menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD-Suudi Arabistan nükleer mutabakatı ve bölgesel yansımaları

13 0
23.07.2026

İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Gökhan Ereli, ABD Başkanı Donald Trump’ın onayladığı ifade edilen ABD-Suudi Arabistan sivil nükleer işbirliği anlaşmasının yansımalarını AA Analiz için kaleme aldı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın onayladığı ifade edilen ABD-Suudi Arabistan sivil nükleer işbirliği anlaşması hiç şüphesiz Orta Doğu enerji ve güvenlik denklemini, yapısal ve geri döndürülemez bir biçimde etkileyecek bir gelişme. On milyarlarca dolar değerindeki ve otuz yıl süreli olduğu ifade edilen bu stratejik mutabakat, uluslararası bir ticari sözleşme olmanın ötesine geçerek bölgenin geleceğine yön verebilecek türden bir mutabakat olma özelliğini taşıyor. Temelde bu adım, bölgedeki geleneksel güç dengelerini, on yıllardır süregelen ittifak yapılarını ve nükleer teknoloji altyapısını yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. ABD'nin Orta Doğu'da hem İran'ın hem de Çin ve Rusya'nın etkisini sınırlama hedefinin en somut adımlarından birini yansıtan bu gelişme, sahada yeni bir dönemin başladığına işaret ediyor. Aynı zamanda Washington yönetimi, bu adımla bölgede Batı eksenli yeni bir güvenlik mimarisi kurma stratejisini tüm dünyaya açıkça ilan etmiş oluyor. Varılan bu mutabakat, Washington ve Riyad arasındaki bağları klasik güvenlik şemsiyesinden çıkarıp yüksek teknolojinin ve nükleer diplomasinin belirleyici olduğu, çok daha sofistike bir entegrasyon modeline taşıyacak.

Uzun soluklu diplomatik mesai

Suudi Arabistan'ın sivil nükleer kapasite geliştirme hedefi, uzun zamandır üzerinde çalışılan köklü bir devlet stratejisi olarak karşımıza çıkıyor. Temelde bakıldığında, ABD’deki farklı başkanların dönemlerini de kapsayacak şekilde uzun süredir, Suudi Arabistan’ın ABD ile nükleer işbirliği geliştirme konusunda son derece ciddi isteği ve yoğun bir diplomatik mesaisi bulunuyordu. Riyad yönetimi uzun zamandır böyle kapsamlı bir anlaşmanın peşindeydi ve iki ülkenin nükleer iş birliği bağlamında bugün ulaştığı nokta, aslında uzun ve zorlu bir mesainin ürünü olarak karşımıza çıkıyor. ABD’nin geçmiş yönetimleri döneminde de benzer hedefler etrafında yoğun görüşmeler gerçekleştirilmiş ancak bölgenin içinden geçtiği siyasi çalkantılar ve ABD iç politikasındaki Suudi Arabistan’a yönelik olumlu/olumsuz farklılaşan görüşler nedeniyle bu çabalar nihayete erdirilememişti.

Aslına bakıldığında, ABD açısından bu anlaşmanın temel stratejik hesabı son derece net. Suudi Arabistan’ı önümüzdeki on yıllar boyunca teknolojik altyapı bakımından ABD’ye güçlü bir şekilde bağlamak ve bölgedeki en önemli aktörlerden biri olan İran’ı rasyonel bir biçimde dengelemek hedefleniyor. Halihazırda Körfez ülkeleri, yapay zeka ve benzer kritik teknolojilerde güçlenmek amacıyla bir süredir ABD ile üst düzey işbirliklerini geliştirmişti. Bu sivil nükleer mutabakat, söz konusu teknolojik entegrasyon hamlesinin adeta taçlandırılması anlamına geliyor. Riyad, ulusal hedefleri doğrultusunda ekonomisini........

© Anadolu Ajansı Analiz