç gelen bir Afrika ya da Arap ülkesinin milli takımı değil de; bir Avrupa ülkesi takımı olsa gemi yine kalkar mıydı? Mısır’ın Uruguay’a gitmesi için başka bir seçenek kalmamıştı.
LATİNSE DOLAŞSIN BEYAZ ADAMI YORMASIN
Meksika’nın yolculuğu daha garip. Kuzey Amerika’nın güneyinde yer alan Meksika, Uruguay’a gitmek için önce Veracruz’da Havana’ya, sonra Havana’dan New York’a gidecekti; yani kuzeye çıkacaktı. ABD kafilesini götürecek Munarga isimli gemiyle tekrar güneye döndüler. Munarga, Uruguay’a giderken Meksika kafilesini Meksika ya da Küba’dan alamaz mıydı? 1930’un da pek fark yokmuş, bugünden; Mısır katılmasa da olur, Meksika gelmek istiyorsa New York’a gidip Montevideo’ya gelir.
FAŞİZM İŞİNE GELİNCE IRKÇI
1930 Dünya Kupası’ndaki öyküler daha da garip. Arjantin-Fransa karşılaşmasını Brezilyalı hakem yönetmiş. O zamanlar yedek oyuncu yok. Arjantinli Monti, maçın başında Fransız Laurent’i sakatlamış. Ardından Fransız kaleci de sakatlanmış. 9 kişi oynayan Fransızlar 81. dakikada Monti’nin serbest vuruşundan golü yemiş. Fransızlar santradan gole giderken, 84. dakikada Brezilyalı hakem maçı bitirmiş. Uzun itirazlar sonrası takımlar sahaya dönüp geri kalan süre oynansa da karşılaşma 1-0 bitmiş. Brezilyalı hakemin yönetimi çok beğenilmiş olsa ki, yarı final dahil 5 karşılaşmada görev almış. 1930 finalinde Arjantin forması giyen Monti, 1936 Dünya Kupası finalinde İtalya forması giydi. Faşizm bu, beğenmediğini dışlar beğendiğini vatandaş yapar. 1930’da Dünya Kupası’na hakem bulmak zor. Arjantin-Meksika karşılaşmasını da Bolivya Teknik Direktörü yönetmiş. Karşılaşmada 5 penaltı kararı vermiş.
Conte Verde’nin kaderi okyanuslarda sporcu taşımakla geçirdi. 1936 Berlin Olimpiyatlarına da kıtalararası sporcu taşıdı. Ama, asıl görevi Berlin’den ayrılırken yaptı. Nazi Almanyası’ndan kaçan binlerce kişinin hayatını kurtardı.
CONTE VERDE’Yİ DE AMERİKA YOK ETTİ
Conte Verde, 1937’de Hong Kong’da kaza geçirdi. Nazi Almanya’sından kaçarak Şanghay’a gelen 17 bin kişinin büyük bölümü Conte Verde sayesinde kaçtı. Birinci Dünya Savaşı başlarken gemi Şanghay’da mahsur kaldı. Japonlarca kiralanan gemi savaş boyunca Amerikalı ve Japon esirlerin takasında kullanıldı. 1943’te gemiye Japonların el koymasından çekinen İtalyanlar gemiyi batırdı. Japonlar gemiyi çıkardı, onardı ve Kotobuki Maru adını verdiler. 1945’te Amerikan bombardımanında gemi yine battı. Kültürün her şeklini yok etmekle övünen Amerika, bu tarihi de yok etti. 1949’da ise Conte Verde artık hurdaya çekildi.
