menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çocuklarımızı Sosyal Medyadan Korumak mı, Sosyal Medyaya Hazırlamak mı?

9 0
14.10.2026

{vendor_count} satıcılarını yönetin

Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Turizm Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Çocuklarımızı Sosyal Medyadan Korumak mı, Sosyal Medyaya Hazırlamak mı?

“Anne, baba, ama herkesin hesabı var; bir tek benim yok!”

Bu cümleyi duydunuz mu? Yoksa henüz böyle bir konuşma yapmadınız mı?

Belki de yakında yapacaksınız.

Ancak zihninizde dönüp duran sorular var: Sosyal medyaya girdiğinde nelerle karşılaşacak? Neler izleyecek? Kimlerle yazışacak? Dersleri, uykusu, arkadaşlıkları bundan nasıl etkilenecek?

Bir tarafta onun arkadaşlarından geri kalmama isteği, diğer tarafta sizin onu koruma kaygınız…

Ve artık mesele, yalnızca ailelerin kendi başlarına çözmeye çalıştığı bir sorun olmaktan çıktı. Devletlerin de yanıt aradığı önemli bir tartışmaya dönüştü:

Çocukları sosyal medyanın tehlikelerinden nasıl koruyacağız?

Bu yazıda, Türkiye’de iki gün önce, 10 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan ve 1 Kasım’da yürürlüğe girecek yeni sosyal medya düzenlemesini ele almak istedim.

Acaba çocuklarımızı korumak için onlara sosyal medyanın kapısını kapatmak yeterli gelecek mi? Yoksa onları o kapıdan geçecekleri güne hazırlamak da gerekli mi?

Sanırım tartışmanın kalbi de burası…

YASAKLAMAK KORUMAK MIDIR?

Yeni düzenlemeye göre sosyal ağ sağlayıcıları, 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak. Yaş doğrulaması e-Devlet üzerinden yapılacak. On beş yaşını doldurmuş çocukların hesapları ise varsayılan olarak gizli olacak; canlı yayın açmaları ve kişiselleştirilmiş reklamlara maruz bırakılmaları engellenecek. Ebeveynlere de kullanım süresini ve bazı hesap özelliklerini denetleyebilecekleri araçlar sunulacak.

Mevcut hesapların yaş doğrulama işlemleri için 31 Mart 2027’ye kadar süre tanınmış durumda.

Bu tedbirlerin önemli gerekçeleri var.

Sosyal medya yalnızca arkadaşlarla fotoğraf paylaşmaktan ibaret değil. Çocukların karşısına yaşlarına uygun olmayan içerikler çıkabiliyor. Siber zorbalıkla karşılaşabiliyor, tanımadıkları kişilerin kötü niyetli yaklaşımlarına maruz kalabiliyorlar.

Bir başka mesele de ekranın başından neden kolay kolay kalkamadığımız.

Sonsuz kaydırma, peş peşe gelen videolar, bildirimler, beğeniler… Bunların bir kısmı, kullanıcının platformda daha fazla zaman geçirmesini sağlayacak biçimde tasarlanıyor.

Yetişkinler olarak bile bazen “Beş dakika bakacağım” diye elimize aldığımız telefonu yarım saat sonra bırakamıyoruz. Ne kadar zaman geçirdiğimizin farkında bile olamıyoruz.

Peki, henüz özdenetim becerileri gelişmekte olan çocuklarımızdan bunu nasıl bekleyebiliriz?

Bu nedenle çocukların korunmasına yönelik düzenlemeleri yalnızca yasaklama düşüncesiyle değerlendirmemek gerekiyor. Platformların sorumluluk üstlenmesi, çocukların verilerinin korunması ve zararlı tasarım özelliklerinin sınırlandırılması da önemli diye düşünüyorum.

KAPIYI KAPATINCA TEHLİKE ORTADAN KALKAR MI?

Avustralya, 16 yaşın altındakilere yönelik sosyal medya sınırlamasıyla bu konuda öncü ülkelerden biri oldu. Avrupa’da da farklı yaş sınırları ve koruma modelleri tartışılıyor.

Dünyanın ortak kaygısı anlaşılır: Çocuklar yeterince korunmuyor.

Ancak alınan tedbirlerin sonuçları konusunda henüz yanıtlanması gereken sorular var.

Örneğin, sosyal medyaya erişimi yasaklanan bir çocuk ne yapacak?

Gerçekten uzak mı duracak? Başka birinin hesabını mı kullanacak? VPN üzerinden mi bağlanacak? Yaşını olduğundan büyük mü gösterecek? Yoksa denetimi daha zayıf başka platformlara mı yönelecek?

UNICEF de yaş sınırlamalarının tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. Çünkü sosyal medya, bazı çocuklar için yalnızca eğlence değil; öğrenme, iletişim kurma, kendini ifade etme ve bir topluluğa ait hissetme alanı.

Elbette bu, her yaştaki çocuğun her platforma sınırsız erişmesi gerektiği anlamına gelmiyor.

Asıl mesele, koruma ile katılım hakkı arasında makul bir denge kurabilmek.

Bir de yaş doğrulamanın mahremiyet boyutu var. Çocukları korumak için geliştirilen sistemlerin, kullanıcıların kimlik bilgilerinin gereksiz biçimde toplanmasına veya izlenmesine yol açmaması gerekiyor. Düzenleme yaş eşiğinin doğrulanmasını esas alsa da uygulamadaki veri güvenliği ayrıca önem taşıyor.

Galiba burada daha temel bir soruyla karşı karşıyayız:

Çocukları dijital dünyanın dışında tutarak mı güvende olacağız, yoksa dijital dünyayı onlar için daha güvenli hâle getirerek mi?

ÇOCUKLARIMIZA NE ÖĞRETİYORUZ?

Bir de şöyle düşünelim:

Çocuklarımıza trafiğin tehlikeleri karşısında, yolda karşıdan karşıya geçmeyi nasıl öğretiyoruz?

Önce ellerinden tutuyor, trafik ışıklarını gösteriyor, sağa sola bakmalarını söylüyoruz. Sonra birlikte geçiyoruz.

Zamanla onların kendi başlarına güvenli kararlar vermelerini bekliyoruz.

Dijital dünyada da benzer bir eğitim sorumluluğumuz........

© Akademik Akıl