menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Benim için Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya kimdir?

8 1
01.02.2026

HOCAM TARIK ZAFER TUNAYA

Ben Tarık ZaferTunaya’nın en son öğrencilerinden biriyim.Hocamız İstanbul Siyasal’ın kurucu dekanıydı.Hukuk Fakültesinde de dekanlık yapmıştı. Tarık Zafer Tunayaadında bir anayasa hukuku profesörü olduğunu Ümit Yaşar Doğanay’ın cenazesinde öğrendim. Yıl 1979’du.

Ben ise- o tarihte-İstanbul Teknik Üniversitesi’nde öğrenciydim. MMF’de. Bu kısaltma Maçka Mühendislik-Mimarlık Fakültesi anlamına gelir. MMF binası geçmişte Jandarma Umum Kumandanlığı olarak kullanılmıştı. Günümüzde yerinde İTÜ İşletme Fakültesi bulunmaktadır.

Fakültemizin (İÜSBF) dokuz kurucusundan biri olan Ümit Yaşar Doğanay 20 Kasım 1979’da saldırıya uğramış ve hayatını kaybetmişti. Cavit Orhan Tütengil, Bedri Karafakioğlu, Abdi İpekçi gibi Doğanay hoca da terörün kurbanı olmuştu. Server Tanilli Hoca da benzer bir saldırıda ağır yaralanmış, mefluç kalmıştı.

Doğanay Hoca’nın hunharca katli kamuoyunda büyük bir infiale neden olmuştu. Cenaze Şişli Camiinden kaldırılmış, Zincirlikuyu Kabristanında defnedilmişti.

İTÜ’nün Gümüşsuyu, Taşkışla ve Maçka kampüslerinin bütün öğrencileri olarak bizler de cenaze töreninde bulunmuştuk. İTÜ MMF ve Maden Fakültesi öğrencileri olarak Nişantaşı, Teşvikiye, Halaskar Gazi yoluyla Şişli Camiine kadar gittik. Sonra da Zincirlikuyu kabristanına. Mecidiyeköy viyadüğünün altında atılan sloganlar hala kulaklarımdadır.

İstanbul’da Siyasal Bilimler Fakültesi’nin yenikurulmuş olduğunu bu vesile ile öğrenmiş oldum. Fakültenin adı sonradan Siyasal Bilgiler Fakültesi olarak değiştirilmiştir. Cumhur Ferman Hocamızın dekanlığı zamanında.

Bir kez daha üniversite sınavına girerek İstanbul SBF’yi kazandım. Ben fakülteye 1980’de giren 150 öğrenciden biriyim. Numaram 185’tir. Fakülteyi kazandıktan birkaç gün sonra 12 Eylül oldu. 12 Eylül koşullarında kaydoldum. 12 Eylül koşullarında okudum.

İLK DEFA NE ZAMAN GÖRDÜM ?

Tarık Zafer TunayaHocamı ilk kez nasıl gördüm? İlk sahneler bugün bile gözümün önündedir. Topu topu iki sınıf idik zaten. Bizden önce fakülteye giren 79’lular ve biz.Doğanay dersliğinin tam karşısındaki Yeni Amfi I’de açılış dersine davet edildik. Hocalarımızın hep birlikte gelişi çok etkileyiciydi. Hepsi cüppelerini giymiş vaziyette ön sıralara oturdular. Tarık Zafer hocam çok güzel bir konuşma yaptı. Gülhane Hattından, hürriyet otorite diyalogundan söz etti. Hoca daha ilk dersten itibaren hepimizin üzerinde tılsımlı bir otorite kurmuştu Onun bir karizması vardı. Özel bir karizma. Her bir dersinden sonra, büyüklüğünü daha iyi kavradık.

