Tarihin ışığında Türkiye'nin Afrika vizyonu
Frantz Fanon'un ifadesiyle sömürgecilik, yalnızca toprağı değil, insanın ruhunu da işgal eder. Avrupa'nın Afrika'ya bakışı, aslında Descartes'ın mekanik aklının siyasal versiyonuydu. Yani ölçmek, parçalamak ve sahip olmak. Osmanlı ise Afrika'ya farklı bir epistemolojiyle yaklaşmıştır.
Engin Özekinci/ Yazar
Devletler yalnızca sınırlarla değil, hafızayla yaşar. Coğrafya haritalarda çizilir. Ancak bir medeniyet ise zamanın içinde kurulur.
Türkiye'nin Afrika'daki stratejisini anlamak için yalnızca diplomatik verileri, ticaret hacimlerini ya da askeri anlaşmaları incelemek yeterli değildir.
Bu mesele, aynı zamanda bir tarih felsefesi, bir medeniyet tasavvuru ve bir siyasal ahlak konusudur. Çünkü Türkiye'nin Afrika'ya yönelişi, salt reel-politik değil; bununla beraber ontolojik bir geri dönüş, tarihsel bir hafıza tazelenmesi ve küresel adalet arayışının jeopolitik bir ifadesidir.
Hegel, tarihin akışını "özgürlüğün bilince varışı"olarak tanımlarken, medeniyetlerin yalnızca güç üretmediğini, aynı zamanda anlam ürettiğini de vurguluyordu.
Afrika, modern Batı'nın gözünde uzun bir süre yalnızca kaynak deposu olarak görüldü. Oysaki sömürgecilik, insanı nesneleştiren modern aklın en çıplak yüzüydü. Frantz Fanon'un ifadesiyle sömürgecilik, yalnızca toprağı değil, insanın ruhunu da işgal eder.
Avrupa'nın Afrika'ya bakışı, aslında Descartes'ın mekanik aklının siyasal versiyonuydu. Yani ölçmek, parçalamak ve sahip olmak.
Himaye ve düzen kurma
Osmanlı ise Afrika'ya farklı bir epistemolojiyle yaklaşmıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın son günlerde gündeme getirdiği İbni Haldun'un "asabiyet" teorisinde devlet, yalnızca bir güç aygıtı değil; toplumsal dayanışmanın ve adaletin de taşıyıcısıdır.
Osmanlı'nın Kuzey Afrika'dan Habeşistan'a kadar uzanan varlığı, modern emperyalizmin aksine bir tahakküm değil; düzen kurma ve himaye pratiği olarak şekillenmiştir. Avrupa cetvelle sınırlar çizerken, Osmanlı vakıf kültürüyle devasa şehirler kuruyordu. Bu yüzden Osmanlı'nın Afrika'daki hafızası, bir sömürge travması olarak değil adaletli bir idare fikriyle anılmaktadır.
Nietzsche, güçlü olanın yalnızca hükmeden değil, değer üreten olduğunu söyler. Türkiye'nin........
