menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Makalenin Yolculuğu: Türkiye’de Hakemlik Darboğazı

7 0
monday

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Bir Makalenin Yolculuğu: Türkiye’de Hakemlik Darboğazı

Bir makalenin yolculuğu, yayımlandığı gün başlamaz; birinin onu okuyup kendi kararına dokunduğu gün anlam kazanır. Bu yolculuğun nasıl işlediği ise ülkeden ülkeye, dergiden dergiye ciddi farklılıklar gösterir. Türkiye’de akademik yayıncılık, büyük ölçüde gönüllülük esasına dayalı ve kaynak sıkıntısı çeken bir ekosistemde sürmektedir. Dünyada ise yayıncılık milyar dolarlık bir endüstriye dönüşmüş olsa da bu endüstrinin en temel girdisi olan hakem emeği orada da büyük ölçüde karşılıksızdır; fark, bazı dergilerin bu sorunu artık açıkça tartışmaya ve çözüm denemeye başlamış olmasıdır. Türkiye’de akademik dergilerin büyük çoğunluğu üniversiteler, dernekler, kişiler veya kamu kurumları tarafından çıkarılır. TÜBİTAK ULAKBİM tarafından yönetilen DergiPark platformu, bu dergilerin dijital altyapısını sağlar ve yayımcı başvurusundan hakem süreçlerine kadar birçok işlemi standartlaştırmaya çalışır. Fakat platform altyapısı ne kadar güçlü olursa olsun, sürecin bel kemiği insan emeğidir ve bu emek çoğu zaman karşılıksızdır.

Bu noktada süreçte görev alan akademisyenlerin rollerine yakından bakmak gerekir; çünkü bir derginin işleyişini anlamak, o dergide kimin ne yaptığını ne kadar zaman harcadığını ve karşılığında ne aldığını anlamaktan geçer. Editörlük ve alan editörlüğü, kâğıt üzerinde bir iş bölümü gibi görünse de aslında sistemin tıkanmasını önlemeye çalışan iki ayrı noktadır. Editör, derginin hem bilimsel çizgisinden hem de sayıların zamanında yayımlanmasından sorumludur; ne var ki bu sorumluluk ona çoğunlukla onursal bir görev olarak yüklenmiştir. Alan editörü ise özellikle çok disiplinli dergilerde makaleleri uzmanlık alanlarına göre ayırmak ve uygun hakemleri bulmakla görevlidir. Pratikte bu rollerin her ikisinin de en çok zaman alan işi, değerlendirmeyi yapacak kişiyi aramaktır. İşte tam bu noktada bir darboğaz ortaya çıkar: hakem bulmak. Editörün ya da alan editörünün ne kadar iyi niyetli olduğu sürecin hızını belirlemez; bunu belirleyen, “evet, bu makaleyi değerlendiririm” diyecek birilerini bulabilmektir.

Editörlerin aktardığı deneyimlere göre Türkiye’de bu iş, çoğu zaman on beş-yirmi davetin ardından ancak iki hakemin kabul etmesiyle yürüyor. Reddetme gerekçeleri de neredeyse standartlaşmış durumda: “zamanım yok”, “alanım değil” ya da sessizlik. Hakem bulmanın zorluğu, sürecin neden bu kadar uzun sürdüğünü de doğrudan açıklıyor. Bir makale dergiye ulaştığında önce editör ve/veya alan editörü ön değerlendirme yapıyor, ardından hakem davetleri gönderiliyor. Potansiyel hakeme makale özeti iletiliyor ve davete yanıt vermesi bekleniyor; yanıt gelmezse ek süreler tanınıyor. Dolayısıyla davetin gönderilmesinden hakemin kesinleşmesine kadar geçen süre bile tek başına epey zaman alıyor. Hakem kabul ettikten sonra değerlendirme süresi başlıyor; düzeltme istenirse süreç yeniden işlemeye başlıyor. Sonuçta bir makalenin dergiye ulaşmasından yayımlanmasına kadar geçen süre, Türkiye’deki dergilerin önemli bir kısmında bir yılı bulabiliyor.

Sürecin bu kadar uzun sürmesinin asıl nedeni, sistemin gönüllülük üzerine inşa edilmiş olmasıdır. Bir akademisyen, kendi yayınları, dersleri, projeleri ve idari görevleri arasında hakemliğe zaman ayırmayı rasyonel bulmuyor; çünkü hakemliğin akademik ya da maddi karşılığı neredeyse yok hükmünde. Bu durum dergilerin hakem havuzunu sürekli daraltıyor ve editörleri her seferinde aynı isimlere, aynı yorgun akademisyenlere gitmeye zorluyor. Burada bir itirazı baştan karşılamak gerekir: Hakemliğin ödüllendirilmesi, onu parayla satın alınan bir hizmete dönüştürmek anlamına gelmez. Amaç, görünmez emeği görünür kılmaktır; bilimsel tarafsızlığı zedelemek değil.

Peki dünyada bu iş nasıl yürüyor? Orada da süreçler uzun, fakat son yıllarda hızlanmaya yönelik farklı arayışlar dikkat çekiyor. Bazı dergiler hakemlere raporlarını tamamlamaları için iki-üç haftalık süreler tanırken, fast-track uygulamalarında bu süre 24 saate kadar düşebiliyor. Bunun dikkat çekici örneklerinden biri, Biology Open dergisinin uyguladığı “Fast & Fair” modeli. Bu modelde hakemler önceden belirleniyor, hakemlik için önceden sözleşme yapılıyor ve hakemlere ödeme gerçekleştiriliyor. Hakemlerin davete yanıt vermesi için bir iş günü,........

© Akademik Akıl