menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Neden "Millî Mücadele"?

13 0
18.07.2026

Sonradan üretilmiş yapay tanımlamalar yerine, bizzat o ruhu taşıyan ve var eden Kuva-yı Milliye, Tekâlif-i Milliye, Misak-ı Milli, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri gibi temel tarihsel kavramları tercih etmek ve bunları muhafaza etmek akademik bir zorunluluktur. Sadeleştirme veya modernleştirme adı altında bu kavramların dokusunu bozmak, gelecek nesillerin o dönemin hissiyatıyla kuracağı bağı tamamen koparmak anlamına gelir.

Prof. Dr. Oktay Bozan/ Dicle Üniversitesi Sezai Karakoç Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, Tarih Bölüm Başkanı

Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" kapsamında ders kitaplarında yaptığı terminolojik ve kavramsal güncellemeler kamuoyunda geniş bir yankı buldu. Müfredatta "Ermeni Meselesi" yerine "Asılsız Ermeni İddiaları", "Orta Asya" yerine "Türkistan" gibi pek çok köklü ve millî kavramsal düzenleme yapılmaktadır. Ancak tüm bu adımlar arasında, belirli mahfiller tarafından kopartılan fırtınanın ve yürütülen dezenformasyonun esas odağı "Millî Mücadele" kavramı etrafında yoğunlaşmaktadır.

"Kurtuluş Savaşı" kavramı üzerinden bazı siyasiler, gazeteciler ve belirli ideolojik yaklaşımlara angaje olmuş çevreler tarafından Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin'e sert eleştiriler yöneltilmektedir. Kendini tarih dersi veren bir muallim edasıyla konumlandırıp ortaya konan bilimsel adımlara üstten bakan malum refleksler, iddialarını şu noktada özetlemektedir:

"Müfredatta 'Kurtuluş Savaşı' yerine 'Millî Mücadele' kavramının öncelenmesi, 1919 şartlarını ve o dönem yaşanan ağır işgali hafife almaktır. İstanbul'un, Bursa'nın işgal altında olduğu bir fetret devrinde, 'Neyden kurtulduk?' sorusunu sormak tarihsel gerçeklerle bağdaşmaz. Bu yaklaşım, monarşik ve despotik bir yapıya karşı kazanılan rejimsel dönüşümü unutturma çabasıdır."

Kavramların bir ruhu vardır; dönemin toplumsal hissiyatını, psikolojisini, sosyolojik gerçekliğini ve tarihî şartlarını yansıtır. Tarihsel bir dönemi adlandırırken en bilimsel ve ahlaki olan yaklaşım da dönemin kendi terminolojisini dikkate almak ve o dönemin aktörlerinin bizzat kullandığı kelimelere sadık kalmaktır. Ortaya konan bu iddialar, birincil kaynakların ve tarihî vesikaların verileri karşısında geçerliliğini yitirmektedir. Dolayısıyla bu eleştirilerin dayanaklarını metodolojik bir süzgeçten geçirmek; "Kurtuluş Savaşı" ve "Millî Mücadele" kavramlarının tarih yazımındaki yerini bizzat vesikalarla ortaya koymak amacıyla bu tartışmayı derinlemesine ele almak gerekmektedir.

Birincil Kaynaklar ve Literatür Gerçeği

Meseleyi ideolojik bir kavga aparatı haline getirenlerin aksine, akademik müktesebatını arşiv belgelerine adamış araştırmacılar için gerçek tektir: Ders kitaplarında yapılan bu hamle, sonradan uydurulmuş siyasi bir tercih değil, tarih yazımının ve akademik hakikatin ta kendisidir.

Anadolu coğrafyasındaki yerel direniş odaklarını, çekilen binlerce protesto telgrafını ve meclis zabıtlarını incelediğimizde, karşımıza o yıllarda "Kurtuluş Savaşı" diye bir kavram çıkmaz. Millî Mücadele dönemi üzerine çalışma yapan bütün akademisyenlerin kolaylıkla fark edebileceği üzere, dönemin kendi terminolojisi içerisinde "Kurtuluş Savaşı" ifadesi yaygın ve belirleyici bir kavram değildir. "Kurtuluş" ve "savaş" kelimelerinden oluşan bu tamlama, daha sonraki dönemlerde tarih yazımında yerleşmiş bir kavramsallaştırmadır.

Dönemin en etkili neşriyatlarından biri olan ve Anadolu'daki direnişin adeta fikri, manevi ve hukuki zeminini besleyen Sebilürreşad mecmuasının sayılarını karıştırdığımızda da Sivas'ta basılan İrâde-i Milliye, Ankara'da direnişin sesi olan Hâkimiyet-i Milliye veya Kastamonu'da istiklal ruhunu üfleyen Açıksöz gibi dönemin sembol gazetelerini taradığımızda da dilin "Mücahede-i Milliye" (Milli Mücahede) ve "Mücadele-i Milliye" (Milli Mücadele) ekseninde şekillendiğini görürüz.

Nitekim hareketin lideri Mustafa Kemal Paşa, TBMM konuşmalarında bazen bu hareketi bizzat "Mücahede-i Milliye" olarak tanımlamıştır. Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın bizzat kaleme aldığı eseri Nutuk'a başlarken vaziyeti "Mücadele-i Milliye" olarak adlandırması da bu tarihsel gerçeğin tescilidir. Başbakanlık Devlet Arşivleri belgeleri ve TBMM Zabıt Cerideleri gibi birinci elden kaynaklar yan yana getirildiğinde, müfredat değişikliğinin aslında "bilimsel ve tarihsel öz kaynaklara dönüş" hamlesi olduğu sarsılmaz bir biçimde perçinlenmektedir.

"Kurtuluş Savaşı" ifadesinin kavramsal evrimi ve sınırları

Peki, bugün daha sık kullanılan "Kurtuluş Savaşı" ifadesi nereden çıktı? Arşivler, meclis kayıtları ve entelektüel tarih çalışmaları bize bu kavramın çok sonraki bir dönemin tasarımı ve ideolojik bir dönüşümün ürünü olduğunu gösteriyor. Erken Cumhuriyet döneminde, yeni bir tarihsel çerçeve inşa edilirken bu döneme önce "İstiklâl Harbi" denmiştir.

Millî Mücadele, Türk milletinin tarihinde bir dönüm noktası olmanın ötesinde, toplumsal, kültürel ve inançsal dinamiklerin iç içe geçtiği çok boyutlu bir........

© Açık Görüş