Çocukça Tepkileri Bırakıp Nasıl Olgunlaşırız?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Çocukça Tepkileri Bırakıp Nasıl Olgunlaşırız?
Fıkrayı bilirsiniz; ama ben bugünlük biraz değiştireyim.Efendim… bunu Nasreddin Hoca’ya “yakıştırmak” için değil; bugün ekranlarda sık gördüğümüz o çocuk modunu daha görünür kılmak için yapıyorum.
Tarlada çalışırken davul sesini duyan Nasreddin Hoca, düğün evine gider ama kimse ona “buyur” etmez.Bunun üzerine Hoca öfkelenir, etrafına bağırıp çağırmaya başlar: “Siz benim kim olduğumu bilmiyor musunuz?” diye haykırır.Etraftan biri “Ayıp oluyor ama Hocam…” diyecek olur; o da ağzının payını alır.Düğünün keyfi kaçar. Hoca küser ve söylene söylene evine gider.
Tabii, fıkranın aslı böyle değil; ama bu hâli de sanıyorum bize hiç yabancı gelmez.Çünkü televizyon ekranlarında, sosyal medyada, hatta bazen evimizin içinde bile benzer sahnelerle karşılaşırız.Şöyle bir düşünün: Bazen bir yetişkinin, birkaç saniye içinde nasıl “çocuklaşıverdiğine” siz de şaşırmıyor musunuz?
Bu haftaki yazımda, geçen hafta kaldığımız yerden devam edeceğim.Geçen hafta, yetişkinlerin nasıl ve neden bir çocuk gibi davranabildiklerini konu almıştık.Bu yazıda ise, bu durumun farkına varmak ve ‘yetişkin kalabilmenin’ yollarından söz etmek istiyorum.
Fıkrada da anlatmaya çalıştığım gibi; insanlar görülmek ister, değerli hissetmek ister, önemsenmek ister, sözünün dinlenmesini ister.Ama bu ihtiyaçlar karşılanmadığında, içlerindeki çocuk bir anda direksiyonu ele geçiriverir.Ses yükselir; gurur kabarır; kontrol bozulur… Ya kavga eder ya küser, gider.
OLGUNLAŞMAK NE DEMEKTİR?
“Olgunluk”, bir anlamda ihtiyaçlarımızı çocuk diliyle değil; yetişkin diliyle söyleyebilmektir.Hepimiz insanız; hepimizin ihtiyaçları var ve bu ihtiyaçlarımızın karşılanmadığı pek çok durum olur.Ama aynı durum karşısında hepimiz aynı tepkiyi vermeyiz. Çoğumuz zaman zaman tetikleniriz; saniyeler içinde içimizde bir şeyler hareketlenir.
Transaksiyonel analiz (Eric Berne) bize şunu söyler: Mecazi olarak ifade edersek, içimizde direksiyona talip olan üç “benlik hâli” vardır: ebeveyn benlik hâli, çocuk benlik hâli ve yetişkin benlik hâli.Tetiklendiğimiz anlarda direksiyonu çocuk benlik hâline kaptırdığımızda, bir anda ve çoğu zaman farkına bile varmadan “çocukça” tepkiler veririz.
Olgunlaşmak; böyle anlarda duygularımızı bastırmadan ama onlara teslim de olmadan, direksiyonu geri alabilmektir.İçimizde uyanan duygunun ne olduğunu fark ettiğimizde, asıl ihtiyacımızın ne olduğunu görebildiğimizde, sınırlarımızı doğru yerden çizebildiğimizde; konuşabilen bir yetişkin olabilmek için gereken yetkinliklere de sahip oluruz.
YETİŞKİNLİĞE NASIL DÖNERİZ?
Tetiklendiğimiz anlarda şu dört adımı uygulamak, bizi yetişkinliğe geri döndürebilir.Biraz sade, biraz pratik… Hani bazı cümleler vardır ya, insanın cebinde dursun istersiniz; işte öyle.
1) Dur ve direksiyonu geri al
Bizi tetikleyen durumlar karşısında çocuk benlik hâlimiz tepkisel ve dürtüsel davranmak ister.Savaşmayı, kaçmayı ya da donup kalmayı seçebilir.Bu yüzden olgunluk bazen tek bir kelimeyle başlar: Dur.
Herhangi bir durumda hemen tepki göstermemek, yetişkinliğin ilk adımıdır.Uyarladığım Nasreddin Hoca fıkrasında, kimsenin kendisini ciddiye almadığını gören Hoca “değersizlik” duygusuyla tetiklenmiş; hesabı bağırarak sormayı, kavga etmeyi, sonra da küsüp gitmeyi seçmiştir.
