menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mösyö Testard

20 0
08.03.2026

BERGAMA’DAN SİYANÜR GÜNLÜKLERİ-27

Dünyanın çevresel ve toplumsal anlamda en tehlikeli işlerinden biri olan “siyanürlü altın madenciliğine” Türkiye’yi, bizim “Siyanürcü Ahtapot” dediğimiz emperyalizmin şirketleri bulaştırdı.

Zaten bu zehirci emperyalizm; madencilik, sermaye, sigorta, siyanür üretimi, inşaat ve bilişim şirketleriyle bir ahtapotun kolları gibi bütün dünyayı sarmıştı.

Hele son yıllarda sermaye piyasasında, aslında bir değişim ve birikim aracı olan “altının” görülmemiş derecede değer kazanması, bu emperyalist şirketleri ve ülkemizdeki yerli ortaklarını ve taklitçilerini daha da azdırdı.

Ülkemizde faaliyet gösteren ve ortalığı zehirleyen siyanürlü altın madenlerinin anası, 2001 yılında Bergama’da işletmeye geçen “Eurogold” adlı çokuluslu şirkettir.

(Bergama-Ovacık’taki siyanürlü altın madeninin üçüncü zehirli atık barajı)

Onun şirket yapısı, ilişkileri, eylemleri, dönüşümü, “görünür emperyalizmin” Türkiye’ye nasıl girdiğinin ve kökleştiğinin adeta el kitabı gibidir!

1989’da kurulan ve önce Bergama’ya çöreklenen “Eurogold”un ilk ortakları, siyanürlü altın madenciliğinde tecrübeli ABD sermayesi destekli Avustralyalı “Normandy Poseidon” şirketi ile Kanadalı “MetallMining” adıyla kendini saklayan Alman “Metallgesellschaft” şirketidir.

Bu aşamada Normandy’nin payı g, Almanların payı 3’tür.

Eurogold’un görünmez sahiplerinden Alman Metallgesellschaft şirketi, Bergama’daki altın varlığından yıllardır haberdar olmuş olmalıdır.

Zaten Alman Devleti, 19. yüzyıl sonunda ve 20. yüzyıl başında siyasal olarak Osmanlı Devleti’nin üzerine çöktüğü gibi, 1864’ten beri arkeologlarıyla, arkeolog kılıklı tarihî eser kaçakçılarıyla Anadolu’yu talan etti.

Bu soyguncular sözde tarihî eser buldular, çıkardılar; ancak Anadolu’yu karış karış gezerken muhtemelen yeraltı ve yerüstü değerlerini de kayıt altına aldılar.

Nedense Alman Metallgesellschaft, Bergama–Ovacık’taki altın madenine kendi adıyla girmedi. Örtündü; bu pis işte tanınmak istemedi belki.

Perde arkasından yönettiği, kâğıt üzerinde Kanadalı görünen “MetallMining” adlı şirketi öne sürdü.

Bu MetallMining’in paravan bir Alman şirketi olduğunu Türkiyeli çevreciler, İngiliz çevrecilerin yardımıyla Kanada–Montreal noter kayıtlarından ortaya çıkardı.

Kamuoyunun bilgisine sundu.

Bu süreçte Bergama’daki siyanürlü altın mücadelesi yavaş yavaş uluslararası bir mahiyet kazanıyordu.

“Karıncanın kardeşi var” deyimi hiç de yabana atılır bir deyiş değildir.

Çünkü dünyanın birçok yerinde insanlar bu zehirli işletmeler nedeniyle acı çekti, çekmektedir.

(Bünyesinde 250 dolayında şirket barındıran, Alman Emperyalizminin bayrak taşıyıcılarından METALGESELLSCHAFTşirketi belgelerinden)

Dünyanın en büyük çevre felaketlerinden birinin yaşandığı Papua Yeni Gine’deki “Ok Tedi” siyanürlü altın madenindeki payını “MetallMining” şirketi eliyle sürdüren Alman “Metallgesellschaft”, bu rezaletten sonra Bergama’yı zehirleyecek “Eurogold”’daki hissesini yine Kanada görünümlü bir Alman şirketi olan “Inmet”’e devretti (Financial Times, Mining International Yearbooks, 1977, s.199–244).

Gelin görün ki bu Inmet de Metallgesellschaft’ın bir yan kuruluşuydu.

İşlerin sarpa sardığı her yerde olduğu gibi Alman Metallgesellschaft, bir kez daha bir yılan gibi deri değiştirdi.

Böylece Bergama’daki Eurogold şirketine ortak Avustralyalı “Normandy” şirketinin yeni ortağı, “MetallMining” yerine “Inmet” olmuştu.

Kanada görünümlü bir Alman gitmiş, başka bir Alman gelmişti.

Tarihî eserlerini de soydukları Bergama’yı pek sevmiş olan Almanların altın üzerindeki vesayeti sürüyordu.

Üstelik Eurogold şirketinin işletmede kullanacağı paranın da Alman, İngiliz ve Amerikan bankalarından sağlanması planlanmıştı.

Bunun yanı sıra işletmede kullanılacak siyanürü de Alman “Degussa” şirketi satacaktı.

Degussa şirketi II. Dünya Savaşı’nda gaz odalarında yakılan Yahudilerin dişlerinde bulunan altınları toplamakla tanınıyordu.

Burada ironik olan, Alman şirketlerinin ön ayak olduğu bu işletmeye karşı çıkan yerli halk ve çevrecileri, Türkiye’de altın çıkarılmasını istemeyen Alman Devleti’nin kışkırttığı yönündeki utanmazca karalamalardır.

