menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cehenneme giden taşlar!

15 0
04.01.2026

GAZİANTEP SOYGUNU-4

CEHENNEME GİDEN TAŞLAR!

TAŞ YERİNDE AĞIRDIR-168. UNUTMAYALIM, UNUTTURMAYALIM!

Gaziantep–Zincirli ve çevresinden kaçırılan tarihî eserlerimizin, Anadolu tarihi açısından taşıdığı değer bugün çok daha iyi anlaşılıyor.

Zincirli’de bulunan tarihî kalıntılar ve yazıtlar, yörenin geçmişi çok daha eski çağlara dayanmakla birlikte, özellikle İ.Ö. 10–7. yüzyıllar arasında bu topraklarda var olmuş kültürlerin oluşumu, evrimi ve birbirleriyle karışımı konusunda eşsiz bilgiler sunar.

İ.Ö. 2. binyılda Anadolu’da ilk siyasî birliği kuran Hitit İmparatorluğu’nun yönetsel izi, Zincirli’ye kadar uzanır.

Bu iz, Hititleri etkileyen ve zamanla onların yerini aldığı düşünülen Luvi kültürünün yazısı ve inanç dünyasıyla derinleşir.

İ.Ö. 1. binyılın ilk yarısında ise aynı coğrafyada Fenikeliler ve Aramiler gibi farklı Sami (Arapların atası) toplulukları sahneye çıkar.

Ortaya çıkan tablo, bu topraklarda yüzyıllar boyunca süren çok katmanlı bir kültürel sürekliliği gözler önüne serer.

Aramice Sam’al (Til Barsip) adını taşıyan, Amanos Dağları’na yaslanmış bir ova üzerindeki tepeye kurulmuş Zincirli Höyük’teki kentin, çift surla çevrili olduğu; yönetsel ve dinsel yapıların bu savunma sistemleri içinde yer aldığı yapılan arkeolojik araştırmalarla saptanmıştır.

(Gaziantep-Zincirli ve çevresi-İ.Ö.1.binyıl ilk çeyreği)

***

Zincirli Höyük, 1883 yılında, Osmanlı Devleti’nde Müze-i Hümâyun (Devlet Müzesi) Müdürlüğü’ne atanmasından yalnızca iki yıl sonra, Osman Hamdi Bey ile Bergama’nın Zeus Sunağı’nı ve eşsiz heykellerini Almanya’ya kaçıran, arkeolog kılığındaki hırsız Carl Humann’ın ekibi tarafından keşfedildi

Osman Hamdi Bey ile Carl Humann, tarihi eser kalıntıları olduğu bildirilen Nemrut Dağı’na birlikte çıkmış, buradaki eserleri incelemiş; dönüş yolunda eski eser varlığına dair aldığı duyum üzerine, yanında bulunan Alman arkeologlar Otto Puchstein ve Felix von Luschan ile birlikte Gaziantep’in Zincirli beldesine uğramıştı. (Oğuz Satır ve Ali Çifçi: The “Worthless Stones” of Zincirli: Osman Hamdi Bey and the German Excavations of 1888–1902. Dergi Park, s.215 dip1).

Hamdi Bey burada, yüzeye saçılmış eserlerin yanı sıra yaptığı sondajlarda, toprağın altının da tarihî eserlerle dolu olduğunu fark etmişti.

(Bergama ve Gaziantep soyguncusu Carl Humann-Ne kadar da mağrur!)

Tabii ki yanındaki Almanlar da!

Bu sırada, Bergama soygununu da sürdüren Carl Humann, el çabukluğuyla ve şaibeli izinlerle Bergama’nın muhteşem mermerlerini kaçırmaya devam ediyordu.

Osman Hamdi Bey’in, bu süreçte Humann’la tanışmış olması kuvvetle muhtemeldir.

