Teolojiden stratejiye: ABD-İsrail ittifakında Mesihçi söylem ve İran karşıtlığı
Marmara Üniversitesi Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Selim Han Yeniacun, İsrail’in savaşlarını teopolitik bir çerçevede nasıl konumlandırdığını ve ABD’deki bazı çevrelerin bu söylemleri nasıl meşrulaştırdığını AA Analiz için kaleme aldı.
28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak hava saldırılarıyla başlayan savaş, 7 Nisan'da ilan edilen iki haftalık ateşkes ile geçici bir ara döneme girmiş görünse de bugün itibarıyla kırılganlığını korumaktadır. Ateşkes, Hürmüz Boğazı’ndan geçişin yeniden açılması ve 10 Nisan için planlanan görüşmelere bağlı bir yapıda devam edecek olsa da Lübnan cephesinde İsrail'in işgal politikalarının halihazırda devam etmesi bu süreci etkileyecek olan en önemli faktörlerdir.
İsrail’in bu saldırılara devam etmesi, kırılgan ateşkes süreci içerisinde ele alındığında İsrail’in tarihsel mitlerden yararlanarak işgal politikalarını ve bölgesel savaşı iç kamuoyu nezdinde nasıl meşru hale getirdiği sorusunu da gündeme getirmektedir. Bu bağlamda, kökleri 6000 yıl önceye uzanan Talmudik/Rabbinik geleneğin teopolitik yorumlamalarının güncel siyasete etkisinin ne kadar güçlü olduğu ortaya çıkmaktadır.
6000 yıllık teopolitik tasavvur neyi ifade ediyor?
İsrail siyasetinin günümüzde ayrılmaz bir bileşeni olan "binlerce yıllık tarih" ve "kadim bağ" vurgusu, çoğu zaman siyasal meşruiyet üretmenin bir aracı olarak kullanılmaktadır. Bu anlatıya Yahudi eskatolojisindeki "altı bin yıl" anlayışı da eklemlenmiştir. Rabbinik geleneğe göre dünyanın altı bin yıl süreceği, ardından mesiyanik (mesihin geldiği) bir döneme girileceği kabul edilmiştir. 2025–2026 yıllarına denk gelen İbrani takvimi 5786 da bu çerçevede "tarihin kritik eşiği" olarak yorumlanmıştır. Böylece bu söylem sadece tarihsel bir referans olmaktan çıkmış, ideolojik ve siyasal bir anlam kazanmıştır. Bu tür bir zaman anlayışı, siyaseti yalnızca çıkar ve güvenlik hesapları üzerinden değil, "kutsal bir zorunluluk" üzerinden tanımlayan bir dile dönüşmüştür. Toprak, egemenlik ve savaş, artık yalnızca stratejik meseleler olarak değil, ilahi bir vaadin parçası olarak sunulmuştur. Bu durum, ateşkes, müzakere ya da geçici çözümler gibi pragmatik seçeneklerin "zayıflık" ya da "ihanet" olarak görülmesine yol açmıştır.
İsrail’de özellikle aşırı sağ çevreler bu dili daha açık şekilde kullanmakta ve mevcut hükümet........
