E-Spor Spor Mudur? Her Rekabet Spor Sayılır mı?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
E-Spor Spor Mudur? Her Rekabet Spor Sayılır mı?
Son yıllarda e-sporun yükselişiyle birlikte sıkça karşılaştığımız bir soru var: E-spor spor mudur? Bu soru ilk bakışta basit görünse de aslında spor kavramının özüne ilişkin önemli bir tartışmayı içinde barındırmaktadır. E-spor organizasyonlarının milyonlarca izleyiciye ulaşması, profesyonel oyuncuların yüksek gelirler elde etmesi ve uluslararası turnuvaların düzenlenmesi birçok kişiyi e-sporu spor olarak kabul etmeye yöneltmektedir. Ancak popülerlik, ekonomik büyüklük veya rekabet düzeyi tek başına bir etkinliği spor yapmaya yeterli midir?
Bu soruya yanıt verebilmek için öncelikle sporun ne olduğunu hatırlamak gerekir. Spor, yalnızca rekabetten ibaret değildir. Sporun temelinde fiziksel performans, bedensel yeterlilik ve fiziksel kapasitenin geliştirilmesi bulunmaktadır. Bunu geliştirebilme için de, sağlık, tıp, biyoloji, fizyoloji, biyokimya, biyomekanik gibi temel bilim dallarına ve spor bilimine ihtiyaç vardır. Spor tarihçisi Allen Guttmann (1978), modern sporun temel özelliklerini açıklarken ölçülebilir performans ve kurumsal yapı kadar fiziksel performansın da önemine dikkat çekmiştir. Spor sosyoloğu Jay Coakley (2021) ise sporun bireylerin fiziksel becerilerini geliştirdiği ve sergilediği organize etkinlikler olduğunu belirtmektedir.
E-spor savunucuları, oyuncuların yüksek düzeyde dikkat, reaksiyon zamanı ve el-göz koordinasyonu kullandıklarını ifade etmektedir. Bu tespit kuşkusuz doğrudur. Ancak bu özelliklerin varlığı bir etkinliği otomatik olarak spor yapmaz. Çünkü sporun temelinde yalnızca belirli becerilerin sergilenmesi değil, aynı zamanda fiziksel performansın geliştirilmesi ve organizmanın antrenmana verdiği biyolojik adaptasyonlar yer almaktadır.
Bir sporcu herhangi bir spor branşında teknik uygulama yaparken, koşarken, sıçrarken veya kuvvet antrenmanı gerçekleştirirken yalnızca kaslarını kullanmaz; aynı zamanda kardiyovasküler, solunum, nörolojik ve endokrin sistemleri de yoğun şekilde devreye girer. Bu süreçte artan enerji gereksinimi ve fizyolojik yüklenme sonucunda maksimal oksijen tüketim kapasitesinde gelişim, kas hipertrofisi, nöromüsküler adaptasyonlar, motor kontrol becerilerinde iyileşme ve bilişsel performansı destekleyen nörotrofik faktörlerde artış meydana gelir. Başka bir ifadeyle sportif performans, organizmanın bütüncül fizyolojik uyum süreçlerinin bir sonucudur.
Oysa e-sporda gözlenen gelişim büyük ölçüde oyuna özgü becerilerle sınırlıdır. El-göz koordinasyonunun gelişmesi veya belirli bir oyunda daha hızlı karar verilebilmesi, bireyin genel atletik performansının geliştiğini göstermez; yalnızca ilgili oyuna yönelik performansın arttığını gösterir. E-spor sırasında fiziksel sistemlerde ortaya çıkan yüklenmeler, geleneksel spor dallarında gözlenen antrenman uyaranlarıyla karşılaştırıldığında oldukça sınırlı kalmaktadır. Bu nedenle e-sporun, sportif performansın temel bileşenleri olan kardiyorespiratuvar uygunluk, kas kuvveti, dayanıklılık ve hareket kapasitesinin gelişimine anlamlı katkı sağladığını söylemek güçtür. Dahası, e-spor faaliyetlerinin büyük bölümü uzun süreli oturma pozisyonunda gerçekleştirilmektedir. Sedanter davranışın artması; obezite, kardiyometabolik hastalıklar, kas-iskelet sistemi problemleri ve genel sağlık riskleri ile ilişkilendirilmektedir. Bu durum, sporun geleneksel olarak ilişkilendirildiği sağlık geliştirici rol ile de çelişmekte, hatta sağlığı zararlı yönde etkileyen bir boyuta taşımaktadır.
Bir diğer önemli nokta e-spor faaliyetlerinin sadece spor simülasyonlarından ibaret olmamasıdır, savaş ve şiddet içeren öğelerinde bu oyunlarda yer alması ve özellikle de gençler tarafından bu oyunların fazlasıyla bağımlılık düzeyinde ilgi görmesi. Maalesef en korkuncu da bu oyunlardan etkilenen öğrencilerin ise okullarda şiddet ve akran zorbalığına artmasına daha da kötüsü son günlerde yaşamış olduğumuz saldırıların olmasına da zemin hazırladığını konusu da, ilgili uzmanları tarafından önemle vurgulanmaktadır. Bu bağlamda şiddetin okullara kadar girmesine katkı sağlayan bu sporun federasyonunun olması ve spor bilimleri fakültelerinde ders olarak okutulması da ayıca bir tartışma konusudur. Bu durumda şu günlerde bu olayın eğitim kurumları tarafından veya spor bilimleri fakültelerinde seçmeli ders mahiyetinde okutulmasının bir araştırması yapılıp sınırlamaların getirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Özellikle genç yaş grupları arasında bu tür oyunlara yönelik yoğun ilgi, bağımlılık düzeyine ulaşabilen kullanım örüntülerini de beraberinde getirebilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından “oyun oynama bozukluğu (gaming disorder)” olarak tanımlanan durum, dijital oyunların kontrolsüz ve işlevselliği bozacak düzeyde kullanımının bir halk sağlığı sorunu olabileceğine işaret........
