menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran-İsrail-ABD Çıkmazının Sonu

24 0
23.03.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

İran-İsrail-ABD Çıkmazının Sonu

Orta Doğu’nun kırılgan jeopolitiğinde, İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında şekillenen bir çatışmanın nasıl sonlanacağı, yalnızca askeri dengelere değil; diplomasi, iç siyaset ve küresel güç mimarisine de bağlıdır. Bu üç aktör arasındaki gerilim, klasik bir savaşın ötesinde, vekâlet savaşları, siber saldırılar ve ekonomik yaptırımların iç içe geçtiği hibrit bir mücadele karakteri taşır. Dolayısıyla olası sonlanma senaryoları da çok katmanlıdır.

Birinci senaryo, kontrollü gerilim ve “soğutulmuş çatışma” modelidir. Bu çerçevede taraflar, doğrudan büyük ölçekli bir savaşa girmekten kaçınarak, sınırlı askeri angajmanlar ve diplomatik temaslar üzerinden gerilimi yönetir. Özellikle Birleşmiş Milletler ve bölgesel aktörlerin arabuluculuğunda, ateşkes benzeri geçici düzenlemeler devreye girer. Bu modelde, hiçbir taraf kesin bir zafer elde etmez; ancak maliyetlerin artması, liderlikleri rasyonel bir denge arayışına iter. Tarihsel olarak bu tür dengeler, uzun vadede kırılgan olsa da sürdürülebilir bir “istikrarsız istikrar” üretir.

İkinci senaryo, sınırlı savaş sonrası diplomatik çözüm ihtimalidir. Burada çatışma, kısa süreli ancak yüksek yoğunluklu bir askeri fazdan geçer. İsrail’in hedef odaklı operasyonları ve İran’ın bölgesel vekil unsurlar üzerinden verdiği yanıtlar, belirli bir eşik noktada tarafları yıpratır. Amerika Birleşik Devletleri ise bu aşamada hem askeri caydırıcılık hem de diplomatik baskı unsuru olarak devreye girer. Bu süreç, çoğu zaman arka kapı diplomasisiyle desteklenir ve nihayetinde tarafların “yüz kaybetmeden” geri çekilebileceği bir anlaşmayla sonuçlanır. Ancak bu tür çözümler genellikle sorunun kök nedenlerini ortadan kaldırmaz; yalnızca bir sonraki krize kadar zaman kazandırır.

Üçüncü ve daha riskli senaryo, bölgesel savaştan küresel gerilime evrilen bir genişleme ihtimalidir. Eğer çatışma, NATO, Rusya veya Çin gibi aktörleri doğrudan ya da dolaylı biçimde içine çekerse, güç dengeleri hızla değişir. Bu durumda savaşın sonlanması, klasik anlamda bir “barış anlaşması” ile değil, büyük güçler arasında kurulan yeni bir dengeyle mümkün olur. Bu senaryo, enerji güvenliği, küresel ticaret yolları ve nükleer caydırıcılık gibi faktörler nedeniyle oldukça yüksek maliyetlidir ve tüm taraflar için “kazan-kaybet” yerine “kaybet-kaybet” sonucuna yol açabilir.

Dördüncü senaryo ise iç siyasal dönüşümlerin belirleyici olduğu bir çözülme sürecidir. İran’da rejim içi değişimler, İsrail’de hükümet politikalarının evrimi veya Amerika Birleşik Devletleri’nde yönetim değişiklikleri, dış politika önceliklerini radikal biçimde dönüştürebilir. Bu tür bir senaryoda çatışma, askeri bir zaferle değil, politik irade değişimiyle sona erer. Ancak bu, en öngörülemez ve zamanlaması en belirsiz seçenektir.

Son olarak, en ideal ancak en düşük olasılıklı senaryo, kapsamlı bir bölgesel güvenlik mimarisinin inşa edilmesidir. Bu yaklaşımda, nükleer programlar, füze kapasitesi ve vekil güçler gibi temel sorun alanları, çok taraflı anlaşmalarla........

© Akademik Akıl