menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İlkeler, şiddetsizlik, cezasızlık

15 0
11.08.2026

Bu yazı, Kürd toplumsal iç ilişkilerinin ve siyasetinin mağduriyet, bedel, adalet, makam, barış ve devletle ilişkisini sorgulayan çok daha rahatsız edici bir öz-eleştiri olarak algılanabilir mi? Deneyeyim..

Soru şu: Biz Kürdler neden kendi acılarımız söz konusu olduğunda, adalet talebini sonuna kadar taşıyan bir toplumsal ve siyasal geleneği yeterince oluşturamadık?Yani tartışmam ilke, tutarlılık ve hafıza üzerinedir..

Dün kabul edilen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunun 10. maddesinin ikinci paragrafında şu ifade var:

‘Bu kanun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.’

Buradaki ‘hayırlara vesile’ cezasızlık, adaleti ertelemez, adaleti imkansız kılar. ‘Barış’ da adaletsizliğin üzerine mi inşa edilemez. Özellikle bölge orijinli aileler, her partiden milletvekilleri ve siyasetçiler, bağımsız siyasetçiler, Barolar, STK’lar, aktivistler bu ifadeye itiraz etmedi.

Mesele yasaya evet, hayır demek ya da çekimser kalmak değil; sorun, 10. maddeye karşı direnç göstermemek. Örneğin hayır oyu veren 54 Yeni Partili 54 milletvekili arasında yer alan, İlk Meclis’te Dersim milletvekilliği yapmış ve 1925 yılında Şeyh Said İsyanı'na destek verdiği gerekçesiyle İstiklal Mahkemesi tarafından idam edilen Hasan Hayri Bey'in torunu olan Kocaeli Milletvekili Prof. Dr. Mühip Kanko’nun kararında 10. maddenin etkisine dair herhangi bir açıklama yok.

Bir bütüne evet demek, o bütündeki problemli bir hükme de siyasi sorumluluk bakımından ortak olmak anlamına gelir mi?

Burada amacım kişileri ya da yaşadıkları büyük kayıpları ve acıyı yargılamak asla değil; aksine, taşıdığı ağır hafızaya hürmetle, bireysel trajedilerin siyasal kurumlar içindeki ilkesel sınavına dikkat çekmektir. Tartışmam, bireylerin acılarıyla değil, o acıların temsil ettiği ilkenin siyasal alandaki akıbetiyle ilgilidir.

Bizim adalet anlayışımız pazarlık edilebilir bir şey mi? Toplumun ve siyasetin mağduriyeti bir pazarlık potansiyeline dönüştürmesi yaygın bir durum mu?

Tahir Elçi 2015 yılında öldürüldü. Eşi Türkan Elçi davanın savunucusu oldu ve cezasızlığa karşı mücadele etti. 2023 yılında CHP’den İstanbul milletvekili oldu ve dün kabul edilen çerçeve yasaya 10. maddeye değinmeden ama başka bir ilke üzerinden sosyal medya hesabından gerekçeli evet dedi.

Türkan Elçi’nin oyunu gerekçelendirirken kullandığı cümle şuydu: ‘Şiddetsizlik, hangi gerekçeyle olursa olsun vazgeçilmez bir ilkedir.’ Bu cümle, benim burada savunduğum ilkeyle aynı yapıya sahip: cezasızlığa karşı olmak da, fail kim olursa olsun, hangi gerekçe ileri sürülürse sürülsün geçerli olan bir ilkedir. Yani aynı cümle kalıbını kuruyoruz; ‘hangi gerekçeyle olursa olsun vazgeçilmez’ ama bunu farklı ilkeler için söylüyoruz. Soru şu: bir ilkeyi ‘hangi gerekçeyle olursa olsun’ diye savunabilen bir siyasi akıl, neden aynı kesinliği cezasızlığın reddi için göstermiyor? Şiddetsizlik neden şarta bağlı değilken, cezasızlığa itiraz bir ‘toplumsal barış’ gerekçesiyle askıya alınabiliyor?

Tartışma Türkan Elçi’nin kişisel acısını ya........

© Amida Haber