Oysa fıkranın orijinalinde Hoca, gördüğü durum karşısında kimseye bağırıp çağırmadan evine döner, üstünü değiştirir ve tekrar düğün evine gider.Yani ilk tepkisini büyütmek yerine, durumu sakince okur ve “mesele kişi mi, kürk mü?” sorusunu zekice ortaya koyar.
Burada önemli bir ayrım var:Olgunluk, pasiflik ya da hiçbir şey yapmamak değildir.Olgunluk; duygu, düşünce ve davranışlarını, dolayısıyla kendini yönetebilme ustalığıdır.
2) Hissettiğin duyguyu adlandır
Duygular… Kelime dağarcığımızın belki de en sınırlı kaldığı alanlardan biridir.Kendi duygularımızın farkına varmak ve onları adlandırmakta çoğu zaman zorlanırız; hatta bazen duygularımızın farkında bile olmayız.
Belki de onları ifade etmenin hoş karşılanmadığı, kimi zaman küçümsendiği bir kültürel iklimde büyüdük.Oysa hissettiğimiz duyguyu adlandırmak bizi küçültmez; aksine bir insan olarak duygularımızı ve kendimizi daha iyi anlamamızı sağlar.Duygu belirsizse büyür; tanımlanırsa sakinleşir.
Bunun en pratik yolu kendimize şu soruyu sormaktır:“Şu anda ben ne hissediyorum?”
Örneğin birkaç kelimeyle hissettiğimiz şeyin adını koyabiliriz:“Kırıldım… kızdım… kaygılandım… korktum… şaşırdım… utandım… üzüldüm… tiksindim…”
Nasreddin Hoca kendi kendine şöyle diyebilseydi, belki de tartışma daha baştan sönümlenirdi:“Şu an kırıldım. İlgi görmediğimi düşündüm. Bu bende değersizlik hissi uyandırdı.”
Çünkü biz insan olarak önce kendimizi anlarız; sonra başkasını anlamaya daha yakın oluruz.Kendi hissettiğimiz şeyin adını koyamazsak, başkalarının ne hissettiğini nasıl anlarız?Düğüne eğlenmek için gelen insanların keyfini, neşesini, mutluluğunu neden kaçıralım… değil mi?
3) İhtiyaç dilini kullanarak iste
Birçok tartışmanın altında aslında bir ihtiyaç vardır; ama biz o ihtiyacı doğrudan fark etmeyiz ya da dile getiremeyiz.Onun yerine suçlarız, ima ederiz, sitem ederiz, kontrol etmeye çalışırız.
Oysa olgunluk, ihtiyaçlarımızı yetişkin diliyle ifade edebilmeyi gerektirir.Önce kendimize şunu sorabiliriz:“Şu anda benim asıl ihtiyacım olan şey ne?”
Örneğin Nasreddin Hoca’nın ihtiyacı belki de şunlardı:“Görülmeye ihtiyacım var.”“Saygı görmek istiyorum.”“Anlaşılmak istiyorum.”“Değerli hissetmek istiyorum.”
İhtiyacını tanımlayabilen kişi, ne istediğini de daha net görür.İçten içe hınç, dıştan alay, patlama ya da saklanma gibi tepkiler vermek yerine; duygu ve ihtiyacını cümlelere dönüştürebilir.
Örneğin Hoca şöyle diyebilirdi:“Kimse buyur etmeyince kırıldım. Kendimi değersiz hissettim. Sözümün ve varlığımın dikkate alınmasına ihtiyacım var.”
Bazı anlayışlarda “ihtiyaç” kelimesi zayıflık gibi okunur.Oysa ihtiyaçlarımızın olması, insan olmamızın doğal sonucudur.Bir arada yaşamamızın temel nedeni de dayanışma içinde daha iyi bir hayat kurabilme ihtimalidir.
Kimseye minnet etmemek adına kimseye ihtiyaç söylememek; çoğu zaman bağlarımızı zayıflatır. Bu da bize, reddedilmekten ya da karşılık görememekten çekindiğimizi düşündürebilir.İhtiyaç söylemek zayıflık değil; aslında olgunluktur.
