menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye Yüzyılı'nda yapay zekâ: Egemenlik, güvenlik ve insan onuru

4 0
previous day

Dijital çağ kimin değerleriyle geliştiriliyor? Hangi insan tasavvuruna yaslanıyor? İnsana sömürgeci, oryantalist, ırkçı ve ayrımcı bir güvenlik paradigması içinden mi bakıyor; yoksa insanı yaratılmışların en şereflisi olarak gören, insan olduğu için değerli kabul eden bir ahlak ve medeniyet ufkuyla mı yaklaşıyor?

Dr. Muhammed Ersin Toy/ Yazar

13 Haziran'da İstanbul'da düzenlenen Türkiye Yapay Zekâ Zirvesi'nde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ve Selçuk Bayraktar'ın yaptığı konuşmalar, Türkiye'nin yapay zekâya nasıl baktığını, Türkiye Yüzyılı'nda bu alanda hangi istikameti öncelediğini ve hangi değer paradigmasına dayandığını açık biçimde ortaya koymuştur. Bu konuşmalar aynı zamanda Batı merkezli teknoloji zihniyetine, dijital kuşatma düzenine ve insanı veriye indirgeyen güç paradigmasına karşı güçlü bir medeniyet meydan okuması niteliği taşımaktadır.

Bu çerçeve, bir bakıma Türkiye Yüzyılı'nın yapay zekâ manifestosu niteliğindedir.

Bu manifestonun merkezinde yalnız teknik ilerleme yoktur. Dijital egemenliği millî egemenliğin ayrılmaz parçası olarak gören; insan onurunu, millî güvenliği, veri güvenliğini, ahlakı, üretim kapasitesini, kültürel temsili ve millî bağımsızlık iradesini birlikte ele alan bir ufuk vardır.

İsrail'in Filistin'de yürüttüğü soykırımda yapay zekâ ve ileri teknolojiyi hedefleme, gözetleme ve saldırı süreçlerine dahiy etmesi; Rusya-Ukrayna savaşında yapay zekânın savaş alanının parçası hâline gelmesi ve ABD merkezli Palantir gibi şirketlerin yapay zekâyı savaş, istihbarat ve güvenlik mimarisinin merkezine yerleştirmesi, bu teknolojinin artık yalnız sivil bir üretkenlik aracı olmadığını göstermektedir. Fransa'nın veri ve dijital güvenlik kaygısıyla Palantir'e bağımlılığı azaltıp yerli çözümlere yönelmesi de aynı gerçeği teyit etmektedir. Bütün bu gelişmeler, yapay zekânın günümüzün ve geleceğin en kritik egemenlik meselesine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin insanı merkeze alan teknoloji anlayışı, yalnız bir teknoloji politikası değil; savaş, gözetim ve tahakküm merkezli dijital düzene karşı insan onurunu esas alan stratejik bir gelecek ufkudur.

Bu nedenle bugün yapay zekâ tartışması artık yalnız "hangi model daha güçlü?" sorusuyla çerçevelenemez. Mesele, herhangi bir küresel teknoloji gücünün yapay zekâ kapasitesini ne zaman ve hangi şartlarda başkalarına açacağı ya da kapatacağı beklentisine de indirgenemez. Eğer savaşlar, ekonomi, medya, kamu yönetimi ve toplumsal hayat giderek dijital alana taşınıyorsa ve bu yeni düzenin merkezinde yapay zekâ yer alacaksa, asıl tartışılması gereken konu yapay zekânın zihinsel kodları, etik değerler silsilesi ve insana bakışıdır.

Bugün artık şu sorular da önem kazanmıştır: Cebimizde taşıdığımız cihazlar yalnız hayatımızı kolaylaştıran teknik araçlar mı, yoksa savaş ve kriz anında güvenlik tehdidine dönüşebilecek dijital bağımlılık unsurları mı? Lübnan'da çağrı cihazlarının bir saldırı aracına dönüştürülmesi, Filistin'de iletişim verilerinin gözetleme ve hedefleme süreçlerinde kullanıldığına ilişkin somut gerçekler, dijital bağımsızlığın artık teorik bir mesele olmadığını göstermektedir. Bu sorunun cevabı bağımsızlıkta, millîlikte ve paradigma değişiminde gizlidir.

Çünkü insanı eşref-i mahlûkat olarak görmeyen bir yapay zekâ düzeni, insanı özgürleştiren bir teknoloji olmaktan çıkıp yeni bir dijital kast sisteminin habercisine dönüşebilir. Bu sistemde modeli geliştiren, veriyi elinde tutan, bulutu yöneten, çipe erişen ve algoritmanın karar mantığını belirleyen güçler üst sınıfı; başkalarının modeline, verisine ve altyapısına bağımlı kalan toplumlar ise dijital düzenin edilgen ve sömürülen kullanıcıları hâline gelebilir.

Meselenin mihenk noktası aslında şudur: Bu teknoloji kimin değerleriyle geliştiriliyor? Hangi insan tasavvuruna yaslanıyor? İnsana sömürgeci, oryantalist, ırkçı ve ayrımcı bir güvenlik paradigması içinden mi bakıyor; yoksa insanı yaratılmışların en şereflisi olarak gören, insan olduğu için değerli kabul eden bir ahlak ve medeniyet ufkuyla mı yaklaşıyor? Yapay zekânın algoritması hangi verilerle eğitiliyor? Hangi siyasi aklın, hangi şirket çıkarının, hangi ticari kaygının, hangi güvenlik mimarisinin hizmetine giriyor? İnsanı güçlendiren bir imkân mı olacak, yoksa insanı hedefe, veriyi mühimmata, algoritmayı........

© Açık Görüş