Başkalarının acısına yerimiz var mı?
Modern dünyanın bize sunduğu konforlar: ucuz süt, bol et, yumurta, sürekli erişim. Ama bu konforun görünmeyen bir maliyeti var. O maliyet yalnızca hayvanlara yaşattığımız sessiz şiddet değil; insanın kendini doğadan ayırması. Doğadan kopan insan, aslında kendinden kopmakta…
Filiz Zengin/ tv4 Yayın Koordinatörü
Elif Eda'nın ilk uzun metraj filmi Süt Çiftliği, 45. İstanbul Film Festivali'nin Yeni Bakışlar bölümünde gösterildi. Atlas Sineması'ndaki gösterim sonrası ekip izleyicilerin önüne çıktığında yönetmen Elif Eda "Kötülük başkasının acısını görmediğimiz ve kendi acımıza odaklandığımız anda başlıyor. Sadece kendimize gömüldüğümüz bu çağda başkalarının acısına yerimiz var mı?" diye sorduğunda izlediğim filmi sindirmem için biraz zamana ihtiyacım olduğunu anladım.
Süt çiftliği: görmezden geldiğimiz bir acının hikâyesi
Süt Çiftliği yüzeyde bir yas hikâyesi anlatıyor: Anne ve babasını trafik kazasında yitirmiş 12 yaşındaki İrem ana karakterimiz. Dansçı Mira Saikali oynuyor genç kızı. İlk deneyimi olmasına rağmen rolü bana geçti. İrem babaannesi tarafından işletilen endüstriyel süt çiftliğine getiriliyor. Babaanneyi Derya Alabora oynuyor. Güçlü, duyguları alınmış görüntüsü veren, mesafeli bir rolde.
İçine kapanan ve içinde bulunduğu gerçekliğe sırtını dönen İrem, anne ve babasının telefonunda kalan video ve fotoğraflarıyla kendine sessiz bir dünya kuruyor. Dansa küsüyor, etrafa ilgisi yok denecek kadar az. Babaannesi otoriter yapısıyla işe el atıyor ve İrem'e yapması için çiftlik işleri veriyor. İrem çiftlik işlerini yaparken veteriner çırağı Halid ile tanışıyor. Başta İrem Halid ile kaynaşamıyor ama onun da kendisi gibi olduğunu - annesiz ve babasız - öğrenince yumuşuyor.
İrem çiftlikte empati içgüdülerini yitirmiş onca insana karşı kontrast oluşturuyor.
Halid karakterini Ediz Metin canlandırıyor. Savaşta babasını ve savaştan kaçarken anne ve ablasını da kaybeden Halid de İrem gibi çiftliğe sığınmış. İki karakterimiz zamanla görünmeyen bir gerçeği fark ediyorlar: Yeni doğan buzağıların annelerinden sistematik olarak koparıldıklarını...
İrem'e bu çok dokunuyor. Annesinden koparılan buzağıyı kendisi ile özdeşleştiriyor. Bu sisteme o küçük yaşında başkaldırıyor.
Film, bu paralellik üzerinden çok daha derin bir yere sistemin kendisine bir eleştiri yöneltiyor: Endüstriyel hayvancılıkta ölüm değil, ayrılık süreklidir.
Ayrılığın normalleştirildiği bir sistem
Bugün dünyada her yıl yaklaşık 80 milyar kara hayvanı gıda için yetiştiriliyor ve kesiliyor. Bu........
