Ebola Bey/Hanım Geldi, Buyurun Oturun
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Ebola Bey/Hanım Geldi, Buyurun Oturun
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin bir köşesinde ortaya çıkan Ebola, kısa sürede mahalleye yeni taşınmış ama kimseye de “merhaba” demeyen huysuz komşu gibi dillere düşmüş. Önce birkaç kişi “Bir şey olmaz canım, geçen sene de çıkmıştı.” demiş. Sonra virüs pasaport bile göstermeden kıtalar arası gezmeye başlayınca herkesin yüzündeki rahatlık, elektrik faturası görünce bozulan suratlara dönmüş.
Dünya Sağlık Örgütü toplantı üstüne toplantı yapıyor. Toplantılarda kahveler içiliyor, sunumlar açılıyor, grafikler gösteriliyor. Grafiklerin oku yukarı çıkınca herkes başını sallıyor. Çünkü dünyada bazı şeyler değişse de grafik görünce baş sallama geleneği değişmiyor.
Virüs ise bu sırada kendi işine bakıyor.
Bir tarafta uzmanlar “Acil müdahale gerekli!” diye bağırıyor. Öbür tarafta müdahale, şehirlerarası otobüs gibi; “Beş dakikaya kalkıyoruz.” deniyor ama o beş dakika üç haftayı buluyor. Evrak bir masadan ötekine gidiyor. İmza bekleniyor. Mühür aranıyor. Mühürü bulacak görevli yıllık izinde çıkıyor.
Virüs bunları görünce herhalde kendi kendine gülüyordur.
Afrika’nın çeşitli bölgelerinde binlerce şüpheli vaka inceleme altında. Hastanelerin koridorları, bayram dönüşü otogarları gibi. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor. Doktorlar koşuyor, hemşireler koşuyor, laboratuvar sonuçları koşuyor. Sadece bürokrasi yürümüyor.
Bir sağlık çalışanı sabah nöbete başlıyor, akşam çıkarken üç yaş yaşlanmış görünüyor. Bir hastanın dosyasını kapatmadan diğerinin dosyası açılıyor. Bilgisayar ekranları yanıp sönüyor. Telefonlar susmuyor. Koridorda biri “Sonuç çıktı mı?” diye soruyor. Diğeri “Hangi sonuç?” diye cevap veriyor. Çünkü o kadar çok sonuç bekleniyor ki artık sonucun da sonucu çıkmış.
Vatandaş tarafı da ayrı bir âlem.
Mahalle kahvesinde herkes epidemiyolog kesilmiş. Biri virüsün nereden geldiğini anlatıyor. Öteki onun anlattığını düzeltiyor. Üçüncüsü ikisini de yanlışlıyor. Dördüncüsü ise çayını karıştırırken bütün dünyanın aslında nasıl yönetilmesi gerektiğini açıklıyor.
Masadakiler onu dikkatle dinliyor.
Çünkü dünyada uzman bulmak zor olabilir ama kahvehanede uzman eksikliği hiç yaşanmaz.
Sonunda herkes aynı gerçekle yüzleşiyor: Virüsler pasaport kontrolünde sıra beklemiyor. Onlar vize başvurusu yapmıyor. “Mesai saati doldu, yarın gelin.” cevabını da almıyorlar. İnsanlık ise hâlâ toplantı salonlarında projektörün çalışmasını bekliyor.
Ebola’nın öğrettiği şey belki de bu.
Hastalık acele ediyor.
Bir tek insanlığın bazı kurumları, pazartesi sabahı uykusunu alamamış memur gibi ağır ağır yerinden kalkıyor.
Yabancı Sınır Kapıları ve Azınlıkların Tarihi Bilinçaltı Üzerine
Yorum Yap Cevabı İptal Et
Bir........
