menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şiddet

24 0
previous day

23 Nisan Gençlik ve Spor Bayramı ertesinde şiddet, özellikle de çocuk şiddeti üzerinde yazmak çok acı geliyor bana. Evet, çok acı, fakat ne var ki, bu acı durum toplumumuzun bir gerçeği, hem de giderek yükselen bir gerçeğidir. 

Kadıköy’de çocuk cinayeti, okullarda üst üste yaşanan silahlı saldırılar ve acı can kayıpları. Olayları medyadan hepimiz dehşetle izliyoruz ve kahroluyoruz. Bir olayı çıplak gözle izlemenin kahredici etkisi polisiye ya da adlî bakış açısı oluşturur. Bu bakış açısı ile bazı önlemler alınırken, neden böylesi önlemlerin daha önce alınmadığı da genel görüntüsüyle tartışılabilir, daha doğrusu tartışılması gerekir. Zira olaylara adlî bakış açısı yüzeysel olduğu kadar, biraz da geçiştirici siyasal akıl yürütmenin tabanını oluşturur. Ancak böylesi yüzeysel bakış açısı ve bu doğrultuda alınabilecek önlemlerle fazla yol alınması, maalesef, olanaklı olmaz. Bu tür sığ bakışlar yaşanan sorunlara merhem olamaz, çünkü böylesi sığ bakışla olayın köküne inilmemiş, yüzeysel düzeyde kalınmış olunur. Peki, böylesi toplumsal olayların derinliğine hangi yöntemler inilir, diye sorguladığımızda, işin bireysel psikolojiden toplumsal psikolojiye, ekonomiden siyasete, karakoldan adliyeye dek açılan geniş bir tayf içinde buluruz kendimizi. Böylesi bir yüzeysel yazıda sebep anahtarları olarak ancak bu kadarı görülebilecekken, olay irdelendikçe toplumun derinliklerine kök salmış daha başka boyutlarının da olduğu görülebilir. O nedenle konuyu, su yüzene vurmuş bir-iki olay olarak ele almayıp, ilgili eksper elemanlarca genel bir analizle ele alınıp, irdelenmesi gerekir. Ben ise bu kısa yazıda, belki de zaman zaman haddimi aşarak, bir-iki laf etmek istiyorum. 

İnsanların çok önemli mantık hatası, olayları görüntüsü ile ele alıp tartışmaktır, diye düşünürüm. Bunun sebebi ise çok açıktır, görüntü fazla analize mahal bırakmadan algılanmaya açık olur, hatta arka yapılanma görülmediği için, müşahidin algılamasında salt görüntünün ortadan kaldırılması ile sorunun kolayca(!) çözülebileceği intibaı oluşturur. Böylesi yaklaşımlarda beni daima frenleyen Marx’ın şu ifadesidir: “..şeylerin görünüş biçimleri ile özleri dolaysız olarak çakışsaydı bilim tümüyle gereksizleşirdi.” (Karl Marks, Kapital III, s. 804, Yordam) Şöyle ki, birincisi, hiçbir olay göründüğü gibi değildir; ikincisi, her olay zaman içinde gelişip olgunlaşma sürecine bağlı olarak farklı dip etmenlerin karmaşık sonucu olarak yüzeyde tezahür eder. Teşbihte hata olmaz deyişine sığınarak, olayların irdelenmesi, Freudian yöntemle rüyaların yorumuna analojiktir, diyebiliriz. Örneğin, son olayların birinde genç babasının silahını kullanmış, babasının telkinleri doğrultusunda davranmış vs görüntüler ortalığa saçıldı. O zaman baba niçin silah ve namusu yanyana koyarak oğlunun kafasına akıtmış; çocuk hangi ortamda silahı korkulacak bir araç olarak değil de, belki de ezilen kişiliğinden kaçış olarak kişilik bulmaya çalışırken sığınağını bulmaya çalışmış olabilir mi! Kısacası, hangi ortamda oluşmuş bir kişiliktir ki, baskılanıp, zamanla olgunlaşmış dürtülerle babasının çizdiği yola girmeyi yeğlemiş olabileceği gibi karmaşık görüntü ile karşı karşıyayız. Meselenin çok daha farklı yönlerden de ele alınabileceği, hatta alınması gerektiği bu kısa açıklamadan anlaşılmaktadır. Her kuyuya kahve sohbeti ile değil de, konunun uzmanının görüş ve kanaatleri ile inilmesi gerekir. Bu sınırda konuyu uzmanlarına bırakarak, bir başka alana geçmeyi düşünüyorum.

