Doğu Akdeniz’de asıl tehdidi görmek
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de ve Ege’nin kuzeyinde ilan ettiği deniz milli parklarını yalnızca bir çevre düzenlemesi olarak değerlendirmek eksik olur. Bu karar, Türkiye’nin son yıllarda devlet kapasitesi, güvenlik anlayışı ve dış politika yönelimi bakımından geldiği noktayı gösteren daha geniş bir sürecin parçasıdır.
Türkiye bugün bu kararları verebilen bir ülkeye kolay gelmedi. Ergenekon ve Balyoz tertiplerinin yenilmediği, 15-16 Temmuz darbe girişiminin bastırılmadığı bir Türkiye’nin böylesine stratejik kararları alması çok daha güç olurdu. Türkiye büyük bedeller ödeyerek kendi kararlarını daha bağımsız biçimde alabileceği bir noktaya geldi.
Deniz milli parkları da bu nedenle sıradan bir çevre politikası değildir.
DENİZ MİLLİ PARKLARI NE ANLAMA GELİYOR?
Türkiye, Ege’de kuzeyden güneye doğru uzanan alanlarda deniz milli parkları oluşturuyor. Bu alanlarda bilimsel ve sismik araştırmalar yapılacak, üniversiteler su altı çalışmaları gerçekleştirecek, turizm faaliyetleri geliştirilecek.
Türkiye böylece yalnızca denizlerini koruyan değil, o alanlarda bilimsel, ekonomik ve idari varlık gösteren bir devlet olduğunu ortaya koyuyor.
Üstelik bu kararlar hiçbir sorunun bulunmadığı, güllük gülistanlık bir bölgede alınmıyor.
Dünya genelinde ciddi bir hesaplaşma yaşanıyor. Deniz yolları, boğazlar, enerji ve tedarik zincirleri büyük güç mücadelesinin merkezine yerleşmiş durumda. Dünyanın “nefes boruları” niteliğindeki güzergâhlarda çatışmalar ve gerilimler artıyor.
Türkiye de tam böyle bir ortamda, Doğu Akdeniz’in merkezindeki konumunu daha açık biçimde ortaya koyuyor.
Bu nedenle söz konusu karar, devletin ilgili kurumlarının riskleri, kazançları ve geleceğe dönük sonuçları değerlendirmesinden geçen kurumsal bir karardır. Türkiye’nin gelecek yıllarını doğrudan etkileyecek sürecin önemli adımlarından biridir.
MESELE YALNIZCA YUNANİSTAN DEĞİL
Yunanistan’ın Türkiye’nin deniz milli parkları kararından rahatsız olduğu açık. Yunan basınında bunun Mavi Vatan’ın kurumsallaşması ve hatta “yasalaşması” yönünde bir adım olduğu değerlendirmeleri yapılıyor.
Ancak mesele yalnızca Yunanistan’a indirgenmemeli.
Doğu Akdeniz bugün dünyanın en önemli enerji ve iletişim koridorlarından biridir. Doğalgaz hatları, elektrik nakil projeleri ve dijital altyapılar bu coğrafyadan geçiyor.
Bugün dünya iletişiminin yüzde 90’dan fazlası denizlerin altından geçen fiber optik kablolar üzerinden sağlanıyor. Evlerimizde kullandığımız internetten hastanelere, devlet kurumlarından askeri yapılara kadar modern yaşamın büyük bölümü bu altyapıya bağlı.
Doğu Akdeniz ise bu ağların kritik geçiş noktalarından biri.
Türkiye böyle bir alanın tam merkezindedir.
Bu nedenle Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeleri yalnızca Türkiye-Yunanistan anlaşmazlığı üzerinden okumak doğru değildir. Bölgede ABD, İsrail ve Yunanistan ekseninde şekillenen daha geniş bir askeri ve siyasi yapılanma........
