Hayatı Anlamlandırmak Üzerine Bir Deneme (Hangi Tür Ağaç Olmak İstersiniz?)
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Hayatı Anlamlandırmak Üzerine Bir Deneme (Hangi Tür Ağaç Olmak İstersiniz?)
Eşref-i mahlukat olan insan olmak en yüce bir makam olarak bizi şereflendirir. Yaradan’ımıza bu açıdan ne kadar şükretsek ne kadar hamt etsek azdır. İnsan olarak doğmak, hayata tutunmak, kendini bulmak-bulabilmek, yaratanın emirlerine uymak, nimetlerine mazhar olmak bize bahşedilmiş en büyük ödül olmalı. Ancak gelin şöyle bir düşünelim. Hâşâ ve Kellâ beğenmediğimizden asla değil, sadece bir varsayım ve kendi kendimizi hesaba çekmek, kendimizi kendimizle tartmak, kendimizi kendimizle karşılaştırmak amacıyla acaba dünyaya bir ağaç olarak yaratılmış halde gelseydik, hangi tür ağaç olmak isterdik? Bu sorunun cevabını vermek hem çok zor hem de çok uzun bir açıklamayı gerektirdiğini söylemek anlaşılamaz olmasa gerektir. Pek tabii bu sorunun cevabını verebilmek için her şeyden önce ağaçların özelliklerini, neyi ne kadar temsil ettiklerine bilmek ve olaylara, benzetmelere başka pencerelerden hatta başka açılardan bakabilmek gerekir. Bu soru farklı yaratıklar ele alınarak ta sorulabilir. “Çiçek olsaydınız nasıl bir çiçek olmak isterdiniz?”, Nebat olsaydınız hangi tür nebat olmak isterdiniz?” gibi çok fazla sayıda soruyu sıralamak mümkündür.
İnsan en fazla yaşadığı çevrede gördüğü, bildiği ağaçlar hakkında bilgi sahibi olur ve gözlemlerini bunlar üzerinden kurgulayabilir. Günümüzde bilgiye erişim çok kolaylaştı, bilgiye erişim hızı neredeyse eskiye oranla ışık hızı gibi oldu, çok geniş malumatı elde etmek oyun oynamaya benzer hale geldi dediğinizi duyar gibiyim. Evet bunların hepsi doğru ve yerinde tespitler. Ancak bilgi ile olgu birbirinden farklı kavramlardır. Bilgi olguya götürmediği müddetçe çok anlamlı ve faydalı olmayacaktır. Bilgi edilgendir. Bilgi olguya dönüştürüldükçe etken hale dönüşür. Nitekim eğitimin amacı da bu değil midir? Eğitim ve öğretim olarak nitelenen okul dönemlerinde esas amaç bilgi yüklemek olmamalı, öğretmeye mutlaka yer verilmelidir. Öğretme olguyu anlama, yapma/yapabilme yeteneği kazanmayı sağlayacaktır. Genel anlamda halk arasında yaygın kullanılan uygulamalı eğitim bunu içermektedir. Tüm bunları anlatmaya neden gerek duyuldu? Ağaç veya ağaçlar hakkında bilgiye sahip olmak o ağacı çok iyi tanıdığımız, nasıl davrandığı, temel karakteristiğinin neler olduğunu tam olarak anlamak veya idrak etmek onu bizzat görmekle, onu kullanmakla veya hayatın içinde olmasıyla mümkün olacaktır. Görev yaptığım mühendislik fakültesinde İstanbullu olduğunu öğrendiğim bir öğrencim “Hocam, Nohut’un ağacı nasıl? Hasadı nasıl yapılıyor?” şeklinde sorular sormuştu. Bu öğrencim leblebinin ana maddesinin çiğ nohut olduğunu, boyutlarını ve şeklini bilmesine rağmen ağaçta veya bitki olarak toprağa yakın 25-40 cm boylarında yaz aylarında yetişen bir bitki olduğunu bilmiyordu demek ki. Bu durum büyük bir eksiklik değil. Benim kastettiğim eğer bu bitkiyi bizzat görse, hasadında bulunsa, nasıl harman edildiğinden haberdar olsa bu soruları sormayacaktı. İnsan ancak yakından müşahede ettiği olayları, olguları, çevresel etkileri, bitkileri, ormanları vb. daha iyi algılar.
