menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İzmir'in ilk insanları-2: Dünya'ya nasıl yayıldık

26 0
19.07.2026

Bu yazı, İzmir'de son zamanlarda bulunan bize benzer insanların ilk izleri bağlamında insanlığın hikayesini anlatan üç bölümlük dizinin ikinci yazısıdır. Dizinin devamı önümüzdeki haftalarda “12 Punto” İnternet gazetesinde yayımlanacaktır. İlk yazıya aşağıdaki linkten ulaşılabilir. https://12punto.com.tr/yazarlar/sefa-taskin/izmirin-ilk-insanlari-1-144223

İnsanlığın oluşumu zorlu ama zorunlu bir süreçtir.  

İklim koşullarının, yer hareketlerinin, coğrafyanın, besin kaynaklarına ulaşmanın, kısaca hayatta kalabilmenin sürüklediği ve evrim dediğimiz bu değişim aslında kaçınılmazdır.

Bilim insanları insanın evrimini 4 ila 2 milyon yıl öncesinde yaşamış; varlığını Orta-Batı-Güney Afrika’da, Etiyopya’da bulunmuş Lucy adı verilen fosil kemiklerden öğrendiğimiz ilk ayakta yürüyen insanımsı-maymunumsu canlıdan başlatıyor.

Arada farklı türler de ortaya çıkmaya çalışıp yok olsa da Lucy’nin evrimi; Homo habilis (Becerikli insan), Homo erectus (Dik duran insan), Homo heidelbergensis (Heildelberg insanı), Homo neandertelensis (Neandertel insanı) olarak devam etmiş, sonunda Homo sapiens (Akıllı insan)dünya sahnesine çıkmış. 

Modern insan dediğimiz Homo sapiens'in ortaya çıkışına giden evrimsel çizginin ilk temsilcilerinin yaklaşık 700-500 bin yıl önce görülmeye başladığı düşünülüyor.

Bugün bildiğimiz anatomik özellikleriyle Homo sapiens ise yaklaşık 300 bin yıl önce belirginleşti.

Yakın zamanda Afrika’nın kuzeybatısında, Fas'ta bulunan Homo sapiensfosillerinin 315 bin yıl öncesinden kaldığı saptanmış.

Faslı “akıllı insan”ın kalıntıları şu an bilinen en eski Homo sapiens’e aittir.

Bununla beraber, Homo sapiens'in evrimi Afrika’da tek bir bölgede değil, kıta ölçeğinde gerçekleşmiş olabilir.

Bunu destekleyen başka bulgular da var: Güney Afrika'daki Florisbad kafatası (yaklaşık 260.000 yıl öncesi) ve Etiyopya'daki Omo Kibish (yaklaşık 195.000 yıl öncesi) fosilleri en eski Homo sapiens izlerinin Kuzey, Güney ve Doğu Afrika'ya yayılmış olduğunu gösterir.

Bu ortak köken yalnızca arkeolojik bulgularla değil, genetik araştırmalarla da doğrulanıyor. 

Babadan oğula aktarılan Y kromozomundaki küçük değişimler izlenerek, bugün yaşayan bütün erkeklerin soyu yaklaşık 200-300 bin yıl önce Afrika'da yaşamış ortak bir ataya kadar takip edilebiliyor. 

Bilim dünyasında "Y-Kromozomal Âdem" olarak anılan bu kişi, insanlığın ilk erkeği değil; yalnızca günümüzde yaşayan erkeklerin en son ortak baba atasıdır.

Benzer biçimde anneden çocuklara geçen mitokondriyal DNA'daki değişimler izlenerek, bugün yaşayan insanların anne soyunun yaklaşık 150-200 bin yıl önce Afrika'da yaşamış ortak bir kadına kadar takip edilebildiği görülüyor. 

Bu kadın da bilim dünyasında "Mitokondriyal Havva" olarak anılıyor. Tıpkı Y-Kromozomal Âdem gibi, o da insanlığın ilk kadını değil, yalnızca günümüzde yaşayan insanların en son ortak anne atasıdır.

(İlk Homo sapiensler Afrika’da. Canlandırma.)

Daha önce bazı denemeler olmuş olsa bile Homo sapiens, atalarımız Afrika’yı yoğun olarak 60-70 bin yıl önce terk etmeye başladı.

Afrika'dan çıktığında yanında hiçbir harita, hiçbir plan yoktu.

Çoğu zaman zorunluluk sürükledi onları; kuraklık, kıtlık, kalabalıklaşan topraklardı sebep.

Ama yanlarında bir avuç taş alet ve inanılmaz bir uyum yeteneği de vardı; onları hayatta tutan buydu.

Bu ayrılmaya başlamanın yanı sıra Homo sapiens (yani biz) kıtanın tamamını terk etmedi. Büyük çoğunluk Afrika'da kalmaya devam etti.

