menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kriz çözme diplomasisi: Türkiye'nin niş kapasite inşa etme stratejisi

3 0
monday

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Oğuzlu, Türkiye'nin dış politika vizyonu çerçevesinde bölgesel ve küresel krizlerde oynadığı rolü AA Analiz için kaleme aldı.

Uluslararası sistemin giderek daha istikrarsız hale geldiği, savaşların ve bölgesel krizlerin birbirini beslediği bir dönemde devletlerin uluslararası ağırlığı yalnızca ekonomik veya askeri güçleriyle ölçülmüyor. Özellikle orta güçler belirli alanlarda geliştirdikleri niş kapasiteleri sayesinde uluslararası sistemde beklenenden daha fazla etki üretme imkanına sahip olabiliyor. Türkiye açısından bu niş kapasite alanlarından biri de kriz çözme diplomasisi ve aktif arabuluculuk faaliyetleri. Ankara son yıllarda yalnızca kriz yaşayan tarafları aynı masa etrafında buluşturmaya çalışan bir aktör olarak değil, aynı zamanda krizlerin yönetilmesine yönelik çözüm üreten, diplomatik inisiyatif geliştiren ve tarafları makul bir zeminde buluşturmaya çalışan aktif bir diplomasi yürütmesiyle de dikkati çekiyor.

Türkiye'nin dış politika vizyonu

Uluslararası sistemde büyük güçler ile küçük devletlerin krizlere yaklaşımı arasında belirgin bir fark var. Büyük güçler, sahip oldukları askeri ve ekonomik kapasite sayesinde taleplerini çoğu zaman tek taraflı biçimde daha zayıf aktörlere kabul ettirme imkanına sahipler. Baskı, yaptırım, ekonomik şantaj ve askeri güç kullanımı bu ülkelerin dış politika araçları arasında önemli bir yer tutuyor. Dolayısıyla bu ayrıcalıklardan vazgeçmek istemiyorlar. Küçük devletler ise çoğu zaman büyük güç rekabetinin doğurduğu sonuçları kabullenmek zorunda kalan ve kendi güvenliklerini sağlayabilmek için dış aktörlerin tercihleriyle uyumlu hareket etmeye çalışan aktörler. Türkiye bu iki kategoriye de tam olarak uymuyor. Ne büyük güçler gibi tek taraflı dayatmacı bir siyaset izliyor ne de küçük devletler gibi edilgen bir pozisyonu kabulleniyor.

Aksine Türkiye, uluslararası krizlerde büyük güç rekabetini sınırlandırmaya, uluslararası hukukun ve diplomatik çözüm yollarının güçlenmesine katkı sunmaya çalışırken, görece küçük aktörlere de yalnız olmadıkları mesajını vererek büyük güç rekabetinin pasif unsurları haline gelmelerini önlemeyi amaçlıyor.

Bu yaklaşım, Türkiye'nin kendisini yeni nesil/istekli bir orta güç olarak konumlandırmasıyla da doğrudan örtüşüyor. Geleneksel orta güçlerin önemli bir bölümü uluslararası sisteme daha çok normatif değerler üzerinden yaklaşırken, Türkiye daha pragmatik bir perspektif benimsiyor. Diğer devletlerle kurduğu ilişkilerde ideolojik ön kabullerden ziyade ulusal........

© Anadolu Ajansı Analiz