menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Pamuk eller cebe ey halkım, kasa tamtakır kuru bakır!

3 0
yesterday

Hayır yönetemez:%57.5

Fikrim yok/Cevap yok:%11.2

Economist/YouGov anketleri, ABD Başkanı Trump'ın onay oranının %23'e düştüğünü gösteriyor.

ABD Kongresi'nde 2023'te onaylanan yasaya göre herhangi bir ABD Başkanı, Kongre kararı çıkarmadan ya da Senato'nun üçte ikisinin oyunu almadan ülkeyi NATO'dan çekme hakkına sahip değil.ABD Kongresi'nde iki yıl önce, önceki başkan Joe Biden'ın döneminde kabul edilen bir düzenleme, Trump'ın bu yönde atacağı adımı zorlaştırıyor.

Kongre'nin onayı olmadan 28 Şubat'ta İsrail'le İran'a yönelik askeri harekatı başlatan Trump'ın bu kısıtlamayı ne kadar gözeteceği bilinmiyor.

İsrail parlamentosu Knesset'in onayladığı yeni yasaya göre bundan böyle "İsrail devletinin varlığına son verme amacıyla, bir İsrail vatandaşına veya İsrail'de ikamet eden birine zarar vermek niyetiyle kasıtlı olarak bir kişinin ölümüne neden olan" herkese idam veya müebbet hapis cezası verilecek.Değişiklik özellikle İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da askerî mahkemeler tarafından terör eylemi olarak nitelendirilen bir cinayet suçu işlemekten suçlu bulunan Filistinlileri hedef alıyor. İşgal altındaki bölgelerde yaşayan Filistinliler çoğunlukla askeri mahkemelerde yargılanırken aynı suçları işleyen İsrailliler sivil mahkemelerde yargılanıyor. Uzmanlara göre askeri mahkemelerin mahkumiyete karar verme oranları sivil mahkemelere göre çok daha yüksek.

İran'ın geçişleri durdurduğu günden beri Hürmüz Boğazı'nda sıkışıp kalan 400 gemi/tanker; ödemeyi ABD Doları ile değil, Çin Yuanı ile yaptığını beyan edip çıkış için sıraya girdi...

İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper dünya petrolünün beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının "acil bir ihtiyaç" olduğunu vurguladı...

Veri Enstitüsü’nün hazırladığı ve Brand Week Istanbul’da lansmanı yapılan “Türkiye Trendleri 2026” araştırması önümüzdeki dönemi şekillendirecek 10 trendi ortaya koydu.

1. Kum saati toplumu: Orta sınıfa veda

Türkiye’de sosyo-ekonomik yapı şekil değiştiriyor. Veri Enstitüsü araştırmasının en çarpıcı sonuçlarından biri, toplumun yüzde 77’sinin orta sınıfın yok olduğunu ve toplumun “zenginler ve yoksullar” olarak keskin bir şekilde ikiye ayrıldığını düşünmesi. Katılımcıların yüzde 69’u kendi ekonomik gelecekleri hakkında derin bir belirsizlik ve kaygı duyuyor. Bu durum, markalar için “ortalama”ya hitap etme devrinin kapandığını, ya fiyat avantajı ya da yüksek katma değer sunan uçlarda konumlanmanın gerekliliğini gösteriyor.

2. “Kale aile”ye sığınma

Kutuplaşma sadece siyasetin değil, pazarlamanın da konusu. Toplumun yüzde 48’i siyasi kutuplaşmanın arkadaşlık ve komşuluk gibi gündelik ilişkilerini olumsuz etkilediğini belirtiyor. Daha da önemlisi, yüzde 46’lık bir kesim farklı toplumsal kesimlerin üzerinde uzlaşabileceği ortak değerlerin azaldığını düşünüyor. Tüketiciler giderek kendi gibi düşünen insanlardan oluşan yankı odalarına hapsoluyor.

Tüketim alışkanlıklarında zorunlu ama aynı zamanda felsefi bir dönüşüm yaşanıyor. Katılımcıların yüzde 67’si tüketimlerinde “nicelikten çok niteliğe” önem verdiğini söylüyor. İyi bir yaşam tanımı da değişiyor: Yüzde 55’lik kesim için iyi yaşam, maddi kazançtan çok zihinsel ve ruhsal esenliğe dayanıyor. Markaların artık sadece ürün değil, anlam ve esenlik satması gereken bir dönem başlıyor.

Tüketici sürdürülebilirlik istiyor ancak ekonomik gerçekler fren yapıyor. “İklim krizini gündelik hayatımda hissediyorum” diyenlerin oranı yüzde 74 gibi çok yüksek bir seviyede. Ancak yüzde 58’lik bir kesim, ekonomik sıkışıklığın çevre dostu ürünleri tercih etmelerinin önündeki en büyük engel olduğunu açıkça belirtiyor. Tüketici vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışıp kalmış durumda.

Büyük hayaller (ev, araba vb.) ertelendikçe, mutluluk arayışı “küçük lüks”lere kayıyor. Toplumun yüzde 65’i, “Büyük harcamalar yapamadığım bu dönemde, küçük ve keyif veren şeyler almak benim için moral kaynağıdır” diyor. Son bir ayda en çok harcama yapılan küçük ödüller ise özel bir tatlı/çikolata (yüzde 50), uygun fiyatlı moda ürünü (yüzde 24) ve kaliteli bir kahve (yüzde 24) olarak sıralanıyor.

Teknoloji hayatın tam merkezinde ama şüphe de yanı başında. Katılımcıların yüzde 73’ü kişisel verilerinin dijital platformlarda nasıl kullanıldığı konusunda endişeli. Yüzde 76’sı ise internet kullanırken dolandırıcılık veya siber saldırı korkusu yaşıyor. Buna rağmen dijitalden kopuş yok; sadece markalardan daha şeffaf ve güven verici politikalar bekleniyor.

Kurumsal otoriteye güvenin yerini “bireysel teyit” mekanizması alıyor. Bir haberin doğruluğundan şüphe edildiğinde, “resmi kurum açıklamasına bakarım” diyenlerin oranı yüzde 38 iken, yüzde 58’i “kaynağı kendim kontrol ederim”, yüzde 55’i ise “Google’da araştırırım” diyor. Tüketici artık pasif bir alıcı değil, kendi gerçeğini araştıran bir dedektif gibi davranıyor.

Belki de en şaşırtıcı veri sağlık ve gıda güvenliği alanında. Gıda ürünlerinin içeriği konusunda resmi kurumlardan çok (yüzde 30), sosyal medyadaki bağımsız denetçilere ve hesaplara (yüzde 32) güveniliyor. Geleneksel medya ve markanın kendi beyanları, güven sıralamasında sosyal medya fenomenlerinin ve bağımsız içerik üreticilerinin gerisinde kalıyor.

Fiyat karşılaştırmak artık bir yoksulluk belirtisi değil, her gelir grubunun benimsediği bir alışkanlık. Toplumun yüzde 78’i alışverişten önce mutlaka fiyat karşılaştırması yaptığını belirtiyor. Eğitim düzeyi ve yaş fark etmeksizin, “indirim avcılığı” tüketici davranışının yeni normali haline gelmiş durumda.


© Akdeniz Gerçek