"Yüce birey" illüzyonu
Farkında mısınız? Derin tefekkürün yerini komut kâtipliği alıyor. Bu sayede toplumsal doku ister istemez derinliğini kaybediyor. Birbirinin fikri derinliğini anlamaya çalışmayan, sadece kendi yapay zekâ destekli “yüceliğini” çarpıştırmaya çalışan tecrit edilmiş münzevilerin oluşturduğu bir toplum, sistemin en büyük zaferidir.
Prof. Dr. Celaletttin Yanık/ Bursa Uludağ Üniversitesi
Bugünlerde yapay zekâ üzerine kopan fırtınaya baktığımızda hem fikri hem de entelektüel çoraklığın yeni bir safhasıyla karşı karşıyayız. Bu tartışmaların odak noktası, Çin mi ABD mi kazanacak? jeopolitiği ile yerli ve milli modellerimizi ne zaman üreteceğiz? teknolojizmi arasında adeta salınmakta. Araçsal aklın bu yeni oyuncağı hüviyetindeki yapay zekâ, sanki sadece bir istihdam, güvenlik ya da mühendislik problemiymiş gibi tartışılarak onun asıl yıkıcı karakteri gözlerden kaçırılıyor.
Oysa karşımızda teknik bir otomasyon sürecinden fazlası duruyor. Yapay zekâ, insan failliğini, dilini ve nihayetinde toplumsal dokusunu adeta yeniden tasarlayan bir cihaz gibi... Bu cihazın en büyük başarısıysa insana kendi acizliğini "yücelik" olarak pazarlamasıdır.
Akılcılığın demir kafesinde yeni bir bölme
Bu süreci daha tam ve net anlamak için yapay zekânın teknik kodlarına bakılmamalı, bilakis kökleri Aydınlanma rasyonalizmine ve kapitalist eylem stratejilerine uzanan o büyük hesaplanabilirlik arzusuna bir bakış atılmalı. MaxWeber'in modern dünyayı tasvir ederken kullandığı demir kafes nitelemesi, yapay zekâ ile birlikte artık bir dijital hücreye dönüştürüldü.
Aydınlanma, insanı doğanın efendisi kılma iddiasıyla yola çıkmıştı. Araçsal akıl, her şeyi ölçülebilir, satılabilir ve kontrol edilebilir kılmayı hedefliyordu. Sanayi Devrimi, insanın kas gücünü akla tâbi hale getirip fabrikaya bağlamıştı. Yapay zekâ ise yaşanan tüm bu sürecin nihai mantıksal sonucudur. Artık akılcılaştırılan şey, doğrudan insanın bilişsel alanı, dili, sezgileri ve tefekkür kapasitesidir.
Sistem, insanın fikri hususiyetini istatistiki bir ihtimaliyet hesabına indirgemiştir. Ancak buradaki asıl tehlike, sistemin bizi aptallaştırması değil, bizi dâhi olduğumuza ikna etmesidir.
Arayüz trajedisi ve sistematik narsisizm
İşte tam da bu noktada sistemin ürettiği yeni bir toplumsal karakter gözlerimizin önünde vücut buluyor. Vücut bulmaya çalışan şey, algoritmik narsist insan. Bugün yapay zekânın arayüzüne birkaç kelime yazıp, saniyeler içinde devasa makaleler, sanatsal görseller ya da kod blokları alan bizler, derin bir illüzyonun pençesine hapsolmaktayız. Bizler, o ekrandan akan görsellerde kendi........
