İhanetten casusluğa, darbenin 10. yılında FETÖ: Tehdit bitti mi?
Yapılanması itibarıyla örgütün hedef coğrafyasının sadece Türkiye olmadığı açıktır. Hedef sadece Türkiye olsaydı 170 ülkede var olduğu söylenen örgütlenmesi söz konusu olmazdı. Bu çerçevede örgüt, mevcut yapısı ve yöntemleri itibarıyle, faaliyet gösterdiği tüm ülkeler açısından potansiyel bir güvenlik ve istikrar tehdidi olarak değerlendirilebilir.
Prof. Dr. Kudret Bülbül/ Medipol Üniversitesi
Asrın ihanet girişimi olarak adlandırılabilecek FETÖ darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçmiş durumda. Bilge lider Aliyaİzzet Begoviç'in "Unutulan soykırım tekrarlanır" sözünden mülhem, unutulan her ihanet ya da ihanet girişimi tekrarlanır. Bu çerçevede bu makalede tarihimizin belki de en fazla içerden kuşatma, teslimiyetçilik, ihanet ve casusluk şebekesinin unutulmaması için belirli başlıklar ve sorularla FETÖ terör örgütünün ne olduğu gelecek nesillere aktarılmaya çalışılacaktır.
FETÖ: Bir darbeden ve terör örgütünden daha fazlası
FETÖ konusunda ilk işaret edilmesi gereken noktalardan biri, bu terör örgütünün toplum ve bireyler üzerinde uzun yıllar boyunca oluşturduğu karabasan etkisinin artık büyük ölçüde ortadan kalkmış olması; örgütün ihanetlerinin ve ölümcül amaçlarının bugün açık biçimde konuşulabiliyor hâle gelmesidir. FETÖ zulmüne bizzat maruz kalanlar bu özgürlüğün anlamını çok daha iyi takdir ederler.
Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) nedir? FETÖ, 1978 yılında ABD'de müritlerini topluca intihar ettiren (918 kişi) Jim Jones liderliğindeki Halkın Tapınağı Tarikatı, Japonya'da metrolara sarin gazı ile saldıran Shoko Asahara liderliğindeki AumŞinrikyo Tarikatı (FETÖ'den farklı olarak üyeleri idam edildi)gibi kült bir harekettir. Kült hareketler, genellikle "karizmatik bir lider" etrafında toplanan, içerisinde yer aldıklarını iddia ettikleri ana akım din veya inanç sisteminden farklılaşan, yoğun bir endoktrinasyon, sıkı bir itaat ve izolasyon ile üyelerini toplumdan soyutlayan, "kurtuluş", "cennet" gibi sadece kendilerinin inandığı bir dünya yaratmak vaadiyle geleneklerinden, tarihlerinden, ailelerinden kopararak üyelerini doğrudan liderine bağlayıp ona sorgusuz ve sonsuz itaate hazır hâle getirip mankurtlaştıran terörize yapılanmalardır.
FETÖ, amacına ulaşmak için sadece klasik yol ve yöntemlere başvuran terör örgütlerinden farklı olarak bu tür eylemlerin yanı sıra faaliyet gösterdiği ülkelerde "ılımlı", "diyalogcu", "eğitim odaklı" bir yapı ve görüntü içerisinde hedefine ulaşma yolunu seçmiştir. Bunu yaparken de yine diğer örgütlerden farklı olarak kendisini gizlemeyi, olduğu gibi görünmemeyi, göründüğü gibi olmamayı temel bir yöntem olarak benimsemiştir. İçerisinde yer aldığı ya da birlikte hareket ettiği uluslararası istihbarat örgütlerinin bir uzantısı olarak onlarca ülkede örgütlenmiştir.
Liderini "kâinat imamı" olarak gören, tüm dünyada örgütlenmeyi hedefleyen, devletlerin ordu, polis, yargı, merkez bürokrasisi gibi stratejik kurumlarına sızıp kendi örgütlerinden olmayanlara kumpas kurarak devletleri içeriden ele geçirmeyi amaçlayan, iş dünyası, medya gibi sivil alanlarda da örgütlenen, her durumda kendisini gizleyen bir örgüt olarak FETÖ,yaptıklarıyla bir darbe girişiminden ve bir terör örgütünden çok daha fazlasıdır.