4) Sınır koy ama duvar örme
Bizim toplumumuzda en çok gözlemlediğim meselelerden biri, sınır ve sorumluluk çizgilerinin zaman zaman birbirine karışmasıdır.Kimin nerede başlayıp nerede bittiği, kimin hangi sorumluluğu taşıdığı netleşmediğinde; ilişkiler de kolayca gerilir.
Sınır, ilişkilere duvar örmek değildir.Sınır, daha çok ilişkiyi korumak için bir çerçeve çizmektir.
Çocuk modumuz duvar örer:“Ben gidiyorum!” “Bir daha asla!” “Bitti!” “Buraya kadarmış!”
Yetişkin modumuz ise sınır çizer; kaçmak yerine yönetir:“Böyle konuşulursa bu konuşmayı sürdüremem.”“Ses yükselirse ara vereceğim.”“Şu an hazır değilim; akşam konuşalım.”“Bu benim sınırım; bunu kabul etmiyorum.”
Sınır koymak, sertleşmek değildir.Sınır koymak; hem kendini hem ilişkiyi koruyabilmektir.
ÇOCUKÇA CÜMLEDEN OLGUN CÜMLEYE
Çocukça tepki çoğu zaman kurduğumuz cümleyle başlar.Cümle değişince, ilişki de değişir.
“Beni hiç anlamıyorsun.” → “Anlaşılmadığımı hissediyorum; beni 5 dakika dinler misin?”
“Ben böyleyim!” → “Değişmek zor geliyor ama denemek istiyorum.”
“El âlem ne der?” → “Önce kendi değerime bakacağım; başkalarının onayıyla yaşayamayacağım.”
“Kimseye güven olmuyor.” → “Güvenmek zor geliyor; bunu birlikte konuşup netleştirelim.”
“Benim de canım var!” → “Sınır koyamadım; bundan sonra bunu şöyle yapacağım…”
“Sen hep böylesin!” → “Bu davranış beni çok zorluyor; bunu birlikte nasıl değiştirebiliriz?”
“Madem öyle, ben de…” → “Şu an kızgınım; sakinleşip konuşmak istiyorum.”
Bu küçük çeviriler, bir anda “çocuk modundan” tekrar “yetişkin moduna” dönüşün anahtarlarıdır.
OLGUN İNSAN NE YAPAR, NE YAPMAZ?
“Olgun insan kimdir; ne yapar, ne yapmaz?” sorusunu geçen dönem ara sınavda öğrencilerime sormuştum. Bir yazımda da bunu konu almıştım. Burada yeri geldiği için kısaca tekrar edeyim.
Olgun insan duygusuz değildir.Olgun insan “haksızlığa ses çıkarmaz” da değildir.
Duygularını bastırmaz; düzenler.
Haklı çıkmayı değil, ilişkiyi önemser.
İma etmez; ihtiyacını söyler.
Sınır çizer ama bağı koparmaz.
Eleştiriyi saldırı değil, veri gibi dinlemeye çalışır.
“Bu benim duygum” diyerek sorumluluk alır.
Gerekirse onarım yapar: “Bunu yanlış söyledim, düzeltiyorum.”
Çocuk modu, işine gelince “Ben böyleyim!” der; “Benim adım Hıdır, elimden gelen budur” diyerek kendini değişimden muaf tutar.Ama işine gelmeyince başkasından hemen değişmesini ister ve bunu bekler.İşine gelince “El âlem ne der?” diyerek onayın peşine düşer.Ama işine gelmeyince “Kimse beni anlamıyor” diyerek kırılır.
Olgunluk ise tutarlılık ister.Olgunluk bir “karakter etiketi” değil; bir “alışkanlıklar seti”dir.Ve alışkanlıklar, emekle değişir.
Öyle değil mi ya; “sevgi emektir.”
Bağırıp çağırmak, küsüp gitmek ya da “Ye kürküm ye” demek aslında en kolay olandır.Çünkü o, suçu dışarıya atar: “Beni kürkümle ağırladılar!”
Olgunluk ise daha zor ama daha saygılı, güvenli ve sağlam bir yol seçer:“Ben şu an ne hissediyorum, neye ihtiyacım var ve bunu nasıl söylemeliyim?”
Bu yazıyı kimseyi eleştirmek, yargılamak ya da suçlamak için yazmadım.Bütün çabam; “daha etkili iletişim ve daha iyi ilişkiler” adına, elimden gelebildiğince bir şeyler yapabilmek.Çünkü şöyle düşünüyorum:
“Bilimle yol aç, eğitimle el ver, rehberlikle iz bırak ve her adımda bireye ve topluma değer kat…”
Prof. Dr. Erkan Yüksel
Cinsel İstismar, Çocuk Yaşta Evlilik ve Kanunlar
Yorum Yap Cevabı İptal Et
Bir dahaki sefere yorum yapmam için adımı, e-postamı ve web sitemi bu tarayıcıya kaydedin.