Burada fakültemizin kurucu hocalarını saymak isterim. Çoğunluğu Hukuk Fakültesinden, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesinin kuruluşuna katkıda bulunmak üzere görevlendirilmiş öğretim üyeleriydi: Tarık Zafer Tunaya, Aydın Aybay, Ümit Yaşar Doğanay, Murat Sarıca, Ali Ülkü Azrak, Ersan İlal, İzzettin Doğan; Nur Vergin. Sevim Görgün,Nazif Kuyucuklu, Ersin Kalaycıoğlu, Burhan Şenatalar ve Şükrü Hanioğlu daha sonra İktisat Fakültesinden fakültemize geçtiler. Yıldızhan Yayla, DuygunYarsuvat, Ata Sakmar, Mesut Önen hocalarımız biz ikinci sınıfa geçtikten sonra fakülteye geldiler.

Rahmetli Murat Sarıca hocamızın yeri ayrıydı. Onu severdik. Tarık Zafer Hocamızdan biraz çekinirdik. O kurucu önderdi.Derse geldiğinde sadece ona ayağa kalkardık. Hepimizin üzerinde tatlı bir otoritesi vardı.

SÖZLÜ SINAVLAR

Bu küçücük fakültede, o yıllarda başka hiçbir fakültede olmayan bir şey vardı: sözlü sınavlar. Hukuk Fakültesinde eskiden var olan “sözlü” bizim fakültenin kuruluşu ile geri gelmişti.

Yazılı sınav büyük sınav için vize mahiyetindeydi. Büyük sınav sözlüydü ve aleniydi. Tarık Zafer Hocamın Anayasa Hukukunda yazılı da sorduğu soru sosyal devlet, sözlüde bana yönelttiği soru: yazılı olmayan anayasalar olmuştu.

Devrim tarihi derslerine ŞükrüHanioğlu Hoca ile birlikte gelirlerdi.

Hoca Anayasa Hukuku derslerini Ersan İlal ile birlikte, Devrim Tarihi derslerini Şükrü Hocayla birlikte verirdi. Türk Anayasa Düzeni derslerimizin hocası Bakır Çağlar oldu.

MURAT SARICA VE AYDIN AYBAY HOCALARIMIZIN 1402’LİK OLMASI

Kendisini iki şey çok üzdü. Aydın Beyle, Murat Sarıca hocalarımızın 1402’lik olması.Yıl 1983’tü. Diyebilirim ki Murat Sarıca Hocam kahrından gitti. O yılın sonbaharında. Böylesine yürekten üniversiteye bağlı bir entelektüelin akademiden sökülüp atılması kararını verenler tarih önünde suçludur.

Aydın Aybay, Bülent Tanör, Hüseyin Hatemi,Gençay Gürsoy Danıştay kararı ile yıllar sonra üniversiteye dönebildiler. Askeri rejim giderayak, bu hoyrat kararı aldı ve uyguladı. Sıkıyönetim komutanlıkları aracılığıyla kararlar tebliğ edildi. Üniversiteden çıkarılanlar “ bir daha kamu görevinde çalıştırılmamak üzere” tasfiye edilmişlerdi.

Tuhaf olan bütün bu uygulamalar 1983 baharında oldu. Bir yandan da çok partili siyasi hayata dönüş takvimi çalışmaya başlamıştı. Özal ANAP’ı, Sunalp MDP’yi, Calp (HP’yi) kurmuştu. Milli Güvenlik Konseyi bu makbul partilerden birinin iktidara gelmesini istiyordu. Bu arada SODEP ve DYP gibi itimat edilmeyen partiler veto ediliyordu. 1402’likler olayı böyle bir ortamda gündeme gelmişti.

Bu kararlar üzerinden epey zaman geçtikten sonraDanıştay kararı ile düzeltilebildi.(1991) Tarık Hoca buna çok üzülmüştü. Arkadaşları üniversiteden uzaklaştırılmıştı. Cebinde emekliliğini isteyen istifa mektubuyla üst koridorda nasıl üzüntülübir şekilde dolaştığın hatırlarım.

1983 baharında Tarık Hoca fakülteden ayrıldı. Gönlünü, kalbini okulda bırakarak.

