Çocuk ve Suç
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Bir cümlede yan yana gelmemesi gereken iki kelime ne yazık ki son yıllarda sıkça birlikte kullanılmakta ülkemizde. Gün geçmiyor ki bir akranını, bir öğretmenini bir akrabasını veya yoldan geçen birini bana ters baktın diyerek öldüren bir çocuk haberlerde yer almasın. İşte son iki günde çocuklar tarafından işlenmiş, daha büyük çaplı iki cana kastetme suçu. İlki Siverek’te, okulun eski bir öğrencisi tarafından pompalı tüfekle saldırı gerçekleştirilmiş, öğrenci öğretmen ve okul çalışanlarının dahil olduğu 16 kişi yaralanmış ve saldırgan intihar etmiştir. Bir gün sonra bu kez Türkiye tarihinin en ölümcül okul saldırısı Kahramanmaraş’ta. Okulun 14 yaşındaki öğrencisi İsa Aras Mersinli, yanında getirdiği beş 9 mm tabanca ile dokuz kişiyi öldürmüş, on üç kişiyi yaralamıştır. Bir emniyet görevlisinin çocuğu olduğu bildirilen saldırganın sürekli savaş oyunları izlediği, silahlara düşkün olduğu hatta babası tarafından atış eğitimi aldırıldığı bildirilmektedir.
Çocuk suçları sadece cana kastetme değil; uyuşturucu satışı ve kullanımı, çete elemanı olma, hırsızlık ise neredeyse sıradan suçlar. Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerine göre; 1.234’ü hükümlü, 3.327’si tutuklu olmak üzere 4.561 çocuk hapishanelerde. Neredeyse hüküm giyen çocukların üç katı suçu ispatlanmadan, cezası kesinleşmeden, iddianame bile hazırlanmadan hapishanede. Oysaki Türkiye açısından bağlayıcılığı olan “Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Çocukların Korunmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Kuralları (Havana Kuralları)” 17. Maddesine göre :“Gözaltında olan veya muhakeme devam ederken tutuklu bulunan (“yargılanmamış”) çocuklar masum sayılır ve buna göre muamele görürler. Çocukları tutuklamaktan mümkün olduğu kadar kaçınılır ve istisnai hallerle sınırlı olarak tutuklama kararı verilir. Bu suretle alternatif tedbirlerin uygulanması için her türlü çaba gösterilir. Her nasılsa tutuklama kararı verilmiş ise, soruşturma organları ve çocuk mahkemeleri, tutma süresini mümkün olan en kısa süreye indirmek için, bu işlemlerin süratle yapılmasına öncelik verirler.” şeklinde çocuk tutukluluğunun olmaması ya da çok kısa süreli olması gerekir ifadesi yer almaktadır. Suçlu çocuklarında ek kısa zamanda mahkemesi sonuçlandırılarak gereken cezayı vermek kamuoyu vicdanı açısından kuşkusuz gereklidir. Ancak unutulmamalıdır ki çocuğu tutuklu veya hükümlü olarak hapiste tutmak çocuklarda suça eğilimi azaltacak bir uygulama değildir. Çocuk henüz bedensel ve bilişsel gelişimini tamamlamış bireydir. Bu nedenledir ki 18 yaşına kadar bireyler çocuk sayılmaktadır. Bedensel ve bilişsel gelişimini tamamlamamış bir bireyin tek başına suç işlemesi beklenemez doğal olarak, mutlaka onu suç işlemeye meylettiren ailesel, toplumsal, yönetimsel faktörler vardır. Bir bebekten katil yaratan karanlığı mutlaka sorgulamak gereklidir. Gerçekten masumiyetin, temizliğin, güzelliğin ve saflığın simgesi olan çocuktan katil yaratılıyorsa durup düşünmesi gerekir insanın bu nasıl olabilir diye. Toplumumuzda birisinin iyi, güzel ve doğru bir insan olduğunu anlatmak için kullanılır hep “çocuk gibi” benzetmesi. Kanımca hepimiz suçluyuz ya da suç ortağıyız çocuk suçlu yaratılmasında. Toplum olarak çocuklarımızı yeterince besleyemiyor, eğitimini sağlayamıyor, güvenli bir yaşam ve eğitim alanı sunamıyorsak hepimiz suçluyuz. 3 Nisan 2026 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde yer alan “Cezaevindeki çocuklar yürek sızlattı” başlıklı haberde; bir grup akademisyenin hapishanedeki çocuklarla yaptıkları görüşmelerde ”ne olsaydı suç işlemezdin” sorusuna verdikleri cevaplardan bazıları şöyle yer alıyordu:........