Δdocument.getElementById( "ak_js_1" ).setAttribute( "value", ( new Date() ).getTime() );
Yetişkin Çocuklar: Koca Koca İnsanlar Neden Çocuk Gibi...
“Değersizlik” Davranışlarımızı Nasıl Yönetir?
Akışta Olmak İçin Ne Gerekir?
Denetim Gidince, Düzen Neden Gider?
‘Nihilist Penguen Nereye Gidiyor? Sürüden Ayrılmak Özgürlük mü,...
Uyuşturucuyla Mücadelede Medyanın Rolü Nedir? Narkotik Suçlarla Mücadele...
Narsist Bir Patronla Çalışmak Nasıldır? Ve İnsan, Orada...
Gündem Belirleme Kuramı Dijital Çağda Nasıl Güncellenmeli: Algoritmalar...
Ortak Akıl’dan Yol Haritasına: İTÜ’nün Hedefi Dünya’da İlk...
Dünya’da ve Türkiye’de Yozlaşma: Nedir, Nedendir? Çıkış Var...
Toplam Ziyaretçi (Tekil Kişi): 2.034.702
Aşkın Kimyası için Prof. Dr. Oğuzhan Karatepe
Kelamcının Kur’an’ı Anlama Yolculuğu için Necibe Kurban
Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne Zirai Öğretimin 180. Yılı için Mudassir Hussain
Zihinsel İstiklal: Hakikat ve Yalanın Beyindeki Büyük Meydan Muharebesinin Nörobiyolojik ve Nörofiziksel Kökeni için Mehmet Karaca
Gelişmek İçin Yolumuza, Araplarla mı Yoksa Yahudilerle mi Yürümeliyiz? için Bülent Demirbek
Aptallığın Teorisi için Mehmet
Cerrahide Sanat ve Tutku için Doç.Dr. Vaner Köksal
İran Siyasetinin Arka Planı ve Şia Mezhebinin Rolü için Halil Bektaş
Cerrahide Sanat ve Tutku için Psikiyatr Dr.Bülent Demirbek
Güçlü Türkiye’nin Varoluş Denklemi: Üretim Hukuk ve Akıl Ekseninde Sistem Tasarımıdır için Bülent Demirbek
Ayın Konusu: 2023 Seçim Değerlendirmesi (12)
Ayın Konusu: 2024 Yerel Yönetim Seçim Sonuçlarının Değerlendirilmesi (13)
Ayın Konusu: Acil Durumlara Hazırlıklı mıyız? (11)
Ayın Konusu: Adaletin Üstünlüğü (25)
Ayın Konusu: Ahlak, Adalet ve Bilim İlişkisi (14)
Ayın Konusu: Akademik Kültürde Kaybedilen Değerler (15)
Ayın Konusu: Akademik Yayınlarda Hakemlik (13)
Ayın Konusu: Akademisyenden Üniversite Öğrencilerine Tavsiyeler (22)
Ayın Konusu: Akademisyenlerde Motivasyon Eksikliği (15)
Ayın Konusu: Akademisyenlerin 2023 Seçimine Bakışı (11)
Ayın Konusu: Anayasa Değişikliği (8)
Ayın Konusu: Asistan Eğitimi; Sorunlar – Çözümler (19)
Ayın Konusu: Bilim-Din İlişkisi (18)
Ayın Konusu: Bilim-Siyaset İlişkisi (16)
Ayın Konusu: Bilim, Din, Sanat Dili: Türkçe (13)
Ayın Konusu: Bilinç oluşturmak \ Algı yönetmek (11)
Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: AHLAK (22)
Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: EŞİTLİK ANLAYIŞIMIZ (16)
Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: YALAN (20)
Ayın Konusu: Cezasızlık Algısı (12)
Ayın Konusu: Covid-19 Pandemisinin İnsanlığa Mesajları (32)
Ayın Konusu: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (12)
Ayın Konusu: Cumhuriyet ve Demokrasi (17)
Ayın Konusu: Doğrudan Demokrasi (12)
Ayın Konusu: Dünyadaki Siyasi Süreçler ve Türkiye (7)
Ayın Konusu: Enflasyon: Nedenleri ve Çözüm Önerileri (9)
Ayın Konusu: Fikri; Üretme Hakkı ve İfade Hürriyeti (29)
Ayın Konusu: Gelir Dağılımı (14)
