Suikast rejimi mi, kriz PR'ı mı? Amerikan “müesses nizamı” nasıl işler?
Amerikan siyasetinde en sert kırılmalar, sistem karşıtı söylemlerin artışıyla paralellik gösteriyor. Öyle ki MAGA'cıların “Önce Amerika” yaklaşımı, küreselcilik karşıtı bir refleksi temsil ederken; buna karşı oluşan direnç de sistemin kendi iç dinamiklerini koruma ve yönetme güdüsü olarak refleks geliştiriyor.
Dr. Damla Taşkın/ Akademisyen, Yazar
Amerika Birleşik Devletleri çok uzun süredir iki farklı anlatının gerilim hattında ilerliyor: Bir tarafta kurumsallaşmış gibi görülen demokratik süreçler, diğer tarafta bu süreçlerin arka planında tesirli olduğu iddia edilen güç ağları ve mekanizmaları. Özellikle 2011 sonrasında yaşanan gerilimler, iç güvenlik zafiyetleri, suikast girişimleri ve "özel dosya korkusu" bu gerilim hattında büyük çatlaklar oluşturdu. Burada esas soru ise şudur: Şahit olduğumuz bu kaotik olaylar, gerçekten sistematik bir "tasfiye pratiği" mi, yoksa kriz anlarında üretilen ve politik mobilizasyonu besleyen bir algı yönetimi mi? İşte bu sorunun cevabı ABD iç ve dış yönetişim sistemini ve müesses nizam konusunu daha açık bir şekilde anlamamızın kilididir.
Meşhur "müesses nizam" ne anlama gelir?
Son yıllarda oldukça meşhur bir retorik anlatı olan "Müesses nizam" (Deep State) kavramı toplumdaki gizli kontrol gücünü ifade eder. Siyasetten orduya kadar tüm dominant güç yapılarını yasalardan ziyade köklü sosyal bağlarla işlemesini savunur. Ayrıca karar alma süreçlerinde süreklilik sağlayan bürokratik elitler, güvenlik aygıtları, finansal güç ağları ve etkili çıkar gruplarının oluşturduğu bir küme olarak tanımlanır. Bu küme içerisinde CIA, FBI, Pentagon (Savaş Bakanlığı), Dışişleri Bakanlığı ile çok uluslu büyük şirketler (Facebook, Google, Apple gibi) ve ana akım medya kanalları yer aldığı belirtilir.
Dolayısıyla bu perspektiften bakıldığında, "müesses nizam" mutlak bir gizli örgüt değil; aksine, görünür ve görünmez güç ilişkilerinin kesişim kümesidir. Bu durum müesses nizam kümesinin demokrasiye destek sağladığı........
