menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Trump'ın İran politikası sürdürülebilir mi?

2 0
previous day

Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Doç. Dr. Necmettin Acar, ABD'de elit mutabakatının dış politika üzerindeki etkisini ve İran politikasının geleceğini AA Analiz için kaleme aldı.

ABD'de Donald Trump yönetimi, Orta Doğu politikasını hem 2016'daki ilk hem de 2024'te başlayan ikinci başkanlık döneminde belirgin bir İran karşıtlığı üzerine kurdu. İlk dönemde nükleer anlaşmadan çekilen ve yaptırımları ağırlaştıran Trump yönetimi, ikinci dönemde İran ile doğrudan çatışmayı da içeren daha sert bir çizgiye geçti. Haziran 2025'te başlayan ve 12 gün süren savaşın Şubat 2026'da yoğun bir savaşa dönüşmesi, İran dosyasının Trump dış politikasının merkezine oturduğunu gösteriyor. Washington'ın İran karşıtı tutumu çoğunlukla 1979 İslam Devrimi ile başlatılır. Devrim lideri Ayetullah Humeyni liderliğinde kurulan devrimci İslamcı rejim, ABD'nin bölgesel çıkarlarına ve müttefiklik düzenine yönelik en büyük tehditlerden biri olarak görülmüş, İran bu tarihten itibaren düşman devlet kategorisine yerleştirilmişti.

Ancak ABD-İran ilişkilerini yalnızca devrim sonrasındaki düşmanlık üzerinden okumak, son 50 yılda Amerikan kamuoyunda ve siyasi elitler arasındaki algı değişimini gözden kaçırma riskini beraberinde getirir. Devrimden 1990'lı yılların ortalarına kadar İran, Amerikan toplumsal bilincinde rehine krizi, devrimci rejim ve nükleer tehdit başlıklarıyla güçlü biçimde özdeşleşmişti. Bunun tam tersi olarak İsrail kurulduğu 1948'den itibaren Washington'ın Orta Doğu'daki en güvenilir müttefiki olarak geniş bir toplumsal ve siyasi destekten yararlanıyordu. Ancak 2000'li yıllara gelindiğinde bu tablo değişmeye başladı. El-Kaide ve DEAŞ gibi terör yapılanmalarının faaliyetleri İran kaynaklı tehdidi ABD kamuoyu açısından daha geri plana iterken, 7 Ekim sonrası İsrail'in Gazze'deki soykırımı ve bütün Orta Doğu'yu saran saldırgan eylemleri İsrail karşıtlığını Amerikan toplumunun farklı kesimlerinde görünür kıldı.

Dış politikada elit uyumu ve elit mutabakatı

Bu dönüşümü anlamlandırmak için neo-klasik realizm önemli bir çerçeve sunar. Neo-klasik realizm, dış politikanın uluslararası sistemdeki güç dağılımı ve güvenlik tehditleri tarafından şekillendiğini kabul etmekle birlikte bu sistemik etkilerin devlet politikalarına doğrudan yansımadığını savunur. Sistemsel baskıların hükümet kararlarına dönüşmesi, karar vericilerin algıları, siyasi elitlerin tutumu ve toplumsal koşullar gibi "içsel aktarım mekanizmaları" üzerinden gerçekleşir. Bu perspektife göre dış politika yapıcıları yalnızca stratejik hesaplamaları değil, özelde siyasi elitlerin ve genel olarak da toplumun tehdit algısını ve değer yargılarını da dikkate almak zorundadır. Hükümetlerin dış politika tercihleri, ancak siyasi elitler ve toplum nezdinde meşru görüldüğü ölçüde istikrarlı ve sürdürülebilir bir nitelik........

© Anadolu Ajansı Analiz