Ayın Konusu: Haksız Kazanç (12)
Ayın Konusu: Hegemonya (11)
Ayın Konusu: İklim Değişikliği (11)
Ayın Konusu: İnsanın Çoğaltma ve Biriktirme Tutkusu (17)
Ayın Konusu: İstişare (25)
Ayın Konusu: Kumar – Bahis (9)
Ayın Konusu: Kuraklık: Türkiye’nin Su Yönetiminde Acil Ne Yapılmalı? (1)
Ayın Konusu: Liyakat (36)
Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunlarımız (5)
Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: "Geleneksel Din Anlayışı" (7)
Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: “Liyakatli İnsan Yetiştirme” (23)
Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: “Nüfus Artış Hızı” (5)
Ayın Konusu: Nasıl Bir Akademisyen? (17)
Ayın Konusu: Nasıl Bir Anayasa? (12)
Ayın Konusu: Nasıl Bir Belediye Başkanı? (15)
Ayın Konusu: Nasıl Bir Eğitim Sistemi? (19)
Ayın Konusu: Nasıl Bir Üniversite? (41)
Ayın Konusu: NATO (5)
Ayın Konusu: Nisâ Suresi 75. Ayet ve Müslümanlar (9)
Ayın Konusu: Oku’mak-Yaz’mak: Nasıl Anlamalı? (12)
Ayın Konusu: On Emir ve Yahudiler (8)
Ayın Konusu: Sağlık Sistemimizin Değerlendirilmesi (12)
Ayın Konusu: Siyasal Süreçler ve Tövbe (6)
Ayın Konusu: Sosyal Medya (13)
Ayın Konusu: Toplumsal Barışın Tesisi! Ama Nasıl? (18)
Ayın Konusu: Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. Yılı (24)
Ayın Konusu: Türkiye ve Bilim (12)
Ayın Konusu: Türkiye'de "Planlama Sistemi": Sorunlar ve Çözüm Önerileri (13)
Ayın Konusu: Türkiye'nin "'İran Siyaset'i" Ne Olmalı? (7)
Ayın Konusu: Türkiye'nin En Temel Sorunu ve Çözüm Önerileri (16)
Ayın Konusu: Üniversitelerimizde İnterdisipliner Çalışma Kültürü (12)
Ayın Konusu: Uyuşturucu Sorunu (14)
Ayın Konusu: Yapay Zeka (13)
Ayın Konusu: Yazarların Gözünden Akademik Akıl Platformu (11)
Ayın Konusu: Yeni Doçentlik Başvuru Şartları (11)
Ayın Konusu: Yenidoğan (Hastane) Çetesi ile İlgili Değerlendirmeler (11)
Güzel Sanatlar ve Tasarım (26)
İktisadi ve İdari Bilimler (149)
İnsan ve Toplum Bilimleri (12)
Sağlık Bilimleri (49)
Sosyal Medya Hesaplarımız
Bilgi paylaştıkça artar, fikir paylaştıkça gelişir.
Çocukça Tepkileri Bırakıp Nasıl Olgunlaşırız? Mart 2, 2026
Çocukça Tepkileri Bırakıp Nasıl Olgunlaşırız?
Cinsel İstismar, Çocuk Yaşta Evlilik ve Kanunlar Mart 2, 2026
Cinsel İstismar, Çocuk Yaşta Evlilik ve Kanunlar
Sürü Bağışıklığı (Herd Immunity) Mart 2, 2026
Sürü Bağışıklığı (Herd Immunity)
Ortadoğu’da Yeni Satranç: ABD’nin İran Hamlesi Neden Çin’e Karşı? (28 Şubat 2026 Analizi) Mart 2, 2026
Ortadoğu’da Yeni Satranç: ABD’nin İran Hamlesi Neden Çin’e Karşı? (28 Şubat 2026 Analizi)
Yazar olarak giriş yapın
Çıkış yapana kadar beni içerde tut.
@2024 - Akademik Akıl Tüm Hakları Saklıdır. Sitede yer alan makaleler kaynak gösterilmeden paylaşılamaz.
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
Bu websitesi kullanıcı deneyimini iyileştirmek için arkaplan datalarını anonim olarak tutmaktadır. Kabul etmek için yandaki butona tıklayabilirsiniz. Kabul Et KVKK Aydınlatma Metni
