Tenasuh/ Reenkarnasyon İnancı ve Zihinlerde Oluşan Şüpheler, Boşluklar
{vendor_count} satıcılarını yönetin
Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Turizm Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Tenasuh/ Reenkarnasyon İnancı ve Zihinlerde Oluşan Şüpheler, Boşluklar
Bu çalışmamızda reenkarnasyon/tenasuh konusu ile buna bağlı olarak halk arasında ruh göçü, ruhçuluk, iyi veya kötü ruh şeklinde algılanan anlayışı okuyucularımızla paylaşacağız. Zira yapılan bir araştırmada sekiz milyar civarındaki dünya nüfusunun bir milyardan fazlasının ölümden sonra ruhun, başka bir bedende yaşayacağına inanmaktadır. Bu rakam, Müslümanlar açısından da hayati önem arz etmektedir. Bir an için reenkarnasyon var kabul edilirse kişinin hayat boyu birlikte yaşadığı ruhu ölümünden sonra başkasının bedenine geçecektir. Bu durumda aynı ruhun, kıyamete kadar kaç bedene hayat vereceği ve ahirette yaşadığı bedenlerden hangisiyle buluşacağı belli değildir. Daha da önemlisi bu yaklaşıma göre ruhların sayısının bedenlerin sayısından daha az olacağı gibi bir garabet de ortaya çıkmaktadır. Bu belirsizliklerle zihinlerde şüphelerin/boşlukların oluşması ve yanlış bir inanca dönüşmesi kaçınılmazdır.
Reenkarnasyon/Tenasuh İnancı
Reenkarnasyon (reincarnation) Fransızca bir kavram olup yeniden bedenlenme manasına gelmektedir. Bu sözcüğün Arapçadaki karşılığı olan tenasuh ise; insan şahsiyetini oluşturan ve gözle görülmeyen ruh, can, nefes gibi manevi unsurun ölümden sonra bu âlemde başka bir bedene geçmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Reenkarnasyonun geçmişi, eski Hint kültüründe M.Ö. 4800 yıllarında yaşayan Krişna’’ya kadar gitmektedir. Bu inanca göre insanın ruhu ölümsüzdür, kişi ölse bile onun ruhu bu dünyada yahut başka bir âlemde varlığını devam ettirecektir. Hint filozofları ise, ruhun evreni kuşatan objelerin çeşitliliğini anlayabilmesi için tek bir hayat yeterli değildir. Ruhlar ölümden sonra başka varlıkların bedenlerine girmeli ve yeni bir hayat sürdürmelidirler. Öyle ki kimi Hintli Müslüman bile, hem Allah’a hem tenasuhun varlığına inanmaktadır. Aynı düşünce eski İranlılar, Mısır, Mezopotamya ile Yahudi Kabala geleneğinde de benimsenmiştir. 19. Yüzyıldan itibaren İslam ülkelerinde yaşayan Nuseyrilik, İsmailiyye, Dürzilik ve Yezidilik gibi dini fırkalar tarafından da sahiplenilmiştir. Ülkemizde yakın geçmişte muhabir sadettin Teksoy bazı gençlerle yaptığı röportajda öldükten sonra ruhun başka bir bedende dünyaya geleceğine inandıklarını, bir TV programında dile getirmişti. Ayrıca bu inancı kabul edenler, Türkiye’de kurdukları “Ruh ve Madde Derneği” adına “Metapsişik Terimler Sözlüğü” hazırlamışlardır. Sözlükte Osmanlıca “tecessüd’ü mükerrer” şeklinde ifade edilen reenkarnasyon, tekrar doğuş, tekrar bedenlenme, tekâmül aracı ve evrensel bir yasa şeklinde açıklanmıştır. Buradan hareketle kimi güçler, İslam coğrafyasında gizli veya açık olarak ruh göçü, iyi ruh, kötü ruh gibi konular fantezi, masum ve umursamaz bir tavırla gündemde tutularak melek ve ahiret inancı gibi gayba dayalı inancı tartışılır hale getirmektedir. Hemen belirtelim ki İslam dini ölümden sonra ruhun başka bir bedende yaşadığı şeklindeki inancı onaylamamıştır.
Ruh terim olarak insanın manevi cevherini ve özünü oluşturan, diğer bütün varlıklardan ayıran soyut bir varlıktır. İslam’ın ilk yıllarından itibaren Mekkeli Müşrikler ile Medineli Yahudiler Hz. Muhammed (sav)’e, ruhun mahiyetiyle ilgili soru sorduklarında Allah elçisi onlara, ruh hakkındaki gerçek ilmin Allah katında olduğunu ve ondan çok az bir bilginin insanlara verildiğini açıklamıştır. (İsra 17/85) Bu husus Kur’an’ın birçok yerinde açıklanmış ve Allah’ın yarattığı her şeyi güzel yaptığını, başlangıçta insanı da çamurdan yarattığını, sonra onun neslini bir özden, basbayağı bir sudan var ederek düzelttiğini, ona bizzat kendi ruhundan üflediğini bildirmiştir. (Secde 32 /7-9) Evet, ruh Allah’ın yarattığı en mükemmel işlerinden biridir. Öyle ki meleklere ve peygamberlere bile onunla ilgili tam bilgi verilmemiştir. Çünkü ruh, canlılara hayat veren bir özdür. Canlıları üreten, maddelere enerji veren ve bitkileri yeşerten, ruhtur. Kendisi görünmez fakat eserleri görünür. Bu nedenle ne ruh, ne eserleri inkâr edilemez. Ona inanmayanlar bile sıkıldıklarında “ruhsuz ve taş gibi” ifadelerle dolaylı olarak kabul etmektedirler. Kur’an ve hadislerde insan sözcüğü yerine kullanılan “abd” kelimesi de “ruh ile bedeni birlikte” ifade etmektedir. Nitekim İsra olayında Hz. Peygamber (sav) için “abd ve isra” kelimelerinin kullanılması bu yolculuktaki ruh ve beden bütünlüğüne işaret........
