Liderlik Üzerine: Attila* Bugün Yaşasaydı Ne Yapardı?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Liderlik Üzerine: Attila* Bugün Yaşasaydı Ne Yapardı?
Tarihin en korkulan hükümdarlarından Attila’yı bugünün dünyasına, şirketlerin ve kurumların içine taşıyalım. Ne yapardı? Kılıç mı sallardı, yoksa PowerPoint sunumu mu hazırlardı?
Attila dendiğinde yalnızca “vahşi fatih” imajına takılıp kalmamak gerek. Asıl hikâye, onun nasıl yönettiğiyle ilgilidir. Ve bu hikâye, sanıldığından çok daha güncel.
Gelin birlikte bakalım: Attila’nın liderlik modelini bugüne uyarlarsak karşımıza ne çıkar?
Lider önce örnek olur
Attila lüks içinde yaşamazdı. Etrafındaki adamlar altın tabaklarda yemek yerken, o tahta bir kâseden yerdi. Neden? Gösterişten kaçtığı için değil, örnek olmak zorunda olduğu için.
Bugün “şirket kültürü” diye saatlerce konuşuyoruz ya… Aslında kültür, en başta liderin sabah kaçta geldiği, nasıl konuştuğu, neyi ödüllendirdiğidir.
Attila’nın dersi: Sözünle değil, halinle yönet.
Attila her önüne gelene saldırmadı. Bekledi, izledi, rakiplerinin kendi kendine yorulmasını gözledi. Sonra da tam zamanında vurdu.
Bugün iş dünyasında en sık yapılan hata nedir biliyor musunuz? Doğru kararı, yanlış zamanda uygulamak.
· Yeni ürünü erken çıkarırsın, pırıl pırıl fikrin heba olur.
· Geç çıkarırsın, zaten herkes yapmıştır.
Attila olsa, önce “şimdi mi?” diye sorardı. Çünkü biliyordu: Güç, sahip olunan şey değil; zamanında kullanılan şeydir.
Sert güç, yumuşak güç dengesi
Attila savaştı da, anlaştı da. Haraç aldı, hediye gönderdi. Baskı kurdu, denge oluşturdu.
Yani tek bir araçla yönetmeye kalkışmadı.
Bugünün liderleri için bu çok kritik:
· Sadece “sopa” gösterirsen, bir süre sonra herkes senden nefret eder.
· Sadece “havuç” uzatırsan, kimse seni ciddiye almaz.
Attila’nın dersi: Sert olmayı bil, ama sadece sert olma. Uzlaşmayı bil, ama sadece uzlaşarak da olmaz.
Algı yönetimi: Savaşmadan kazanmak
Attila’nın ismi duyulduğunda, düşman ordularının elleri titrerdi. Henüz savaş başlamamıştı bile.
İşte buna psikolojik üstünlük deniyor.
Bugün buna “liderlik itibarı” veya “marka değeri” diyoruz. Ama özü aynı: Sen pazarlık masasına oturmadan önce, karşındaki kişi seni nasıl görüyor? Korkuyla mı, saygıyla mı, yoksa küçümseyerek mi?
Attila, savaşmadan önce kazanmayı başaran ender liderlerdendi.
Dağınık yapıları bir arada tutmak
Hunlar aslında birbirine benzemeyen kabilelerden oluşuyordu. Farklı diller, farklı gelenekler, bazen birbirine düşman gruplar… Attila onları alıp tek bir ordu, ortak bir hedef etrafında birleştirdi.
Bugün şirketlerde de durum farklı değil, ama farklı bir seviyede:
• Satış ekibiyle ürün ekibi sanki ayrı ülkelerin vatandaşları gibi davranır.• İK ile finans birbirinin dilini anlamaz.• Her departman kendi içinde bir “kabile” gibi hareket eder, diğerini rakip görür.
Attila’nın asıl becerisi, bu “iç kabileleri” dışarıdaki ortak bir düşmana (örneğin rakip firmaya) odaklanarak bir araya getirmek olurdu. Ona göre savaşılacak şey birbiri değil, pazarın kendisidir.
Yani Attila bugün yaşasaydı, departmanlar arasındaki çekişmeyi ortadan kaldırmak için onlara “dışarıda kazanacağınız bir savaş” gösterirdi. Çünkü biliyordu: İç kavga, düşmanın işine yarar.
Bu dağınıklığı alıp ortak bir........