Bir başka örnek daha vermek istiyorum. İki inşaat işçisi bir işyerinde çalışırken öğle yemeği için mola veriyorlar. Toplumda “dar gelirli” olarak adlandırılan benim “az veya çok az gelirli” olarak tanımladığım bu iki çalışan yemeklerini yerken kendi aralarında sohbet etmektedirler. Sohbetin konusu, toplumsal katmanlar içinde herkesin birbirine söylediği “daha fazla gelire sahip olmak ister misin? Bunu nasıl sağlarsın, bir üst sekmende geçince nasıl davranırsın?” gibi sorularla birbirlerini soru yağmuruna tutmaktadırlar. Çalışanlardan birisi diğerine “Bir gün zengin olsan ne yemeyi düşünürsün? diye sorar”. Arkadaşı “Soğanın cücüğünü yemek istediğini” söyler. Sonra cevap veren işçi de aynı soruyu arkadaşına sorar. “Sen günün birinde zengin olursan, sen ne yemek istersin? Şeklinde aynı soruyu soruyor. Arkadaşı “soğanın cücüğünü sen yedin, bana bir şey bırakmadın ki” diyerek sitemde bulunuyor. Bu konuşmalardan çıkarımımız nedir şeklinde sorulsa cevabımız ne olurdu? Burada kişilerin olaylara bakış açısı çok önemli. Soğanın içinde bulunan küçük, sulu ve lezzetli kısmına verilen addır, cücük. Bu az gelirli vatandaşlarımızın dünyası ne ise “zengin olunca” yemek istedikleri de o olacağı açıktır. Yabancı isimli, markalı kahvelerin içildiği mekanlara hiç gitmemiş bir orta yaş üstü bir bireyin bu kahve isim ve markalarını bilme ve sipariş vermesi düşünülebilir mi? İnsanoğlunun kendisini içine alan hinterlandı ancak ve ancak çevresinde gördükleri, yaşadıkları, hissettikleri, bildikleri, tattıkları ve beş duyusu ile duyumsadıkları kadardır.
Yukarıda vermeye çalıştığım örnekler beni de kapsayan örneklerdir. Kendime sorduğum “hangi tür ağaç olmak istersin?” sorusuna vereceğim cevaplar da benim gördüğüm, bildiğim, yaşadığım ortam, çevre, bölge ve ülke/ülkelerle sınırlı olacaktır. Avrupa, Asya ve Ortadoğu’da on beş kadar ülkeye gitme ve görme imkânım oldu. Ancak tüm dünyayı düşündüğümde gördüğüm coğrafyaların oldukça sınırlı kaldığı ortadadır. Örneğin tropikal iklimin etkili olduğu bölgelerdeki ağaçları yakından müşahede etme imkânım olmadığından yaşayarak deneyimlemek mümkün olmamıştır. Bu nedenle ağaçtan bahsederken kendi bölgemdeki ağaçlardan bahsetmiş olacağım ve bunu esas alarak ağaç seçimi yapmış olacağım. Bu durum siz değerli okuyucu için de geçerli olacaktır.
İşte şimdi “hangi ağaç olmak isterdim?” sorusunun cevabını verme zamanı geldi diye düşünüyorum. Çınar mı olmak isterim acaba, asırlık çınar. Asırlarca yaşayan, gölgesinde nesillerin dinlendiği, gölgelendiği çınar olmayı mı tercih ederdim? Bursa’da bugünkü şehir merkezine çok yakın bir mevkide bulunan, Orhan Gazi ilçesine bağlı İnkaya köyünde bulunan “İnkaya Çınarı” olmak ister miyim? Altı asırdan daha uzun süredir ayakta olan, Osman beyin salıncak kurup sallandığı, Osmanlıyı kuran, onu büyüten ve bugünlere erişen çınar. Çınar ağacı lider ruhludur. Çevreye o kadar yayılır ve çevresini öyle kuşatır ki sanki diğerleri onun himayesine girmek isterlermiş gibi davranır. Heybeti ile çevresine güven veren, onca fırtınaya, borana karşı koyan, ayakta kalmayı başaran “Çınar”.
Zeytin ağacına ne dersiniz? Kıraç toprakta yetişebilen, asırlık ağaçlardandır zeytin ağacı. Meyvesi hayat veren iksirdir zeytin ağacının. Kahvaltılık zeytinin anasıdır zeytin ağacı, yağı ile ömre ömür katan insanlıkla yaşıt zeytin ağacı. Kuranı Kerimde üzerine yemin edilen üç meyveden birisidir Zeytin. Zeytin dalı barışı simgeler, dayanıklı yapısıyla, elverişsiz topraklarda yetişebilen her türlü olumsuzluğa karşı koyabilen, yaşamaya inatla devam eden zeytin ağacı olmak mı isterdim?
İğne yaprağı ile dört mevsim yeşil........
