menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bilimsel verinin efendileri

13 0
22.07.2026

Biz indeksten puan çıkarırken başkaları aynı veri altyapısından bilim politikası için anlam çıkarıyor. Belki de tüm dünyayı abonesi haline getiren Yapay Zeka şirketlerinin veri tabanını gönüllü olarak besliyoruz.

Ayşe Zişan Furat /İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Mehmet Yalçın Yılmaz / İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü

Çin, 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü'ne katıldı. Bu tarihten sonra giderek dünyanın üretim üssü oldu ve dikkat çeken bir büyüme ivmesi yakaladı. Kalkınma sürecinde bilim ve teknoloji alanında stratejik adımlar atan Çin, başlangıçta ucuz ve taklit ürünlerle özdeşleştirilirken bugün vazgeçilmez bir konuma yükseldi. Bu yazıda Çin'in bilimsel araştırmalara dönük politikalarından yola çıkarak küresel bilim üretiminin hangi kapasiteyle değerlendirildiğinde stratejik güce ulaşacağı irdelenmektedir.

Çin uzun zamandır bilim insanlarının dünyanın önde gelen akademik dergilerinde yayın yapmasını bilim ve teknoloji politikalarının temel hedeflerinden biri olarak benimsedi. Üniversitelerin performansı uluslararası yayın sayıları üzerinden değerlendirildi; araştırmacıların akademik kariyerlerinde Science Citation Index (SCI) ve benzeri indeksler kapsamındaki yayınlar giderek daha belirleyici hâle geldi. Yüksek etkili uluslararası dergilerde yayın yapmak, yalnızca bireysel akademik itibarın değil, üniversitelerin ve ülkenin bilimsel kapasitesinin de başlıca göstergelerinden biri olarak kabul edildi.

Çin üniversitelerinin bugün uluslararası sıralamalarda ulaştığı konum, bu politikaların sonuçlarını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Tsinghua ve Pekin üniversiteleri dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer alırken Fudan, Zhejiangve Shanghai Jiao Tong gibi çok sayıda Çin üniversitesi de küresel sıralamalarda hızla yükseldi. Çin yalnızca bilimsel yayın hacmini artırmakla kalmadı; uzun süre Batı üniversitelerinin belirleyici olduğu küresel akademik hiyerarşinin üst basamaklarına yerleşmeyi de başardı.

Ancak tam da bu aşamada Çin'de farklı bir tartışmanın gündeme geldiğine şahit oluyoruz.

Financial Times'ın 5 Temmuz 2026 tarihinde yayımladığı bir haber dikkat çekti. (https://www.ft.com/content/64a811f1-b132-4211-8a8c-2252cf964039?syn-25a6b1a6=1)

Haberde Çinli politika yapıcıların, araştırmacıları uluslararası dergilerde yayın yapmaya teşvik eden mevcut sistemi yeniden değerlendirmeye başladığı vurgulanıyor. Bu tartışmanın dikkat çekici boyutlarından biri ulusal güvenlik. Çin, SCI kapsamındaki uluslararası yayınların akademik değerlendirmedeki ağırlığını yeniden sorgularken, bilimsel çalışmaların ülke dışına hangi kanallarla ve hangi içerikle çıktığı sorusuna da daha fazla odaklanıyor.

Bu kaygı yalnızca yayımlanan makalenin nihai metniyle sınırlı değil. Bir araştırmacı, yayın kabulünü kolaylaştırmak veya çalışmasının bilimselliğini göstermek için yöntem, veri seti, deney tasarımı ya da teknik ayrıntıları paylaşırken bu bilgiler farklı veri havuzlarında yeniden işlenebilir. Bazı dergilerin editörleri araştırma verilerinin ayrıntılarını talep edebilmekte; araştırmacılar da hakemlik ve doğrulama süreçlerinin parçası olarak kanıtlayıcı dokümanları sisteme yükleyebilmektedir.

Bu nedenle Çin açısından bilimsel yayın akademik bilgi paylaşımının bir aracı olmaktan öte aynı zamanda stratejik teknoloji transferinin muhtemel kanallarından biri olarak değerlendirilmektedir.

Ancak bu durum, bizim açımızdan ulusal güvenliğin geleneksel sınırlarını aşan daha geniş bir tartışmaya işaret etmesi sebebiyle dikkat çeken bir öneme sahip. Nitekim günümüzde bilimsel bilgi ile stratejik bilgi arasındaki sınırlar giderek daha geçirgen hâle gelmektedir. Yarı iletken teknolojileri, yapay zekâ, kuantum araştırmaları, genetik, biyoteknoloji, enerji depolama sistemleri, tarım teknolojileri ve su kaynakları gibi alanlarda üretilen bilgi yalnızca akademik tartışmaların konusu değildir. Benzer biçimde göç hareketleri, demografik dönüşüm, toplumsal kutuplaşma, dinî yapılar, kamuoyu eğilimleri, siyasal davranış, dil politikaları ve bölgesel kırılganlıklar üzerine yürütülen sosyal bilim araştırmaları da toplumların yapısı ve dönüşüm dinamikleri hakkında son derece önemli bilgiler üretmektedir. Bu bilgiler ekonomik rekabetten teknolojik üstünlüğe, toplumsal dayanıklılıktan siyasal istikrara kadar geniş bir alanda stratejik değer taşımaktadır.

