menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Sen bizi istemesen de biz seni yarı yolda bırakmayacağız yoldaş"

5 0
yesterday

PKK, her ne kadar Türkiye ile savaşan bir terör örgütü ise de esas hedefi Kürtlerin sahip olduğu sosyolojik yapıyı dönüştürmektir. Aksi halde siyasi alanda var olduğu günden bu yana bu ülkede Kürtlerden en çok nefret eden ve onların geleneklerini inançlarını ve değerlerini aşağılayan ve hor gören azgın bir azınlık ile hep bir ittifak halinde olmazdı.

Prof. Dr. Mazhar Bağlı/ Akademisyen, Yazar

DEM/PKK'nın elinden tutup Kürtlerden aldığı oylarla meclise taşıdığı Sosyalist İşçi Partisinin Genel Başkanı olan zat, kendisini meclise taşıyan ortaklarına (hizmetçilerine/marabalarına) işaret ederek onlarla "Ana dili Kürtçe olan bir adayda ortaklaşmayız" diye bir beyanat verdi. Söz konusu beyanatın üzerinden neredeyse bir aya yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen konu gündemdeki yerini korumaya devam ediyor. Gösterilen cılız tepkiler (zihin yönlendiren medyaları için) yeterli olduysa da bölge insanı için tatmin edici olmadı tabii. Dolayısıyla PKK ve müzahir bileşenlerinin nezdinde konu gündemin dışına itilmiş olmakla beraber söz konusu partiye oy veren seçmenlerin gündeminde kalmaya devam ediyor. Beyanatın verildiği tarihten bu yana istisnasız katıldığım bütün tv programlarında bölgeden insanlar gerek mesajla gerekse de bizzat arayarak bu konuyu dile getirmemi istemektedirler.

Zira bu beyanatı kendilerine yönelik bir hakaret ve aşağılama olarak görmektedirler ve bence haksız da sayılmazlar.

Belli ki sayın Genel Başkan ülkedeki siyasi ortamı kişisel kariyeri için bir fırsata çevirmek istiyor. Zira partisinin adındaki "işçi sınıfının" sosyolojik bir kategori olarak toplumsal yapıda reel bir karşılığı ve varlığı olmayınca o da teorik olarak buna tekabül eden bir kesimi kendisi için bu kategoriye yerleştirmiş ve "marabalarına" karşı olan ağalık/patronluk duruşunu sergilemek istemiştir. Çünkü partisi kurulduğu tarihlerden, yani 1960'lardan bu yana söz konusu "işçi sınıfının" oyuyla mecliste tek bir sandalye ile dahi temsil edilecek kadar oy alabilmiş değildir ama bir cumhurbaşkanı adayında olması gereken vasıflara ilişkin buyruklarını vazedebiliyor.

Ama bu yazıyı söz konusu partinin yaslandığı ideolojinin analizi için yazmak niyetinde değilim. Konu benim açımdan ve Açık Görüş okuyucuları açısından son derece açık ve nettir. Bu ülkedeki sol ideolojinin varlığı olması gerektiği gibi toplumsal sınıf ekseninde şekillenmiş değildir. Daha çok inanç ve kültür temelinde şekillenmiştir. Bizdeki solculuk, alt sosyal sınıfların hakkı için değil, halk karşıtlığı ve din düşmanlığı için vardır. Bunlardaki halkçılık söylemleri, anti emperyalizm iddiaları ve kapitalizm karşıtlığı sahtekarca birer maskedirler.

Zira çok yakından biliyoruz ki ulusalcı Kemalistler ile solcular için "anti emperyalizm retoriği" esasında din/İslam düşmanlığı, gelenek karşıtlığı ve Cemil Meriç'in ifadesi ile Hira Dağı'nın evlatlarına olan kin ve öfkelerinin sadece maskesidir. İkisi de, Batı emperyalizminin en önemli iki temel unsurunun gönüllü taşıyıcı aktörüdürler. Batı emperyalizmi kendisini iki ana unsur ile, kültürel hegemonya ve bilgi kuramı üzerinden var eder. Batı kültürünün taşıyıcı ajanları Kemalistlerdir bilgi kuramının müminleri de solculardır.

Unutulmasın ki Batı emperyalizmi kendisini ideolojik kurgu ile değil gündelik hayat pratikleri ile inşa eder. Yani kültürel enstrümanlarla var eder. Emperyalizm, ideolojik bir iddiadan çok bir yaşam biçimidir. Kültürel kodlara gizlenmiş bir değerler sistemidir. Emperyalistlerin kültürünü benimseyip ideolojisine karşı durduğunu söylemek sahtekarca bir hamasettir. Batı'nın emperyalizmi, "hakikatin bilgisinin sadece kendisinde olduğunu" söyleyen bilgi kuramında kuluçkadadır. O bilgi sistematiğinin üzerine oturan herkesim o melunun civcivlerini çıkarır.

Sevmediklerinin hakkını savunabilirler mi?

Demem o ki karşı olunan esasında sahiden de emperyalizm, kapitalizm ve faşizm falan değildir. Esas karşı olunan halkın değerleridir, tarihtir kültürdür geleneklerdir. Sermaye karşıtı gibi durduklarına da bakmayın, karşı olunan ülkeyi kalkındıracak olan refahın üretiminedir. Yoksa kişisel yaşamlarında her birisi Karun kadar zengin olmazdı. Sevmedikleri bir halkın hakkını savunduklarına da ancak kendilerini kandırabilirler. Düşünün, en uzak oldukları sosyolojik kesim, en çok romantize ettikleri köylülerdir. Kısaca Ulusalcı Kemalistler ile Türk Solu aydınları hiçbir zaman "sömürge aydını........

© Açık Görüş