Devlet adamlığı, müzeciliği, arkeolojik kazıları ve ressamlığıyla tanınan; ilginç ve renkli bir kişilik olan Osman Hamdi Bey, 1884 tarihliAsâr-ı Atîka Nizamnâmesi’nin hazırlayan ekibin içinde yer alarak, tarihî eserlerin kazılması ve yurt dışına çıkarılması konusunda neredeyse tek yetkili hâline gelmişti.

Dönemin Osmanlı Devleti’nde bu işlerden yalnız onun anladığı sanılıyordu! Üstelik, daha önce sadrazamlık yapmış babası Sakızlı İbrahim Ethem Paşa nedeniyle Sultan II. Abdülhamid’e yakınlığı da biliniyordu.

Bu koşullar altında, Bergama’nın Zeus Sunağı’nın kaçırılmasından haberdar olmaması mümkün değildi.

(Sadrazam İbrahim Ethem Paşa oğlu Osman Hamdi Bey)

***

Bergama soygununu Prusya/Alman Devleti’nin açık ve örtülü desteğiyle gerçekleştiren Carl Humann, Gaziantep’teki tarihî eser hazinesinin varlığınıtabii ki Osman Hamdi Bey’in Almanlarla birlikte yürüttüğüyüzey araştırması sayesinde öğrenmişti.

Zincirli’de kazı yapılması ve çıkarılacak eserlerin öyle ya da böyle Almanya’ya götürülmesi için Carl Humann’nın girişimiyle Berlin’de, bu tür işlere yakınlık duyan Adolf Erman, Alexander Conze, Eberhard Schrader ve Ernst Curtius gibi konuyla ilgili ünlü isimlerle birlikte, Gaziantep’tekikazı ve kaçakçılık faaliyetlerine destek ve finansman sağlayacak “Orient-Komitee” adlı bir yapı kuruldu.

Bu kurul zamanla C.Humann’la birlikte bir organize kaçakçılık örgütü gibi çalışmaya başladı.

Komite bir yandan bu iş için kaynak arar ve sağlarken, Carl Humann da daha önceden tanıdığı Osman Hamdi Bey ile ilişkilerini derinleştirdi.

Bergama eserleri nedeniyle tanışılmış, 1883’te birlikte Nemrut Dağı’na çıkılmış, Zincirli keşfedilmiş; ertesi yıl, 1884’te ise Osman Hamdi Bey’i “onaylayıcı ve karar verici” konuma getiren yeni Asâr-ı Atîka Nizamnâmesi yürürlüğe sokulmuştu.

(Carl Humann, Otto Puchstein, Felix von Luschan, Osman Hamdi, ve Yervant Osgan Nemrud Dağında-1883. Berlin’deki Alman Devlet arşivinden.)

Bu konuda Devletin ipleri artık tamamen Hamdi Bey’in elindeydi.

Anadolu’yu soyma sevdalısı, Troya hırsızı Schliemann, Osman Hamdi Bey ile Paris’te buluştuğunu; Troya–Çanakkale’de kazı yapabilmek izni için ondan söz aldığını açıkça bildiriyordu ((Rustem Aslan. Osman Hamdi Bey ve Troia kazıları. KUBABA. Sayı:14. s.24. 2009).

Bir başka yabancı mimar–arkeolog, ABD’li Henry Bacon, Osman Hamdi Bey’i “rüşvet beklentisi içinde olan ve 300 dolardan aşağı iş görmeyen” bir kamu görevlisi olarak tanımlıyordu. (Henry Bacon, Assos Days, s. 47; akt. Rüstem Aslan, s. 24).

Bunlar, Anadolu’da kazı yapmak isteyip izin alamayan, onlara zorluk çıkaran yabancıların attığı iftiralar mıydı, yoksa bu alandaki yolsuzlukların belirtileri miydi?

Her hâlükârda, Carl Humann, Gaziantep’te yapacağı soygun için gerekli iznin Osman Hamdi Bey’in kapısından geçtiğini artık çok iyi anlamıştı.

