Babil sendromu ve yapay zeka
Papa XIV. Leo, İspanya ziyareti boyunca özellikle yapay zekâ ve etik konularına vurgu yaptı. Bu vurgu, yüzeysel olarak teknolojik değişime geleneksel dini bir yanıt gibi görünebilir, ancak mesele daha derindir. Yapay zekâ artık sadece bir araç değildir, güç dağılımını yeniden şekillendirmektedir.
Prof. Dr. Ali Murat Yel/ Marmara Üniversitesi
Katolik dünyasının ruhani lideri Papa XIV. Leo'nun İspanya'ya yapmış olduğu ziyaret, Vatikan'ın olağan diplomatik temaslarından birisi olarak görülebilir. Ancak bu ziyaret, zamanlaması ve temas ettiği başlıklar itibarıyla sıradan bir dini gezi olmanın ötesine geçmiştir. Her ne kadar Avrupa'nın güney ucunda gerçekleşmiş olsa da bu buluşma aslında Orta Doğu'daki kırılgan dengelerden Türkiye'nin jeopolitik rolüne, hatta yapay zekâ çağında insanın etik pusulasına kadar uzanan geniş bir münazara alanını da tetiklemiştir.
Kendisi de lisans derecesini Katolik bir eğitim kurumu olan Villanova Üniversitesi'nden aldığı için Papa XIV. Leo'nun seleflerinden farklı olarak teknoloji ve etik konularına özel bir ilgi gösterdiği biliniyor. Bu sene yayınlamış olduğu "Magnifica Humanitas" ({Tanrı tarafından} Muhteşem {olarak yaratılan} İnsanlık) adlı papalık bildirgesinde (encyclical) detaylı olarak ele aldığı yapay zekâ ve dijital dönüşümün Kilise'nin Sosyal Doktrini üzerindeki etkileri hakkında her fırsatta görüşlerini açıklamaya çalışmaktadır.
Teknokratik paradigma
Bildirge İncil'de (Tekvin 11:1) geçen Babil Kulesi (yani Tanrı'ya ulaşmak için inşa edilen ve insanın kibrini sembolize eden) anlatısından yola çıkılarak bugün gelinen noktada insanlığın kendi kendisine yeterli olduğu iddiasındaki "teknokratik paradigma"yı temsil etmektedir. Bu durum, Tanrı'ya ihtiyaç duymadan güç ve tekdüzeliğe indirgenen insanda kafa karışıklığına, çeşitliliğin kaybına ve verimlilik adına insanın insanlıktan uzaklaşmasına yol açmaktadır. Yapay zekâ insan değildir ve bu sistemler insan zekasını taklit ettiği için bilinç, ahlaki vicdan ve sevgi, acı çekme veya ilişki kurma kapasitesinden yoksundurlar. İnsanları veri noktalarına indirgeme, makineler gibi optimize etme ve verimlilik uğruna zayıfları feda etme tehlikesi vardır. Bu menfi gelişmeyi "Babil Sendromu" olarak adlandıran Papa, teknoloji yoluyla insan sınırlarını "aşmayı" amaçlayan transhümanizmi ve posthümanizmi eleştirmektedir. Teknoloji sadece birkaç seçkin kimseye değil tüm insanlığa hizmet eden bir "ortak iyilik" kaynağı olmalıdır. Veri, algoritmalar ve platformlar gibi dijital varlıklar tüm insanlığın evrensel mal varlığı olmalıdır. Teknoloji ile ilgili kararlar sadece teknoloji şirketleri tarafından değil yerel topluluklar ile münazara edilerek alınmalı, sonuçlar hakkında bilgilendirme yapılmalıdır. Dijital devrim, sahip olanlar ile dışarıda kalanlar arasındaki uçurumu derinleştirmemelidir. Birbirimize bağlı olarak dayanışma içinde sosyal adalet sağlanmalı ve önyargı veya ayrımcılığa son verilmelidir. Adalet, yeniliğin faydalarının adil bir şekilde dağıtılmasını ve yapay zekayı destekleyen "görünmez emeğin" (örneğin, veri........