(Erzincan-İliç’teki siyanürlü altın madeninde Kanadalı zehirci şirketin yol açtığı çevre felaketinde ölen işçilerin resimleri. Bu tür madenleri savunanlar, yandaş olanlar bu işçilerin ölümüne “kaza”ydı deyip vicdani sorumluluktan kaçamazlar.)

Ne yazık ki daha sonraki başka yerlerdeki altın madenlerine karşı yürütülen direnişleri söndürmek için bu kara propagandayı, Eurogold’un ve diğer siyanürcülerin olağanüstü gayretleriyle Türk kamuoyunun büyük bir kısmı yuttu.

Sabah gazetesinde 25 Ağustos 1997’deki yazısıyla Hıncal Uluç, aynı gazetede 10 Ağustos 1997’de Necati Doğru, Yeni Yüzyıl gazetesinde 25 Temmuz 1997’de Tayfun Talipoğlu gibi tanınmış medyacılar bunların arasındaydı (Hayriye Özen. https://etd.lib.metu.edu.tr/upload/12608399/index.pdf, s. 260).

Siyanürlü altına karşı çıkan Bergamalıları, çil çil altın üstünde oturan cahil kasabalılara benzeten ünlü yorumcu Can Ataklı da bunların arasındaydı.

Üstelik bu kişiler, çevre olaylarına duyarlı oldukları düşünülen seküler toplum kesiminin sözcüleri gibiydiler, hala öyleler. Fakat bu konuda söyledikleri sözlerbirçok kişi için düşündürücü oldu.

Kim kimdi, kim kim değildi bu ortamda!

(Yeniden açılmaya çalışılan Erzincan-İliç siyanürlü altın cehenneminde ölü bedenler böyle arandı- Şubat 2024)

Alman ve (ABD kökenli) Avustralyalılar tarafından Anadolu’nun kapılarını zehirci emperyalizme açacak Bergama organizasyonu hazır gibi görünüyordu; ancak bu süreçte çıkabilecek herhangi bir olumsuzluğa karşı riski bölüşmek amacıyla Fransızlar da bu yatırıma davet edilmişti.

Bu tür risk paylaşımı ortaklıkları, Siyanürcü Ahtapotun kolları arasında yaygındı.

Sermaye zorda kalmadıkça risk sevmez.

Tabii ki dünyanın ilk sömürgeci ve emperyalistlerinden olan Fransızlar da zaten böyle bir ballı yatırıma katılmaya dünden razıydı.

Dünyayı sömüre sömüre bitirememişlerdi henüz!

Avustralyalı ve Almanların Bergama’daki ortağı, Fransız Devleti’nin şirketi BRGM (Bureau de RecherchesGéologiques et Minières) oldu.

BRGM, Fransa’da yer üstü ve yer altı kaynaklarını arama, bulma ve jeolojik uygulamalar için 1959 yılında kurulmuş bir kamu kurumuydu.

Aslında “La Source” adıyla Türkiye’deki Eurogold’un, Almanlarla ortak olan Avustralyalı Normandy ile önceden ortaklığı bulunan bir şirketti.

Yani dünyayı yeniden paylaşmaya girişen yeni emperyalizmin dev çekirdeği Almanlar, Amerikalılar ve Fransızlar, maskelerini takmışlar; farklı şirket adlarıyla Anadolu altınlarının üzerine çökmek için Bergama’da atağa kalkmışlardı.

Gene de Fransız Devleti mertti (!). Kendini gizlemiyordu!

Bergama–Ovacık–Çamköyartık onların üsleriydi.

(Fransa Devletinin öz şirketi BRGM, Türkiye’ye zehir saçıp altın toplamaya gelmiş!)

Öte yandan, T.C. yasalarına göre kurulmuş olmakla birlikte inanılmaz güçlü emperyalist şirketlerin uzantısı olan “Eurogold” şirketi, ortakları adına madeni işletmek için gerekli izinleri almak üzere sabırla uğraşırken birçok zorlukla karşılaşıyordu.

Türk Devleti’nin ağır bürokrasisini aşmak da kolay değildi!

Üstelik Bergama köylüleri olayı fark etmiş, Bergama Belediyesinin de katkılarıyla karşı çıkış yükselmeye başlamıştı.

Köylülerin kırmadan dökmeden yaptıkları sevimli eylemler, yaşamak için verilen kavganın haklılığını o kadar güzel ortaya koymuştu ki Türkiye kamuoyu Bergama’nın çevre savaşımını benimsemişti.

Belediye de bu işin içindeydi; çünkü maden sahası, Bergama kentinin su kaynaklarının bulunduğu yerlerin hemen dibindeydi.

Bu süreçte bilimsel ve hukuki tartışmaların yanı sıra çevrecilerden yükselen sesler, daha sert ve etkili eylemlere dönüşme eğilimi gösteriyordu.

Bu ortamda Eurogold Genel Müdürü İskoç McCrodock, işi beceremediği için uzaklaştırılmış; yerine gelen İngiliz J. Ashley de aynı akıbete uğramıştı.

Türkiye genelinde oluşan tepki yurt dışına da yansımış, hatta zaman zaman Bergama köylerinden yapılan naklen yayınlarla — Avustralya’daki çevrecilerin yaptığı radyo yayınları sayesinde “NormandyPoseidon”’un hisseleri Sydney Borsası’nda p değer kaybetmişti.

Daha sonraları Bergama’yı ziyaret eden bu Normandy’nin genel müdürü Robert de Crespigny, hem hayranlık hem şaşkınlıkla bu propagandanın nasıl başarıldığını sormuştu.

Bu tür sivil dayanışma ağı dünyada ender görülür bir durumdu.

Aynı yansıma Almanya ve Fransa’da da olmuş; bu kirli madene finansman sağlayan Alman “Dresdner Bank”’ın Berlin’deki merkezi önünde Bergama’dan giden dört........

© 12punto