İlişkiler geliştirilmiş, neredeyse iki sıkı dost hâline gelinmişti.

Carl Humann, muhtemelen Bergama’daki kaçakçılığa gösterilen müsamaha ve Gaziantep için almak istediği izne karşılık, Osman Hamdi Bey’e birçok hediye vermeyi teklif etmişti (!)(Funda Berksoy, Osman Hamdi Bey's Turkish Street Scene and Late-Nineteenth-Century Power Relations between the Ottoman and German Empires. S.61-64.https://www.degruyterbrill.com/document/doi/10.1515/zkg-2025)

Osman Hamdi Bey başlangıçta sözde bunları geri çevirmiş, ancak Avrupa’da ünlü bir ressam olma ihtirasına yenik düşmüştü.

“Bir Türk Sokağı Manzarası” adlı oryantalist tablosunu, Humann’ın aracılığıyla Berlin Ulusal Resim Galerisi’ne, yani Alman Devleti’ne, satmayı kabul etmişti; Almanlar da memnuniyetle satın almıştı.

(Osman Hamdi Beyin Alman Müzeleri tarafından satın alınan “Türk Sokağı manzarası” adlı resim tablosu. 1887–1888,kanvas üzerine yağlı boya ile yapılmış. 60 × 122 cm boyutlarında. Berlin Devlet Müzesinde, Alte Nationalgalerie’de, Kod: Inv. no. A I 420)

Kim bilir, bu satın alam sürecindeC.Humann’ın Berlin’deki “Orient-Komitee” çetesi ne çok çaba harcamıştı!

Muz sopanın ucundaydı!

Bundan sonra Osman Hamdi Bey, İstanbul’da Almanların Gaziantep’te kazı yapabilmesi için adeta seferber olmuş, hatta onları bizzat motive etmişti:

“Hadi, ne duruyorsunuz; izin için başvurun,” diyordu.

“Zincirli için kazı izni 23 Mart 1888’de 1884 Asâr-ı Atîka Nizamnâmesi’ne uygun olarak Carl Humann’a verildi.”

Zaten “onay verme” yetkisi bizzat Osman Hamdi Bey’e aitti.

“Bu izin Carl Humann’a 29 Mart 1888’de, İstanbul’daki Alman Büyükelçisi Joseph M. von Radowitz tarafından iletildi.”

“İzin bir yıllıktı ve Ahmet Bedrettin Bey, Osmanlı Müze-i Hümâyun’u adına kazılara gözetmen olarak atanmıştı”.(Oğuz Satır ve Ali Çifçi: The “Worthless Stones” of Zincirli: Osman Hamdi Bey and the German Excavations of 1888–1902. Dergi Park, s.217-218).

***

(Sam’al-Zincirli’nin Berlin’de yapılmış İ.Ö.1.binyıla ait bir maketi. Ve Zincierli Höyüğün bugünkü kazılmış hali)

Gaziantep’teki soygun için yapılan kazıları, Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Oğuz Satır ve Doç. Dr. Ali Çifçi’nin, bu konuya ilişkin Osmanlı arşiv belgeleri ile Alman kaçakçıların yazışmalarından derledikleri değerli bilgilerden izliyoruz:

“Zincirli’deki ilk kazılar 9 Nisan 1888’de başladı ve 22 Temmuz 1888’e kadar sürdü. Kazılar, dönüşümlü olarak C.Humann ve yardımcısı F.von Luschan tarafından yönetildi.

Humann, başlangıçta mümkün olduğunca çok işçi kullanarak kazıları hızla yürütmeyi; yeni buluntuları ve (önceki gelişten) bilinen kabartmaları kısa sürede ortaya çıkarmayı hedefliyordu.”

“Amacı, bu eserleri Almanya’ya gönderilmek üzere İskenderun Limanı’na taşımaktı.”

