DEVLETİN LAİK KİMLİĞİNDEN ÖDÜN – MEVLİD’DEN MENZİL’E, AYRILIKÇILIKTAN UMUT HAKKINA
Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri, laiklik ve üniter devlet kolonları üzerine atılmıştır. 1932 yılında Mustafa Kemal Atatürk döneminde ezanın Türkçeye çevrilmesi, ibadetin anlaşılabilirliği ve millîleşme politikalarının bir parçası olarak hayata geçirilmiştir. Bu uygulama, laiklik ilkesinin din üzerindeki düzenleyici rolünün bir yansımasıydı. Ancak 1950’de Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti iktidarıyla birlikte ezan yeniden Arapça aslına döndürüldü. Aynı yıllarda devlet radyolarında mevlit yayınlarının başlaması ve dinî yapıların kamusal alandaki görünürlüğünün artması, Cumhuriyet’in ilk dönemindeki laiklik anlayışından farklı bir yönelime işaret eden gelişmeler olarak ortaya çıkmıştır.
Arapça ezan ve mevlit ile açılan gedikten içeri sızan siyasal İslam, 1980 sonrası “Türk-İslam Sentezi” ile devleti bir tarikatlar ve cemaatler koalisyonuna dönüştürdü. Nakşiliğin Halidi kolundan türeyen Menzil ve benzeri yapılanmalar, sadece inanç grupları değil, devletin bürokrasisine sızmış paralel iktidar odakları haline geldi. Laiklikten verilen her ödün, vatandaşlık bağını zayıflatırken “müritlik” bağını güçlendirdi. Bugün Anayasa’nın 4. maddesinin tartışmaya açılması, 70 yıl önce Arapça ezan ve mevlit ile başlayan o tavizkâr siyasetin nihai hedefidir.
Hâlbuki Türk-İslam sentezcilerinin kabul ve takdir ettikleri Ziya Gökalp, vatanı Türkçe ezanların okunduğu yer olarak tanımlamış ve şöyle demiştir:
Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur,Köylü anlar manasını namazdaki duânın.Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur’an okunur,Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdâ’nın.Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!
Türk-İslam sentezci düşüncenin banisi Osman Yüksel........
