Mavi Vatan'ın devletleşen hukuk pratiği
Enerji güvenliğinden ticarete, savunmadan diplomasiye kadar denizin belirleyici olduğu bir çağdayız. Ve bu çağda denizi yalnızca coğrafi sınır gibi gören devletler küçülür. Denizi stratejik hafızasının parçası yapan devletler büyür. Türkiye artık bu tercihini yapmıştır. Çünkü Türkiye denize kıyısı olan bir devlet değil, bizzat deniz devletidir.
Ömer Faruk Alimoğlu / Hukukçu
Devletlerin hafızası bazen haritalarda saklıdır. Bazense yıllarca konuşulmayan, ertelenen ya da zamana bırakılan hukuki ihtilaflarda.
Ege meselesi Türkiye ile Yunanistan arasında yeni bir başlık değil. Kıta sahanlığı krizlerinden FIR hattı(Uçuş Bölge Bilgisi) tartışmalarına, hava sahası ihtilaflarından aidiyeti tartışmalı ada, adacık ve kayalık meselesine kadar onlarca yıldır iki ülke arasındaki gerilim hattı yalnızca diplomatik bir ihtilaf değil; aynı zamanda egemenlik algılarının çatışmasıdır.
1996'daki Kardak Krizi bunun en net örneğiydi.
İki NATO müttefiki, üzerinde keçilerin dahi yaşamadığı birkaç kaya parçası nedeniyle doğrudan savaşın eşiğine gelmişti. Çünkü mesele kayalık değildi. Mesele egemenlik ve deniz yetki alanlarıydı. Mesele Ege'de kimin fiili durum yaratacağıydı.
Uzun yıllar boyunca Yunanistan'ın stratejisi büyük ölçüde buydu: Sahada küçük ama istikrarlı hamlelerle fiili alan genişletmek, diplomatik zeminde Avrupa desteğini arkasına almak ve Türkiye'yi reaktif pozisyona zorlamak.
Türkiye ise özellikle 1990'lar ve 2000'lerin başında çoğu zaman bu hamlelere cevap veren, itiraz eden ama deniz jeopolitiğini kendi büyük stratejisinin merkezine henüz yerleştirmemiş bir devlet görünümündeydi.
Bugün ise tablo farklı.
Çünkü Türkiye artık yalnızca kıyı güvenliği üzerinden düşünen bir ülke değil. Denizi, devlet aklının merkezine yerleştiren yeni bir stratejik bakış açısına sahip.
Tam da bu noktada son dönemde kulislerde konuşulan ve Kurban Bayramı sonrasında gündeme gelmesi beklenen "Mavi Vatan Kanunu" tartışmaları önem kazanıyor.
Eğer konuşulan çerçeve yasalaşma sürecine girerse, Türkiye yalnızca deniz yetki alanları bakımından değil; egemenliği uluslararası antlaşmalarla açık biçimde devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklar bakımından da daha net ve kurumsal bir pozisyon ortaya koymuş olacak.
Nitekim "Mavi Vatan" uzun süre birçok kişi için yalnızca askeri ya da stratejik bir doktrin olarak görüldü.
Bu dönüşüm tesadüfen yaşanmadı
Oysa bugün geldiğimiz noktada Mavi Vatan artık........
