Kendimizi Ne Zaman Tanırız?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Kendimizi Ne Zaman Tanırız?
“Ben olsam öyle yapmazdım.”
Hayatımızın bir döneminde hepimiz bu cümleyi kurmuşuzdur. Çıkarı uğruna dürüst davranmayan birine ya da çocuğuna sabırsızlık gösteren bir ebeveyne denk geldiğimizde, aynı durumda olsak farklı davranacağımızı düşünürüz. Hatta çoğu zaman bundan eminizdir.
Fakat hayatın ilginç bir yanı, insanın en çok “kendi zihinsel tasavvuru” hakkında yanıldığını göstermesidir.
Psikoloji bu durumu, zihnimizde yaşattığımız ideal benlik ile kriz anlarında ortaya çıkan gerçek benlik arasındaki makas olarak açıklar. Sakin bir anda verdiğimiz kararlar, henüz sınanmamış birer niyetten ibarettir. İnanç ve değerler ise zihinsel birer niyet olarak kaldıklarında değil; duygu, öfke, korku ve arzuların işin içine girdiği o “sıcak anlarda” sınanır.
Bir üniversite öğrencisini düşünün. Sınavdan önce baskı altında soğukkanlı olduğunu, stresi yönetmede başarılı olduğunu söyler. Ama sınav kâğıdı önüne geldiğinde midesi bulanır, elleri titrer, bildiklerini bile hatırlamakta zorlanır. O gün bu öğrencinin öğrendiği şey sadece sınavla ilgili değildir; stresle başa çıkma kapasitesiyle de ilgilidir.
Ya da uzun zamandır emek verdiğiniz bir çalışmanın ödülünü başkasının aldığını düşünün. İlk anda nasıl hissederdiniz? Hayal kırıklığı mı, öfke mi, kıskançlık mı? Yoksa bütün bu duyguları bir kenara bırakıp arkadaşınızın başarısını içtenlikle kutlayabilir misiniz? İşte insan, kendisiyle gerçek karşılaşmasını, tabiatının gereği farklı duyguların devreye girdiği tam da böyle yol ayrımlarında yaşar.
Allport, olgun bir kişiliğin ölçütlerinden birinin “kendini nesnel olarak algılayabilme ve öz-farkındalık” olduğunu söyler. Zira insan zihni, kendi kusurlarını örtmeye ve kendini aklamaya meyilli mekanizmalarla doludur. Bu nedenle normal zamanlarda kurduğumuz “Ben dürüstüm, sabırlıyım, adilim” gibi cümlelerin gerçekliği ancak rüzgâr sert estiğinde ortaya çıkar. Zor zamanlarda korkularımız, kaygılarımız ve beklentilerimiz düşüncelerimize eşlik eder ve kararlarımızı etkiler. Bu anlar daha önce fark etmediğimiz yönlerimizi de görünür kılar.
İnsanın kendi iç özelliklerini, ahlaki yapısını ve davranış biçimini tanıması elbette kısa süre içerisinde olacak bir durum değildir. Dinimizin öğretileri ve özellikle tasavvuf geleneğimiz, insanın kendini tanımasını ömür boyu süren bir yolculuk olarak anlatır. Bu uzun yolculuk sırasında insan, eylemlerinin aynasında kendini seyrederek zamanla olgunlaşır. Günümüzde davranış bilimleri de bu yolculuğun önemli bir yönüne dikkat çekmektedir. Karakteri inşa eden ve insanı olgunlaştıran büyük söylemler değil, hayatın sıradan akışında tekrarlanan küçük tercihlerdir.
Çocuğumuz aynı hatayı defalarca yaptığında hâlâ sakin kalabilmemiz…
Eşimize karşı zarafetimiz…
Haksız bir eleştiriye cevap verirken karşı tarafın onurunu gözetme özenimiz…
Emanet edilen bir işi titizlikle yapmamız… ve benzeri olağan yaşam deneyimleri.
Bizi değiştiren, sadece başımıza gelen olaylar değil; onlara verdiğimiz tepkilerdir. Kendimizle en derin karşılaşmamızı, hatalarımızla yüzleşmemizi ve ruhsal tekâmülümüzü hayatın içinde işte bu kolayca geçip giden anlarda yaşarız.
Bu yüzden günün sonunda kendimize yalnızca “Bugün ne........