Afrika'da kalan sapiens toplulukları birbirinden coğrafi olarak yalıtılmıştı. Ormanlar, çöller, dağlar doğal engeller oluşturmuştu. Bu yalıtım farklı toplulukların birbirinden bağımsız evrimleşmesine yol açtı.

Bu yüzden bugün genetik çeşitliliğin en yüksek olduğu kıta Afrika'dır.

Tüm Avrupalılar ve Asyalılar aslında küçük bir Afrikalı topluluğun torunlarıdır. Genetik olarak Afrikalılardan çok daha homojendirler.

(Toba yanardağı patlaması-benzeri)

Afrika'da bu dönemde nüfusta  darboğaza neden olduğu öne sürülen bir hipotez vardır: Endonezya'da Sumatra adasındaki Toba Yanardağı patlaması.

74 bin yıl önce meydana gelen bu doğal olay son iki milyon yılın en büyük volkanik olayıdır.

Küller atmosfere yayıldı, güneş ışığı azaldı. Bir teoriye göre volkanik kış başladı ve yıllarca sürdü. Dünya genelinde sıcaklıklar 3-5 derece düştü. Bitki örtüsü yok oldu, av hayvanları azaldı. Sonuçta insan nüfusu dramatik biçimde çöktü.

Bazı genetik kanıtlar o dönemde dünya genelinde Homo sapiens nüfusunun 10bin bireyin altına düştüğünü söylüyor.

Neredeyse neslinin tükenmekte olduğunu öne sürüyor.

 Ancak bu "Toba darboğazı" denilen felaket teorisi günümüzde bilim camiası tarafından büyük ölçüde tartışmalı bulunuyor.

Son yıllarda yapılan gen bilimi ve arkeolojik çalışmalar, dünya genelinde böyle keskin bir çöküşe dair kanıt bulamıyor.

Doğu Afrika'daki çok eski çevresel veriler Toba'nın bölgede uzun süreli bir volkanik kış yaratmadığını gösteriyor.

O dönemde kıtadaki nüfus azalışının ve ortaya çıkan düşük genetik çeşitliliğin nedeninin tek bir felakete bağlı olmadığı, insan nüfusunun zaten uzun bir dönem boyunca düşük ve dalgalı seyretmiş olduğu düşünülüyor.

Toba patlaması ya da başka nedenlerle Güney Afrika’da Homo sapiens sayısındaki bu önemli azalış, muhtemelen tarihte insanlığın en yakın yok oluş anıdır.

Kesin olan o dönemde kıtanın Güney Afrika kıyıları boyunca yaşayan küçük topluluklar hayatta kalmayı başardığıdır.

Deniz ürünleri yediler, mağaralarda barındılar. 

Ve böyle yok edici ortamda hayatta kalabilen küçük bir grup bugün 8 milyar insanın ortak atasıdır.

(Toba yanardağ patlamasının şiddetini gösteren bir resim)

Hayata tutunmayı başaran Homo sapiensler’in genetik izleri bugün Güney Afrika’da Botsvana, Namibya ve Zimbabwe'de, “San” ve “Khoikhoi" halklarında yaşıyor.

Bu halklar Güney Afrika'nın en eski yerli halklarıdır ve genetik olarak Homo sapiens’in en eski soyundan geliyorlar. 

Görülüyor ki 300 bin yıl önce ortaya çıkan Homo sapiens türü, bir nehir gibi zamanla farklı kollara ayrılmış.

San halkının atalarını oluşturan kol, diğer kollardan (bugünün Doğu Afrikalıları, Batı Afrikalıları ve sonunda Afrika dışına çıkacak olan gruplar dahil) yaklaşık 100-200 bin yıl önce ayrışmaya başlamış. Bazıları ayrışmayı daha temkinli biçimde 60.000-90.000 yıl öncesine tarihliyor. 

Yani San'lar zaten var olan türün içinde en erken ayrışan dal oldular. Bu da onları genetik çeşitlilik açısından "en eski/en kadim hat" yapıyor.

Bu nedenle San (ve genel olarak Khoisan) toplulukları, insanlık tarihindeki, Homo sapiens’inana genetik ağacın gövdesine en yakın duran dal olarak görülüyor.

Yani diğer tüm insan topluluklarının (Avrupalı, Asyalı, diğer Afrikalı gruplar dahil) ortak atasına, San'ların genetik hattı diğer gruplardan daha az "uzaklaşmış" durumda.

Bu yüzden onlar için "dünyanın en eski insan topluluğu" gibi ifadeler kullanılıyor.

(Homo sapienslerin ilk ortaya çıktığı yerlerden, Afrika-Kalahari savannasında Bushmen-San’lar. Kaynak: The San People of Africa - Guide to the Kalahari Bushmen Tribes. http//:africafreak.com/san-people)

Tabii ki bu "ilk Homo sapiens onlardı" anlamına gelmiyor, "Homo sapiens içindeki en erken ayrışan, en az karışmış soy hattı onlarınki" anlamına geliyor.

Bu bağlamda San, genetik........

© 12punto