Bu nedenle "araştırma güvenliği" son yıllarda pek çok ülkenin bilim politikasında daha görünür bir kavrama dönüşmektedir. Avrupa Birliği, uluslararası araştırma işbirlikleri çerçevesinde "istenmeyen bilgi ve teknoloji transferi" riskine açık biçimde dikkat çekmekte; OECD ülkelerinde bu alana yönelik politika ve düzenlemelerin sayısı hızla artmaktadır. Bu gelişmeler, bilimsel üretimin artık yalnızca akademik faaliyet sınırları içerisinde değerlendirilmediğini; artık bilgi dolaşımının teknolojik kapasite, ekonomik rekabet ve güvenlik politikalarıyla birlikte tartışıldığını göstermektedir. Ancak araştırma güvenliği tartışması çoğunlukla hassas bir bilginin veya teknolojinin doğrudan transferine odaklanmaktadır. Oysa bilimsel üretimin oluşturduğu veri kaynakları başka bir soruyu da gündeme getirmektedir: Tek tek araştırmaların içeriğinden bağımsız olarak milyonlarca yayın, araştırmacı ve kurum hakkındaki veriler bir araya getirildiğinde nasıl bir stratejik bilgi üretilebilir?

Bu kapasiteyi küresel ölçekte görmeye ve haritalandırmaya yarayan veri altyapıları kimlerin elinde?

Puanlama araçlarından daha fazlası

Çin'in uluslararası indekslere dayalı akademik değerlendirme sistemini sorgulaması yeni değil. Esasen Çin'deki tartışmayı yalnızca SCI'nın teknik kullanımına yönelik bir müdahale olarak görmek de doğru olmaz. Mesele daha temelde, yükseköğretim sisteminin başarıyı hangi ölçütlerle tanımladığı ve kullanılan göstergelerin üniversiteler ile araştırmacıları hangi hedeflere yönelttiğiyle ilgili.

Nitekim Çin Eğitim Bakanlığı ve Bilim ve Teknoloji Bakanlığı 2020 yılında SCI göstergelerinin üniversitelerde ve araştırma kurumlarında mekanik biçimde kullanılmasını sınırlandırmayı amaçlayan düzenlemeler yayımladı. Resmî belgelerde "SCI üstünlüğü" olarak tanımlanan yaklaşım açık biçimde eleştirildi. SCI'nın esasen bilimsel literatürü indeksleyen bir sistem olduğu, ancak zaman içerisinde akademik kalite hakkında doğrudan karar veren bir değerlendirme ölçütü gibi kullanılmaya başlandığı kabul edildi. Makale sayısı, etki faktörü ve indeks görünürlüğü akademik başarının temel göstergelerine dönüştükçe araştırmacıların kısa vadeli yayın stratejilerine, üniversitelerin ise bu göstergeleri yükseltmeye yönelik politikalara yönelmesinin bilimsel üretim üzerindeki sonuçları sorgulanmaya başlandı.

Çin örneğini ilginç kılan, uzun yıllar küresel akademik göstergelerde yükselmeyi hedefleyen ve bu konuda kayda değer başarı elde eden bir ülkenin, ulaştığı aşamada kendi yükseköğretim anlayışını yeniden tartışma ihtiyacı duymasıdır.

Ancak benzer kaygılar yalnızca Çin'de dile getirilmiyor. Avrupa'da da araştırma değerlendirme sistemlerinin niceliksel göstergelere aşırı bağımlılığı yaklaşık on yıldır giderek daha açık biçimde tartışılıyor. 2015 yılında yayımlanan Leiden Araştırma Metrikleri Manifestosu, araştırma değerlendirmesinin giderek uzman yargısından çok veriler tarafından yönlendirildiğine ve kaliteyi geliştirmek amacıyla kurulan değerlendirme mekanizmalarının bilim sistemine zarar verebilecek sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyordu.

Bu eleştiri zaman içerisinde Avrupa bilim politikasının da gündemine girdi. Avrupa Komisyonunun 2021 tarihli araştırma değerlendirme sistemi reformu raporu, mevcut sistemin değiştirilmesini araştırmanın kalitesi, performansı ve etkisi açısından bir öncelik olarak tanımladı ve sorunun basit bir gösterge değişikliğiyle değil, kültürel ve sistemik bir dönüşümle ele alınması gerektiğini vurguladı. Avrupa Birliği Konseyi ise 2022........

© Açık Görüş