MGK YÖNETİMİ BİZİM FAKÜLTEYİ KAPATMAK İSTEDİ

İkinci üzüntüsü cuntanın Yüksek Öğretim Teşkilatı Kanunu ile bizim fakülteyi kapatmak istemesi oldu. (1981) Oysa ki İÜSBF’nin kuruluş mücadelesi 1960’lara kadar gidiyordu. Bir çok engelle karşılaşmışlardı. Mülkiyeliler İstanbulda bir SBF kurulmasını zaten istemiyorlardı. Bu “istemezük cephesinin” diğer üyeleri hukuk ve iktisat fakülteleri idi. Gerek yok diyorlardı. Kendilerince gerekçelerle.

Fakültemiz kuruluşunun ikinci yılında kapatılma tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. SBF, İktisatFakültesinin bir bölümü haline getirilmek isteniyordu.

Necdet Üruğ’la olan bir randevularını hep anlatırdı. Üruğ Paşa İstanbul Sıkıyönetim komutanı idi. Paşa ile görüşmeye gittiklerinde (Aydın Aybay hocamızla birlikte) masanın üstünde fakülteler teşkilat şeması varmış. Şemada bizim fakültenin üstü çizilmiş ve bir ok işaretiyle İktisat Fakültesine bağlanmıştı. İnsanı tebessüm ettiren ayrıntı da şuydu. Bütün bu teşkilat kanunu operasyonu kurşun kalemle yapılmıştı. Ok işareti dahil.

HOCANIN İNSANİ YÖNÜ

Hocanın “insani” tarafını özellikle vurgulamak isterim. İnsanlara iş bulur, insanlar için telefon eder. İnsanların sağlık sorunları ile ilgilenirdi. Dertleri ile samimi bir şekilde ilgilenirdi. Fakülte yıllarında benim de bazı sağlık sorunlarım olmuştur. Bülent BerkardaCerrahpaşa’da o zaman dekandı. Bana bir kartvizit verdi.Berkarda’ya gönderdi. HasanYazıcıHoca’yada benim için telefon etti.

Bizim üst sınıfta Karadenizli bir çocuk vardı. Bir gün koridorda uzun uzun hocaya kulağının çok şiddetli ağrıdığından yakınıyordu. Dinledi dinledi. Karvizitini çıkardı. Bir şeyler yazdı. Sonra çocuğa verdi. “Al bunu Cerrahpaşa’ya git, orada Nurettin Sözen’i bul, o senin derdine çare bulur “ demişti.

Memurları,müstahdemleri ciddiyet ve samimiyetle dinlerdi. Birgün alt koridorda kaloriferci bir şeyler anlatıyordu hocaya. Sanırım bir akrabasını işe aldırmak istiyordu. Sonra hoca adamın yanından ayrıldığında, adamın yüzündeki ifade “hocadan bir söz aldığını” gösteriyordu. İnsanları hoşnut etmeyi severdi. İyilik yapardı. İnsanların elinden tutardı. Desteklerdi. İnsanlar için, yapabileceği bir şey varsa hiç tereddüt etmezdi. Gün geçtikçe az rastlanır hasletlerdir bunlar.

Anadolu’dan yeni gelmiş arkadaşlara karşı son derece dikkatliydi. Özellikle muhafazakar çocuklara “sizi önemsiyorum, sizin yetişmeniz benim için önemlidir.” Mesajını içeren bir üslubu vardı.

Bizim sınıfta bir imam hatipliler grubu vardı. 15 kişi kadardılar. (1980 girişliler)

İtiraf etmeliyim ki bu arkadaşlarımla ilgili kafamda daima bir istifham olmuştu. Bu çocukları köy, kasaba kafasından çıkarıp kentli, çağdaş rafine insanlar haline getirmeye çalışırdı.

Bu arkadaşlarımız AKP iktidara geldikten sonra bakan, milletvekili, büyükelçi, vali, belediye başkanı, idare mahkemesi yargıcı, Danıştay üyesi, öğretim üyesi oldular. Olmalarına bir itirazım yok. Cumhuriyet bu demek zaten. İtirazım olma biçimlerine.........

© 12punto