“Ayrıca Zincirli’nin yakınındaki (ilk bakışta önemli eserler olduğu sezilen) Sakçagözü’nde de kazı yapmak istiyordu; ancak elverişsiz iklim koşulları, yetersiz ekipman ve sıtma, kapsamlı ve planlı bir kazıyı engelledi.”

“Çalışmalar, Osman Hamdi Bey’in 1883’te ilk sondajı yaptığı alana yakın bir bölgede başladı ve kısa sürede önemli buluntular ortaya çıkarıldı.”

“Üçüncü günde, Asur Kralı Esarhaddon’un (İ.Ö. 680–669) yeni bir kabartması keşfedildi. Humann, bu stelin bulunuşunu, (kabartmadaki resmin) çizimini de içeren bir mektupla Osman Hamdi Bey’e bildirdi.”

( Zincirli’de bulunmuş Almanya’ya götürülmüş Asur Kralı Esarhaddon’un (hükümranlık İ.Ö.680-669) görüntüsünü içeren kabartmalı taş)

“Bu stelin yanı sıra, bu ilk kazı döneminde 40 resimli taş,(üzerinde yine resimli kabartmalar bulunan) büyük bir kale kapısı ve höyüğün yakınında, Aramice yazılar içeren II. Panamuwa steli denilen bir yazıt ele geçirildi.”

“Kazıların sonunda, buluntular öküzlerin çektiği arabalarla önce İslâhiye’ye, ardından Belen Geçidi üzerinden İskenderun Limanı’na taşındı.”

***

(Almanya’ya giden taşlardan (!). Bir elinde yıldırım bir elinde balta ile Luvilerin Fırtına/Gök tanrısı Tarhund. Berlin Vorderasiatisches Museum/Önasya Müzesi )

“22 Mayıs 1888’de, Osman Hamdi Bey, Humann ile eşgüdüm içinde, Zincirli’de bulunan eserlerin İstanbul’a nakli için ilgili makamlara başvuruda bulundu.”

“Yaklaşık bir ay sonra, 18 Haziran’da, Zincirli’de kazılan eserlerin İskenderun’a naklinin engellenmemesi için İslâhiye Kaymakamlığı bilgilendirildi.”

Humann’a sorun çıkarılmamalıydı!

“Hemen ardından, 30 Haziran’da, Humann’ın bazı eserleri Berlin Müzesi’ne götürmesine izin verilmesi ve bunun karşılığında İstanbul’a yapılacak nakliyenin masraflarını üstlenmesi talebi Maarif Nezareti’ne iletildi.”

“10 Ağustos’ta, Zincirli’deki ilk kazılardan elde edilen eserleri taşıyan 82 sandık, İstanbul Gümrüğü’ne ulaştırıldı.”

Tabii ki 1884 Nizamnamesine göre bu sandıkların yurt dışına çıkarılabilmesi için, Nizamnâme gereği Osman Hamdi Bey’in onayı şarttı.

“Humann’ın isteği üzerine bu onay Osman Hamdi Bey’den talep edildi.”

Zaten bu kazıların başlamasına ön ayak olan da bizzat oydu.

“Osmanlı Müzeleri Müdürü Hamdi Bey, Zincirli kazısında bulunan eserler hakkında ayrıntılı bir rapor hazırladı.”

“22 Temmuz 1888 tarihli bu raporda, Humann başkanlığındaki üç kişilik bir komitenin Asâr-ı Atîka Nizamnâmesi’ne uygun olarak Zincirli’de kazı yaptığı; 60–70 bin frank (17-20 kg altın) harcanarak 89 adet “oyma taş” ortaya çıkarıldığı belirtiliyordu.”

“Hamdi Bey raporunda, kazı sırasında bulunan kabartmaların büyük zorluklarla önce İskenderun’a, ardından İstanbul’a vapurla taşındığını; Almanların bu masraflar karşılığında eserlerin bir bölümünü talep ettiğini ifade ediyordu.”

