menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Empatinin sınırını nasıl çizmeliyiz?

11 0
21.05.2026

Hollandalı yazar Eva Mejier, Londra taşrasında satın aldığı arazide bir kuş evi inşa edip hayatını birer eşit birey olarak kabul ettiği kuşlara ve diğer hayvanlara adayan İngiliz müzisyen, yazar Gwendolen Howard'ın hikayesini 'Kuş Evi'nde anlatıyor. Roman, özellikle empatinin sınırsız gücünü keşfetmek isteyenler için.

Empatinin lafını ne kadar edersek, ona ne kadar ihtiyaç duyarsak o oranda tartışmalı hale geliyor, sınırları bulanıklaşıyor. Onunla ilk nefis mücadelem çocuk yaşlarda gerçekleşti. Yağmurlu bir gün babam bahçeyi belledi, topraktan solucanların çıkmasını sağladı ve ardından tavukları saldı. Göz açıp kapayana kadar görünen tüm solucanları yedi tavuklar. O sırada bize yumurta veren, yeri geldiğinde kesip yediğimiz tavukları şefkatle izliyordu babam. Olan biteni mahcup bir tiksinti ile izleyen bense o küçük aklımla aynı şeyi düşündüm durdum:

Peki ya solucanlara yazık değil mi?

Empatinin son etik aşaması neresidir, hep merak ettim. Kendimiz dışındaki canlıların yaşama hakkının niye bizim elimizde olduğundan söz ediyorum. Sanırım empati, eski ve yaklaşık anlamlısı ile diğergamlık, eskilerin lugatinde insanla sınırlıydı. Bu çağın insanı - elbette çok az bir bölümü- empatiyi diğer hayvanların ortamına taşıdı.

Ama bazı sorular cevaplanamıyor. Mesela evcil hayvanların maması için yok edilen diğer hayvanlar meselesi... En basitinden sebzeyle beslenebilmek için bahçemizi sürdürürken o ortamda yaşayan kirpi ve köstebek yavrularının, toprak altında yaşayan birçok canlının paramparça olmasını düşünmekten kaçmak. Sanırım empatinin son noktası kişisel bir yokoluşla taçlanıyor. Böyle deyince soğuk kaçıyor, lakin Tao'nun öğrettiği üzere her canlının aziz olduğu bir gezegen fikri teknik olarak mümkün değil. Empatiyi hayvanlar üzerinden kavramaya çalışmak, varoluşu da kavrayamama noktasında benim sınırlı zihnimin alarm zillerini çaldığı nokta. İşte tam orada karışıyor kafam.

"İNSANLAR VE DİĞER HAYVANLAR..."

Eva Meijer'in romanı 'Kuş Evi'ne geçmeden önce, romana esin veren ve romandaki kuş evini inşa edip o evde bir ömür süren Gwendolen Howard'dan kısaca söz edeyim. 1894 - 1973 yılları arasında yaşayan İngiliz doğa bilimci ve müzisyen Gwendolen Howard, amatör kuş çalışmalarıyla tanınmıştı. Şehir hayatı, yoksul çocuklar için konserler vermekle ve bir orkestrada viyola çalmakla geçti. 44 yaşındayken bir köyün dışında arsa satın alıp üzerine "Kuş Evi " adını verdiği bir ev inşa etti. Bu evde geçirdiği yıllar boyunca, vahşi doğanın kanatlılarını gözlemledi, davranış biçimlerini izledi. Eve zamanla sayısız kuşun kursağını doldurabildiği, güvenle tüneyip zaman geçirebildiği bir alan haline geldi. Len Howard'ın kuşlar üzerinden vahşi doğayla kurduğu dolaysız ilişki, onun zamanla kendini diğer insanlardan izole etmesine de neden oldu. Yanına yaklaşabilmek bile büyük bir cesarete, onun da ötesinde kesin direktiflere tabiydi. Bu hayat tarzının sonuçları, benzersiz saha notları, ilginç makale ve kitaplara yansıdı.

Doğaya adanmış ömrü boyunca gözlemlediği, yardım elini uzattığı sayısız kuş, tahtalı güvercin, guguk kuşu, tilki, porsuk tarlafaresi, köstebek, şahin, baykuş, çıvgın ve ördek, kitaplarının belli başlı kahramanları olmuştu.

"İNSANLAR VE DİĞER HAYVANLAR..."

Kurmaca ile biyografinin zarafetle iç içe geçtiği Eva Mejier'in 'Kuş Evi' adlı romanı adını Len Howard'ın hayvanlar malikanesinden alıyor. Yazar bizi kendi kurmaca kuş evine davet ederken doğa ve doğada can taşıyanların hak ettiği sevgi ve saygıyı, tüm hayvanları eşit canlılar olarak kabul eden Len Howard'ınki kadar narin bir duyarlıkla işliyor.

Romanı okurken Eva Meijer'in birkaç defa kullandığı "insanlar ve diğer hayvanlar" ifadesinden iki yazarın da hayvanların eşit varlıklar olduğu inancını paylaştıklarını anlıyoruz.

'Kuş Evi'nin kahramanı Len, kuşlara olan özel ilgi ve sevgisini; evinin........

© 9 Eylül Gazetesi