menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Göğün Bulvarında Bir Sen Eksinsin, Canım Anneciğim…

10 0
11.06.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Göğün Bulvarında Bir Sen Eksinsin, Canım Anneciğim…

11 Haziran 2021’in ardından… Dile kolay, tam beş yıl geçti… Koca bir 1825 gün… İçimde hâlâ tamamlanmamış 60 ay…

“Zaman geçer.” diyorlar… Belki takvim yaprakları eksiliyor, mevsimler birbirini kovalıyor; ama insanın içine düşen bazı acılar zamanı kendi içinde durduruyor, canım anneciğim… İçimde bir yer hâlâ o günün eşiğinde bekliyor. Senin gidişinle açılan o büyük boşluğu anlatabilmek için yıllarımı harcadım. Seni kelimelere sığdırmak, cümlelerin arasına saklayıp yokluğuna biraz daha yaklaşmak istedim. Ama ne kelimeler seni anlatmaya yetti ne de cümleler içimde yarım kalan seni tamamlayabildi…

Sen gittikten sonra hakkında yazdığım bilimsel makaleler, sunduğum bildiriler, kaleme aldığım onlarca mektup, yaptığım yüzlerce paylaşım… Dışarıdan bakıldığında bir üretim, bir meşguliyet gibi görünmüş olabilir. Oysa hakikat çok başkaydı; hepsi biraz sensizliğin dilini çözme çabasıydı. Seni anlatmaktan çok, senden sonra içimde eksilen tarafı tarif etme gayretiydi… Zira hiçbir satır, yıllardır içimde dinmeyen sızıyı susturamadı. Hiçbir cümle, ruhumda büyüyen o sessiz boşluğu dolduramadı. Yazdıkça sana yaklaşırım sandım; meğer insan, bazı yoklukların derinliğini yazdıkça daha çok anlıyormuş…

Belki de bu yüzden melankolik şarkılara sığındım… Kederli filmlerde kendimi aradım… Acıya bulanmış şiirlerde sana rastlamayı umdum… Ancak ne bir melodi susturabildi içimdeki fırtınayı, ne bir sahne hafifletti omuzlarıma çöken yükü, ne de bir mısra yıllardır içimde kanayan o görünmez yaraya merhem olabildi…

“Zamanla alışırsın.” dediler… Oysa insan bazı yokluklara alışmıyor; yalnızca acısıyla yaşamayı öğreniyor. Çünkü kimi eksiklikler zamanla azalmıyor, insanın içine sessizce yerleşip ömrünün bir parçasına dönüşüyor. Belki de bu yüzden başımı ne zaman göğe kaldırsam içime eksilen bir şeyin sessizliği çöküyor. Çünkü insan, en çok da varlığına alıştığı bir yokluğun ağırlığını taşıyor. Göğün bulvarında bir sen eksiksin şimdi… Hayat, sanki bana inat, sensiz de akıp gitmeyi sürdürüyor. Ben ise hâlâ biraz o günde, biraz sende, biraz da eksilmiş bir ömrün kıyısında yaşamaya çalışıyorum; seni anılarla çoğaltıp yokluğunla eksilmeye devam ederek…

İnsan, bazı kayıplardan sonra huzursuzluğun en derin hâliyle tanışıyor anneciğim… İçimde tarifi olmayan bir sessizlik, adı konulamayan bir eksiklik dolaşıyor. Senin yokluğun yalnızca bir özlem değil; ne zaman doldurulabilen ne de yerine başka bir şey konulabilen derin bir boşluk…

Sen gittikten sonra hayatın sesi de değişti… İnsan ilişkileri daha kırılgan, dostluklar daha telaşlı gelmeye başladı bana. Zaman ilerledikçe bazı bakışların içtenliğini, bazı sözlerin ağırlığını yitirdiğini gördüm. Kalabalıkların içinde eksilen bir samimiyet, yarım kalan bir sıcaklık var sanki. İnsan, bazen birçok kişinin arasında da kendini yalnız hissedebiliyormuş. Oysa senin sevginde ne bir ölçü vardı ne de bir hesap… Ben eksiklerimle, yanlışlarımla, yorgunluklarımla bendim; sen ise bütün hâllerimi sessizce kabul eden tek sığınaktın. Şimdi daha iyi anlıyorum; insan en çok annesinin sevgisinde dinlenirmiş. Meğer bir annenin duası, insanın omzundaki görünmez yükleri hafifleten en sessiz merhametmiş…

Seni kaybetme korkusu, yıllarca içimde taşıdığım sessiz bir gölgeydi. Hastalığında, başucunda beklerken nefes alışını gizlice saydığım gecelerde bile o korku hep benimleydi. Ama insan, en........

© Akademik Akıl