“Ayrıca bu kabartmaların “sıradan siyah bazalt taşlar” olduğunu, sanatsal bir değer taşımadıklarını, birbirlerine çok benzediklerini ve Almanların bunları büyük kişisel fedakârlıklarla İstanbul’a getirdiklerini ileri sürüyordu.”

“Sonuç olarak, Hamdi Bey, Asâr-ı Atîka Nizamnâmesi’nin 32. maddesine dayanarak, eserlerin “5–10 tanesinin” Humann’a verilmesinde bir sakınca bulunmadığını bildirdi.”

“Nizamnâme’nin 8. maddesi eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklamış olsa da, 32. madde, belirli şartlar altında bu tür transferlere (güya) istisna tanımaktaydı.”(Oğuz Satır – Ali Çifçi, The “Worthless Stones” of Zincirli, s. 230–231)

Bu işlemler sürerken Hamdi Bey sanki Osmanlı Devleti’nin bu konuda yüksek seviyede yetkili görevlisi değil Alman Devletinin memuruydu.

Verelim, verelim diyordu, Anadolu’nun taşlarını Berlin’e yollayalım.

O Berlin ki 1945 yılında bombalar altında cehenneme dönecek; eserlerin içine konulduğu müze denilen yapı harabe olacak; bu yapının üzerine inşa edildiği toprağın bir bataklık olduğu anlaşılacak ve eserlerini çürüyüp suya gömülmemesi için 2010’lu yıllarda çareler aranacaktı.

Ne kabul edilemez durum!

Ne hüzün verici!

Tabii ki Hamdi Bey’in Alman devletine sattığı “Türk Sokağı” adlı resim tablosu Berlin Müzesi duvarlarında ziyaretçilere yıllardan beri göz kırpıyor!

(Zincirli-Gerçin yolu üzerindeki Tahtalı Pınar mevkinde bulunan Sam’al Kralı II.Panamuwa yazıtı)

.***

“(Osmanlı Devleti’nden bu aşamada kayda değer bir itiraz gelmemiş olacak ki) 13 Ağustos’ta, Humann, kazılarda bulduğu ve Berlin’e götürmeyi planladığı eserleri, İstanbul’a getirilmesi için yapılan nakliye masrafları karşılığında Maarif Nezareti’nden (Millî Eğitim Bakanlığı’ndan) bir kez daha talep etti.”

Götürdükleriyle yetinmiyordu Emperyalizm.

Alışmış kudurmuştan beterdi!

Anadolu’nun tarihî eserlerini gizli ya da açık biçimde kaçırmakla kalmıyor, Gaziantep’ten İstanbul’a taşıma masraflarını bahane ederek eserlerimize fiilen el koymak istiyordu.

Sanki kazıları yapmaya onları Osmanlı Devleti zorlamış gibi!

“Bu talep üzerine Maarif Nezareti, onay makamı Osman Hamdi Bey olduğundan, ne yapılması gerektiğini bizzat ona sordu!”

Kuzu aç tilkiye teslim ediliyordu!

Ne kadar geniş bir yetki alanı vardı Osman Hamdi Bey’in!

“Osmanlı Devleti’nin ülkenin tarihî mirasını emanet ettiği Müze-i HümâyunMüdürüHamdi bey Maarif Nezaretine verdiği cevapta kazıdan çıkarılan taşların “sanatsal bir değer taşımadığını” bildirdi.”

Tanıma bakın!

Gaziantep’in, Anadolu tarihini o zaman için yeniden yazabilecek eşşiz eserleri; kavram, bakış ve el hüneri Hamdi Bey’e göre “sanatsal bir değer taşımıyormuş”!

“Bununla birlikte, Hamdi Bey dostu Humann’ın söz konusu eserlerin taşınması sırasında büyük kişisel fedakârlıklar yaptığını vurguluyor, emsal teşkil etmemesi (!) şartıyla,........

© 12punto