Şiddet görünür de olur, örtülü de olabilir. Vergilerimizle oluşturulmuş Parlamentoya bakalım. Sizce, parlamenterler kendilerini seçen halkın mı, yoksa, partiye alıp, seçim listelerinde seçilebilecek basamaklara yerleştiren parti başkanlarının mı vekili olarak çalışmaktalar! Bu süreçte bir şiddet görebilir miyiz! Parlamento kürsüsündeki konuşmalar esnasında parlamenterlerin itiraz yöntemlerine bakalım, burada da şiddet unsuru görebilir miyiz! Biraz daha ilerleyelim, muhalefet partisi ya da partilerinden gelen önerilere iktidar ittifakının tavrının halkın yararına mı, yoksa iktidar koalisyonunun ikbaline mi yönelik olduğunu düşünerek, burada da davranışsal şiddet görebilir miyiz! Peki siyasi şiddeti siyasi örf ve etik davranış olarak mı sineye çekmeli, yoksa bu olaylara ya da süreçlere bal gibi şiddet dersek, uygulayan açısından müeyyidesiz şiddet, uygulanan açısından ise tam bir şiddet ve baskılama olarak niteleyebilir miyiz! Hatta, parlamento görüşmelerinde uygulanan şiddete toplumun bir kesimine uygulanmış değil midir! Bir toplumun tüm siyasi işleyiş ve denetim mekanizmasını nötralize ederek, tüm kararların tek yönetici hakimiyetine terk edilmesi acaba tek yönetici konumundaki siyasinin halka mı yönelik şiddeti olarak görülebilir! Eğer en üst düzeyde şiddet parıldıyor ve bunun alt katmanlara, toplumun çeşitli kesimlerine yansıma biçimi yaşanıyorsa, polisiye suçluyu saptamak kolaydır da, süreci oluşturan ve olgunlaştıran organik suçluyu nereye koyacağız! Uygulamacı suçlunun sonucu anında görüntü verir olduğu halde, organik suçlunun oluşturduğu olumsuz sonuç, uzun zamana yayılı olduğu için fark edilemez olsa da, çeşitli kademelere yayılı olarak oluşan sonucun asıl suçlusu oluşumu tetikleyerek başlatan ve olgunlaştıran değil midir?

Her akşam, hemen hemen her kanalda haber saati 20:00 dolayında bitmekte ve hemen ertesinde, yaklaşık 24:00’e kadar diziler yer almaktadır. Asıl haberlermiş gibi izlenen dizilerin hemen hepsinde suç unsuru bulunmakla beraber, acaba hangisinde suçlunun cezalandırılmasında usulü dairesinde devlet aygıtları olarak polis, mahkeme vs devreye girmektedir? Hemen hepsinde, adeta iradi politika olarak tehdit, şantaj, zor, şiddet, tabanca, hatta dürbünlü tüfek vs devrede değil mi? Peki gelecekten ümidini kesmiş gençler, hele de kaybedecekleri bir şeyleri olmadığını düşünme cehaletine savrulan gençler bunlara özenmez mi? Biraz daha ileri gidelim; bu gençleri, suç masuniyetinden yararlanarak, büyük eşkıya grupları örgütleyip, onlara güvenceli aidiyet ortamı sağlayarak, kendi amaçları doğrultusunda kullanmaz mı? Daha da genişletebileceğimiz, hatta benim bilgimi ve düşüncemi aşabilen çek çeşitli organizasyonlar, birinin geçmişten kaynaklanan hayal kırıklığı ya da aidiyet arama duygusu üzerinden kendi asıl hedefine yöneliyor olamaz mı? Kısacası çok çeşitlendirilebilecek senaryolar içimizi ürpertiyor. Bu doğrultuda çeşitli senaryoların geliştiği ve yeşerdiği ortam nedir, bu ortamı kim, nasıl bir kör anlayışla “beka” ya da anlamsız geçmişin baskılamasını aşmaya çalışan kişi ya da grupların oluşturduğu siyasi veya yönetsel ortam oluşturmaktadır? Bu oluşum hangi ekonomik ortamda yeşermekte ve serpilmektedir? 

İşin özü şudur ki, toplumu sarsan olaylar çok ciddidir, polisiye ve adli olmanın çok ötesinde, bir yönü ile siyasiler de dahil, toplumun her kesiminin aidiyet ve geçmiş baskılanmasının yansıması olarak, farklı kesimlerde, farklı tetiklemeler sonucunda ortaya çıkabilmektedir. O nedenle, çözüm hiç de kolay değildir, fakat ilk adım olarak kesin olan durum şudur ki,  konu tüm yönleriyle ele alınıp, ciddi şekilde, akademik açıdan irdelenip, gereği üzerinde dikkatlice durulmalıdır! Sosyo-ekonomik bağlamda asıl şiddet kaynağı sermaye mülkiyet biçimi ve tüm topluma dayattığı örtülü, hatta zorunlu baskılamadır. İleride almak üzere, üzerinde asıl düşünülmesi gereken, hele de kapitalizmin artık can çekiştirirken ele alınması gereken konu üzerinde lütfen biraz düşünelim.  

Bu yazıya emoji ile tepki ver


© Açık Gazete