Soğuk savaş vesayetinden FETÖ vesayetine
Siyasetçilere, askerlere, bürokratlarına operasyonlar çekerek, iş dünyasını baskı ve korkularla dizayn ederek, yargıyı, eğitimi amaçlarına ulaşmak için araçsallaştırarak, ÖSYM üzerinden soruları ve dolayısıyla gençliğin geleceğini çalarak, stratejik kurumlara sızarak, her türlü istihbari yöntemi kullanarak yüzden fazla ülkede devletleri içeriden ele geçirme çabasındaki bir yapılanma herhâlde örgüt mensuplarının kendilerini ifade ettikleri bir "hizmet hareketi", "gönüllü kuruluş" "ya da "sivil toplum örgütü" olma misyonu ile izah edilemez. Küresel düzeyde bir ağ kuran, ABD'de yaşayan terör örgütü elebaşının Türkiye'nin tüm itiraz ve baskılarına rağmen iade edilmediği bir mekanizma olarak FETÖ ve 15 Temmuz darbe girişimi, pek çok darbe girişimi gibi, CIA'nın küresel operasyonlarının dışında açıklanamaz. Değilse sıradan bir cemaat ve sivil toplum kuruluşu görünümündeki bir örgütün her türlü istihbari faaliyeti profesyonelce kullanabilmesini, pek çok ülkeden vize almak bile imkânsızken ifade edildiği gibi, yüzden fazla ülkede örgütlenebilmesini, o ülkelerin merkezi ve stratejik kurumlarında kolaylıkla görev alabilmelerini açıklayabilmenin bir başka yolu yoktur. Kuşkusuz bu durumdan tüm ABD yönetimi suçlanamaz. ABD'de de küresel istihbarat faaliyetlerine yönelik farklı yaklaşımlar söz konusudur.
Türkiye, sonuncusu 15 Temmuz'da olmak üzere sıklıkla darbeler ya da darbe girişimleri ile karşı karşıya kalmıştır. Türkiye'nin bu tür girişimlerle karşı karşıya kalmasının nedenleri nelerdir?
Küresel dünya düzenine bakıldığında, bugün, eskinin çekilmekte olduğu ama yeninin henüz doğmadığı bir küresel alacakaranlık çağında, küresel bir kaos düzeni içinde yaşamaktayız. Dün ise soğuk savaş düzeni içindeydik. Soğuk savaş düzeni ülkelerin ABD ve SSCB eksenli hizaya dizildiği, birer süper güç olarak bu iki aktöre göre vaziyet aldığı, aksi takdirde daha önceden oluşturulan vesayet mekanizmaları üzerinden ve/veya darbe girişimleriyle ülke yönetimlerinin değiştirildiği düzenin adı olarak görülebilir.
Soğuk savaş düzeninde Türkiye, Almanya gibi oyun kurucu ya da sonuç değiştirici ülkeler hiçbir şekilde başıboş bırakılmamışlardır. Bu tür ülkelerde, küresel aktörler açısından istenmeyen demokratik tercihlerin oluşmaması ve oluşanların baskılanması için vesayet rejimleri oluşturmuştur. Almanya iki defa kendisi lehine olmadığını düşündüğü küresel düzeni değiştirme çabasına girmiş ve kaybetmiştir. Küresel düzenin sahipleri gerek 1. ve gerekse 2. Dünya Savaşı'ndaki gibi tekrar bir kalkışmaya girişmemesi için zor yönetilen, ordusu sınırlandırılmış, sanayisi denetlenen, açık denizlere çıkabilecek gemi, silah ve savaş uçağı yapımını yasaklayan antlaşmaları Almanya'ya dayatmışlardır.
