menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ankara’da Nisan sürprizi

20 0
09.04.2026

Ankara’da gökyüzü yine kurşuni. Sabah saatlerinden itibaren yağan yağmur, baharın taze havasını getirmek yerine kışın izlerini hatırlatıyor. Üstelik meteorolojik tahminler, önümüzdeki günlerde kar ihtimalini işaret ediyor. Takvim nisanı gösterirken, başkentte montlar hâlâ omuzlarda, atkılar henüz çekmecelere kaldırılmış değil. Bu manzara, bir yandan Ankara’nın meşhur ayazını hatırlatırken, diğer yandan daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor: Mevsimler gerçekten yer mi değiştiriyor?

Ankara’nın soğuğu eskiden de sertti. Sabahın erken saatlerinde yüzü kesen rüzgârı, kuru ayazı ve keskin kışıyla bilinir; hatta bu yönüyle biraz da kimliğinin parçasıydı. Ama bu soğuk, kendi zamanında yaşanırdı. Kış kış gibi, bahar bahar gibi gelirdi. Şimdi ise o alışıldık döngü giderek silikleşiyor. Martta yazdan kalma günler yaşanırken, nisanda kar ihtimali konuşuluyor. Bu sadece bir hava durumu değişkenliği değil; alıştığımız düzenin yavaş yavaş çözülmesi.

İklim değişikliği çoğu zaman kutuplardaki buzulların erimesiyle, uzak coğrafyalardaki felaketlerle anlatılır. Oysa Ankara’da yağan bir nisan karı, bu küresel sorunun ne kadar yerel ve somut olduğunu gösteriyor. Artık mesele yalnızca sıcaklık artışı değil; dengenin bozulması. Bir gün güneşin altında baharı hissederken, ertesi gün kışa geri dönmek zorunda kalıyoruz. Bu dalgalanma, şehir hayatının ritmini de altüst ediyor.

Başkentte yaşayanlar için bu değişimin en çarpıcı etkilerinden biri, öngörülebilirliğin kaybolması. Sabah evden çıkarken ne giyeceğine karar vermek bile küçük bir stratejiye dönüşmüş durumda. Ama mesele sadece bireysel konfor değil. Tarım takvimi şaşıyor, su kaynakları üzerindeki baskı artıyor, enerji tüketimi dengesizleşiyor. Bir gün ısınma ihtiyacı zirve yaparken, ertesi gün klimalar çalıştırılabiliyor. Bu keskin geçişler, hem ekonomik hem de ekolojik bir yük oluşturuyor.

Ankara’nın coğrafi yapısı, bu değişimi daha sert hissettiren bir faktör. İç Anadolu’nun karasal iklimi, zaten uçlara açık bir yapı sunarken; iklim krizinin etkisiyle bu uçlar daha da belirgin hale geliyor. Kuraklık tehdidi kapıda beklerken, ani ve yoğun yağışlar sel riskini artırıyor. Yani bir yanda su kıtlığı konuşulurken, diğer yanda kontrolsüz su fazlasıyla mücadele ediliyor. Bu çelişki, aslında çağımızın en büyük iklim paradokslarından biri.

Belki de en düşündürücü olan, bu durumun giderek sıradanlaşması. Artık “nisanda kar mı yağar?” sorusu yerini “bu yıl kaç kez yağacak?” merakına bırakıyor. Alıştıkça normalleşen bu tablo, tehlikenin de sessizce büyümesine neden oluyor. Oysa doğanın verdiği bu sinyaller, görmezden gelinmeyecek kadar açık.

Ankara’nın ayazı elbette bitmeyecek. Ama artık mesele sadece ayaz değil; zamanın ve mevsimlerin yönünü şaşırması. Belki de asıl soğuk olan hava değil; bu belirsizlik hissi. Çünkü insan, neyle karşılaşacağını bilmediğinde daha çok üşür. Ve Ankara, bu nisan günlerinde yalnızca soğuğu değil, geleceğe dair soru işaretlerini de taşıyor.


© Anayurt