menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tarihten tâlihe uzanan hat: Hicaz Demiryolu

18 0
09.05.2026

Hicaz Demiryolu, mânâ taşıyan bir ulaştırma hattı olmanın ötesinde, toplulukların bağlarını yeniden canlandırarak bölgeyi sağaltacak bir medeniyet enstrümanıdır. Sürdürülebilir işbirliği zemininde yükselecek sabır, tedbir, temkin ve gayret yeniden bir büyük dünyayı ihya edecektir.

Burhanettin Kapusuzoğlu/ Yazar

Hicaz Demiryolu, Sultan II. Abdülhamid Han döneminin çağları aşan büyük bir mühendislik projesidir. Osmanlı Devleti'nin son büyük stratejik-jeopolitik hamlesidir. Projelendirilerek 1900-1908 yılları arasında inşa edilen hat, Sultan Hamîd'in dikkatle yürüttüğü siyasetinin fiziki bir tezahürü ve Batılı emperyal güçlerin bölgedeki nüfuzuna karşı geliştirilmiş müstahkem bir direnç mekanizmasıdır.

Hicaz Demiryolu, XX. yüzyılın başında İstanbul'dan Şam'a ve Amman'a ve nihayet menzil-i maksut olan Medine-i Münevvere'ye uzanan hat boyunca imparatorluk coğrafyasında stratejik bağlantı altyapısıdır. Esasında Hac ibadeti için mukaddes Haremeyn'e çıkılan yolculuğun kolay ve hızlı bir şekilde geçmesi amacı taşıyan projenin bereketi, daha derin siyaset ve devlet aklının işlerini tahkim etmiş, kutsal mekânların siyasi ve idari olarak yeniden yapılandırılmasını hedefleyen bir egemenlik pratiğini getirmiştir.

Bu yönüyle demiryolu, klasik altyapı anlayışının çok ötesindedir. Buradaki altyapı, ekonomik hareketliliği hızlandıran teknik bir araç olduğu kadar devletin mübarek mekânlarla doğrudan temasının sürekliliğini yeniden düzenlemiştir. Hat, merkeze uzak coğrafyaları yepyeni bir idrakle idari denetim alanına alarak egemenliğin kurumsal sınırlarını genişletip imkânlar ölçeğinde teminat altına almıştır. Böylece kutsal mekânlarla merkez arasında doğrudan bir temas hattı tesis edilmiş, coğrafya rahat yönetilen bir düzene dönüşmüştür.

Ortadoğu gezilerimiz sırasında Ürdün'de Amman'da büyük istasyonun hemen bitişiğinde kurulan tamir ve bakım atölyesini, o yılardan kalan malzemeleri, lokomotifleri ve biletleri görünce, hattın hâlâ yaşadığını ve yaşatma kapasitesi olduğunu kabul ile güç bulmuştuk.

Nihayet şartlar olgunlaştıkça Hicaz Demiryolu fikri, tarihte kalmış bir hatıra olmanın ötesine geçmiş ve jeopolitik dönüşümlerin sarmalında dikkatle yeniden tartışılır noktaya geri gelmiştir.

Dünya, statik bir harita olmanın ötesinde birbirine koridorlarla bağlı dinamik bir sistemdir. Bir ülke, bu sistemde ne kadar çok ağa bağlı ise o ülke o denli güçlüdür. Şimdilerde bu gücün ifade biçimine "bağlantısal" diyorlar. Altyapı koridorları da artık güç rekabetinin temel unsurlarına dönüşmüştür. Bu çerçevede hat, geçmişin insanlık ve anlam/değer yüklü mirasını taşıyarak geleceğin muhtemel güç mimarilerinden biri olmaya devam edecektir.

Hicaz Demiryolu, modern ulaşım ağlarının bir örneği olmanın ötesinde, mekânın siyasal olarak üretildiği bir gücü yani bağlantısallık rejimini temsil etmektedir. Bu bağlamda teknik olarak uygulanabilirlikle tarihi bağların sıkıca sardığı medeniyet coğrafyasının kesiştiği noktada, düzenli ve güvenli hareketi sağlayan ve bölge ülkelerinin egemenlik alanlarının sürekliliğine güç taşıyan bir alt-yapı hamlesidir.

Hicaz Demiryolu, bir ulaşım sistemi olmanın çok ötesinde büyük anlamlar taşımıştır ve taşıyacaktır. Gelinen noktada, Türkiye, Suudi Arabistan ve diğer Ortadoğu ülkeleri ile sürdürülen temaslar, yeniden canlanmanın ağır ilerleyen bir jeopolitik süreç olduğunu göstermektedir.

Küresel stratejik ağlar

Uluslararası ilişkiler, devletlerin ve diğer büyük ölçekli aktörlerin güç, çıkar ve güvenlik arayışları/hesapları çerçevesinde ilişkileri inceleyen bir sosyal bilim disiplinidir. Öyle ki bu alan, diplomasi tekniği ile enerji, teknoloji, savaşlar, ticaret ve altyapı ağları üzerinden şekillenen küresel düzeni analiz eder; kültür ve medeniyet unsurları da hiç gözardı edemez. Uluslararası ilişkiler yapısı gereği kimlerin, hangi araçlarla ve hangi kurallar içinde küresel akışları kontrol ettiğini anlamayı ve açıklamayı temin eder.

Uluslararası ilişkiler nazarında güç, klasik askerî kapasite ve sınır temelli kontrolden ziyade ağlar, koridorlar ve altyapı sistemleri üzerinde temellenir ve şekillenir. Egemenlik ise mekânın sahipliğinden çok ticaret, sermaye, enerji, bilgi ve lojistik akışlarının yönetimiyle tanımlanır. Bu değişim, üç temel alanda netleşir: ağları yönlendirme gücü/bağlantısallık, ticaretin güç üretme aracı hâline gelmesi ve altyapının stratejik bir araç olarak işlev kazanması. Bu genel çerçeve, küresel sistemin nasıl işlediğini koridorlar ve ağlar üzerinden yeniden açıklamaktadır.

Bu çerçevede ağlar, Türkiye, Ortadoğu, Körfez ve daha geniş Avrasya coğrafyasında ticaret, enerji, finans ve lojistik akışlarını birbirine bağlayan çok katmanlı ilişkiler sistemidir. Koridorlar, bu akışların somut hâl aldığı, demiryolu, karayolu ve enerji hatları üzerinden işleyen fiziki güzergâhları ifade eder. Böylece Hicaz Demiryolu, ağlar ile koridorların buluşma noktasında akışları organize ederek bölgeyi veya sistemi ticaret, enerji ve lojistik akışları üzerinden taşıyan ve ayakta tutan omurga niteliği kazanmaktadır.

Haddizatında Hicaz Demiryolu, başlı başına fiziki bir ulaşım hattı olduğu gibi aynı zamanda küresel ve bölgesel düzeyde ağların ve koridorların kesiştiği stratejik bir bağlantı düzeneğidir. Bu perspektiften, Levant'tan/Doğu Akdeniz'den Arabistan Yarımadası'na uzanan fiziki bir koridor olduğu kadar Avrupa-Asya-Afrika ekseninde tedarik zincirlerini, enerji rotalarını ve lojistik akışları birbirine eklemleyen geniş bir ağın temelidir. Dolayısıyla proje, sadece bir ulaşım........

© Açık Görüş