Ramazan orucunun hikmeti ve bayramın zaman döngüsü
Bayram, insanın “ben” sınırlarının inceldiği bir zaman dilimidir. Normalde benlik keskindir: “Ben” ve “öteki” ayrımı güçlüdür. Bayramda ise bu ayrım gevşer; selamlaşma, helalleşme ve paylaşma ritüelleri aslında metafizik olarak “çokluğun birliğe yaklaşması”dır. Yani bayram, kesretin (çokluk) vahdete (birlik) doğru meyletmesidir.
Prof. Dr. Mazhar Baglı/ Akademisyen, Yazar
Allah rahmet eylesin kadim dostum ve ağabeyim Ahmet Kekeç, ülkemizde kendini yenilemeyen statükocu kimi muharririn yazılarını onlardan önce kendisi yazardı. Yarın 10 Kasım, basının amiral gemisinin başyazarı olan falan kimse şöyle bir yazı yazacak derdi ve öyle de olurdu sahiden. Neredeyse noktasına ve virgülüne kadar aynısı yazılırdı.
Bendeniz de Ramazan ve bayram dolayısıyla saygıdeğer editörümüz Hale Hanım'dan "bir yazı" için destur alınca daha önceki Ramazan yazılarıma göz attım. İtiraf etmeliyim ki bendeniz de eli kalem tutan birçok yazar da son derece öngörülebilir içerikte yazılar yazmışım, yazmışlar.
Ramazan ayının kutsiyeti, orucun fazileti, bu aydaki ibadetlerin sevabı, Müslümanların dayanışması, fitre ve zekatın mala sağladığı bereket, nefis terbiyesi, aç kalarak fakirin halinden anlamanın empatisi, bayramın sevinci, huzuru ve mutluluğu kurumsallaştıran işlevi vs. konularının etrafında dönen bilindik yazılar.
Galiba toplumun da kahir ekseriyeti bu tür yazıları daha çok seviyor ve ilgi gösteriyor. Televizyonlarda orucun bedensel,psikolojik ve toplumsal faydaları, bayramın birleştirici işlevi ve büyükler ile akrabaları ziyaret etmenin erdemini anlatan programların dışında neredeyse başka bir konu yok dersem abartmış olmam.
Günün modasına uyup yapay zekaya "Ramazan'ın manevi iklimine uygun izleyebileceğim bir televizyon programı önerir misin?" diye sorduğumda Nihat Hatipoğlu Hocamı izlememi tavsiye etmişti. Tabii hocanın yeterli düzeyde muhatabı olduğu için benim yer işgal etmeme hacet yoktu.
Oysa her Ramazan ayında az buçuk kendimize dönük bir yolculuk yapmamız ve bayramda da "zamanın döngüsünü" idrak etmemiz çok daha faziletli bir ibadet olacaktır. Zira Ramazan orucunun asıl gayesi esasında bizim arzularımızı, iştahımızı ve zaaflarımızın sınırlarını görüp bunları eğitmek ve aynı zamanda da kontrol edebildiğimizi kendi kendimize göstermektir. Kendimizi bilmektir.
Vaktin farkına varmak
İnsan, eğer kendisini tanımazsa çoğunluğun içinde kaybolur ve akışa kapılır gider. Kişi kendi özgünlüğünü koruyamazsa kimliksiz ve şahsiyetsiz, hükümsüz ve renksiz bir özneye dönüşür. Rüzgarın önündeki yaprak gibi oradan buraya savurulur. Ki günümüzün güçlü iletişim teknolojik aygıtlarının bireylerin zihnine eklemlenen birer proteze dönüşüp onları nasıl savurduklarına her an şahit olmaktayız. Bu savrulmanın aynı zamanda bizi "vaktin" farkına varmaktan da kopardığını söyleyebiliriz.
İşte Ramazan bize kendimizle ilgili sağlam bir tutamak inşa etmeyi (kendimizi bilmeyi) bayram ise "zamana dair" bir eşik belirlemeyi hatırlatır.
İslam geleneğinde insan ömrünün içinde bulunduğu zamanın nirengi noktaları doğum günleri veya evlilik yıldönümleri ya da diğer özel günler değildir. Çünkü ömür, yaşamın içinde bulunduğu düz çizgisel bir akış değildir. Kendimizle ilgili düşünsel aşamaları ektiğimiz ya da hasat ettiğimiz bir süreçtir. Gündelik hayat, insanı sürekli birikim, kaygı ve eksiklik duygusu içinde tutar. Oysa bayram, bu birikmiş "dünyevi tortunun" silindiği; insanın öz varlığıyla yeniden temas ettiği bir arınma momentidir. Bu yönüyle bayram, sadece dış dünyada değil, varlığın derin katmanlarında gerçekleşen bir "yeniden........
