menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Din Savaş(lar)ı nekropolitika, ve oryantalizm

9 0
17.04.2026

Gazze'deki kuşatma ve bombardıman, sadece askeri bir strateji değil, aynı zamanda ahlaki ve teolojik bir haklılaştırma ile desteklenmektedir. İnsanları “öldürülebilir” ve “yok edilebilir” kılmak için dini ve kültürel bir dil seferber edilir. Orklar ve insansı hayvanlar gibi semboller, bu şiddeti “görev” ve “kutsal” hâline getirir.

Prof. Dr. Bülent Şenay/ Bursa Uludağ Üniversitesi

Bu yazı, "evrensel değerler" iddiasıyla şekillenen modern dünyanın aslında ne kadar müphem, çelişkili ve güç ilişkileriyle belirlenmişlik esasında nekropolitik olduğunu sorgulayan eleştirel bir okumadır. Yazıda, Batı siyasetinin nekropolitik karakterinin insanlığı nasıl din savaşlarına sürüklediğini ele alırken, bunun şiddet temelli bir teopolitikaya dayalı olduğunu vurgulayarak, Gazze'de yaşanan soykırıma yönelik duyarsız nekropoltikanın Hegelyan bir oryantalizmin ürünü olduğuna işaret edilmektedir.

Modern dünyanın kendini tanımlama biçimi büyük ölçüde "evrensel değerler" söylemine dayansa da bugün yaşananlar, insan hakları, özgürlük, hukuk ve adalet gibi kavramlara dayalı bu söylemin ne kadar tutarlı ve kapsayıcı olduğu sorusunu yeniden ve daha sert biçimde gündeme getiriyor. Çünkü sahadaki gerçeklik ile dile getirilen ilkeler arasındaki mesafe giderek açılmakta; evrensellik iddiası, pratikte seçici bir uygulamaya dönüşmektedir. Bu noktada Achille Mbembe'nin ortaya koyduğu "nekropolitika" kavramı, içinde bulunduğumuz durumu anlamak için güçlü bir analitik çerçeve sunar. Nekropolitika, iktidarın yalnızca hayatı düzenlemesi değil, aynı zamanda ölümü yönetmesi; başka bir ifadeyle, kimlerin yaşayacağına ve kimlerin ölebileceğine karar verme yetkisini kendinde görmesidir. Bugün bu yetkinin nasıl ve kimler tarafından kullanıldığına baktığımızda, "evrensel değerler" söyleminin arkasında işleyen daha sert ve daha gerçek bir düzenin varlığı açıkça ortaya çıkmaktadır. ABD-İsrail siyonizminin İran'a saldırısı da –İran'ın sünni dünyaya yönelik hem dini hem siyasi yaklaşımındaki (siyaseten tevhîdî, üsulü'd-dinde tekfîrî, fıkıhta kısmen tecvîzî) takıyyesi ve aynı zamanda mesela Irak savaşı döneminde özellike ABD ve İsrail'le Saddam'a karşı) işbirliği politikası bir tarafa- bu bağlamda anlaşılabilir.

Rasyonel, adil dünya nerede?

Uzun yıllardır bize anlatılan hikâye, insanlığın dini ve ideolojik büyük çatışmaları geride bıraktığı, daha rasyonel ve adil bir düzene ulaştığı yönündeydi. Oysa bugün küresel ölçekte yaşanan gelişmeler, bu anlatının ciddi biçimde aşındığını gösteriyor. Yaşadığımız zamanlar, insana 'bugüne nasıl geldik?" sorusunu sorduruyor. Hani ne oldu, insanlık evrensel değerlerin, insan haklarının ve adaletin üstün olduğu bir çağa erişmişti? Bütün bunların da aslında 'büyük dini anlatılar' (İslami ümmet bilinci, hristiyan mesihi krallık/kilise hegemonyası, yahudi siyonist dünya devleti, hindutva ümemtçiliği) yerine sözde laik modern dijital bir çağa geçilerek olduğu iddiasına rağmen nedir bu olanlar?İnsanlığın, bilimde, teknolojide ve toplumsal/hukuki uzlaşmalarda geldiği seviyeye dair iddialara bakılırsa, bu muydu olacak olan?Bölgesel ve küresel huzur, ekonmik istikrar ve uluslararası denge maskeleriyle soykırımın sıradanlaştırıldığı ve neo-kolonyal şiddetin durdurulamaz bir güç gösterisi yaptığı bir tür küresel simulakra yaşıyoruz. Mevcut ABD Başkanı'nın hatta ABD'deki Siyonist lobinin neredeyse sözcülerinden birisi olan Amerikalı siyasetçi Cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham'ın 16 Ocak 2026 tarihinde İsrail'e yaptığı ziyarette, Orta Doğu'daki ve dolayısıyla küresel çatışmaları "din savaşı" (religious war) olarak tanımlayıp, "bundan sonraki 1000 yılı (milenyum meselesi) bu savaşı kazananlar belirleyecek" demesi, ondan önce de ABD Başkan yardımcısı Vance'ın bir Cumhuriyetçi Gençlik Kongresinde " Amerika bir Hristiyan millettir ve öyle kalacaktır; Hristiyan olmayanlar da Amerikalı olabilir ama Amerika'nın itikadı Hristiyan'dır " demiş olması, geçen hafta ABD Beyaz Saray'da yapılan Paskalya (Hristiyan Bayramı) töreninde, Beyaz Saray Din İşleri Müdiresi Paul White'ın konuşmasında ABD Başkanı Trump'a dönerek "İsa nasıl dirildiyse, siz de öyle dirildiniz; o, nasıl muzaffer olduysa, siz de öyle olacaksınız'" demesine Trump'ın tebessümle olumlamasının kameralardaki yansımasına bakılınca, buna Siyonist soykırımcıların Aksa Tufanı'ndan itibaren daha en başta ve hala Yahudi Tevrat ve tefsirlerinden Amalek, katliam alıntıları yaparak kendi şiddetlerini meşrulaştırdıkları, hatta artık her türlü maskeyi atıp, hahamların diliyle 'Yahudi olmayanların Yahudiler için mücadele etmesi gerektiği'ni, çünkü 'Yahudilerin barbarlığa karşı medeniyet (kastedilen Batı) için savaştıkları iddiası, ABD-siyonist gücün İran'a saldırıyı insanlığın selameti içinmiş gibi gösterme retoriği, bunu yaparken ABD 'Savaş Bakanı'nın 'tatu'larından birisinin 'Deus Vult' (Tanrı'nın iradesiyle / bir tür Hristiyan 'inşallah') olduğunu bizzat kendisinin ifitharla kamuoyuna sızdırmış olması, Hindistan'ın Hindutva ideolojisiyle, Yahudi Siyonizmi arasındaki yakınlaşma, tüm bunların artık –biz zaten biliyorduk-tan çıkarak maskelerin düştüğü, hak-batıl mücadelesinin devam ettiği, Batı'nın iddia ettiği şekliyle........

© Açık Görüş