Benzer bir vesayet süreci bu topraklarda da işlemiştir. Türkiye'de demokrasi tarihi 1876'da yapılan seçimlerle başlamıştır. Osmanlı son döneminde yapılan çok partili seçimleri saymazsak Türkiye'de çok partili siyasal hayata 1945 ile geçilmiş ve Cumhuriyet döneminde ilk kez bir muhalefet partisi 1950'de iktidara gelmiştir. Çok partili siyasal yaşam maalesef uzun sürmemiş, 1960 askeri darbesi ile bu demokratik döneme son verilmiştir. 1961 Anayasası ile millî iradenin ve milletin seçtiklerinin kontrol edilme çabası içerisine girilmiş, bu doğrultuda yeni kurumlar oluşturulmuştur. Halk tarafından seçilmeyen ya da seçilmişlerin çok etkin olmadığı kurum ve kuruluşlar aracılığı ile bir tür vesayet sistemi oluşturulmuş, böylelikle darbe ile getirilen sistemin millî irade tarafından değiştirilememesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede 1961 Anayasası ile MGK kurularak anayasal bir kuruluş hâline getirilmiştir. Yine 1961'de Anayasa Mahkemesi, Yüksek Hâkimler Kurulu, Yüksek Savcılar Kurulu kurulmuştur. 1961 Anayasası insan haklarına dayanan, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkelerine de yer vermesine rağmen getirdiği yeni kurum ve kurullarla milletin iradesini sınırlayan bir işlev görmüştür. Oluşturulan kurum ve kurullarda milletin doğrudan ya da dolaylı olarak temsilcisi söz konusu olmadığından, verilen kararlar milletin, demokrasinin, özgürlüklerin önünü açmaya yönelik değil, daha çok bunları bireylere ve millete karşı sınırlamaya, devleti korumaya yönelik olmuştur. Atatürk'ün, "Hâkimiyet bilâ kayd-u şart Milletindir." (Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.) sözü 1961 ve 1982 Anayasası'nda ifade edilen "egemenliğin, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanılacağı" ifadesiyle sınırlandırılmıştır. Böylelikle millî irade üzerinde vesayet kurumsal ve yapısal hâle getirilmiştir.
61 Anayasası ile kurulan vesayet düzeni 28 Şubat sürecine kadar devam etmiştir. 1971 Muhtırası, 1980 askeri darbesi küresel güçlerle ilişkili bu vesayet düzenini koruma müdahaleleridir. 12 Eylül 1980 askeri darbe gecesi ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı Paul Henze'nin dönemin ABD Başkanı Jimy Carter'a sevinçle söylediği belirtilen, "Bizim çocuklar başardı." ifadesi,darbelerin ve darbe girişimlerinin küresel güçlerle ilişkisini gösteren bir mottoya dönüşmüştür.
Postmodern olarak anılsa da yine somut bir askeri müdahale olan 28 Şubat 1997'de başlayan ve 28 Şubat süreci olarak bilinen süreçte ise Türkiye'de soğuk savaş vesayetinin artık daha fazla sürdürülemeyeceği görüldü. Çünkü millete tepeden bakan, küreselleşme ve bilişim süreçleri ile artık arkaik görünen, üsttenci, baskıcı, milletin değerleri ile çatışan eskimiş soğuk savaş vesayeti, zamanın ruhu ile uyumlu olmadığından, Türkiye gibi dışa açık bir ülke açısından artık sürdürülebilir değildi. Küresel aktörler için vesayetin kaynağı ya da meşruiyeti değil, önemli olan vesayetin kendisiydi. Bu nedenle yeni dönemle, daha açık, daha yumuşak görünen, milletin değerleri ile daha barışık bir yaklaşım üzerinden yeni vesayetin kurgulanması gerekiyordu. Esasen bu çerçevede FETÖ hazırlanmış, ağır ağır sisteme yerleştirilmeye başlanmıştı. 28 Şubat süreci ve sonrasında, eski soğuk savaş vesayeti ağır ağır sistemden çekilirken, onunla mücadele ediyor görünen yeni FETÖ vesayeti devletin, iş dünyasının kılcal damarlarına ağır ağır yerleşiyordu. AK Parti döneminde bu sürecin hızlanması için kötü polis rolü ile eski soğuk savaş vesayeti sürekli olarak demokrasiyi, millî iradeyi, AK Parti'yi tehdit ederken iyi polis........
